Risale-i Nur’a has olan kelimeler ve terkipler nelerdir?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Hemen hemen her yüksek ve değerli kitabın kendine has üslubu vardır. Kendine has kelimeleri ve terkipleri vardır. Yani kendine mahsus dili ve dilsel analitiği vardır. Bunlara bağlı olarak kendine layık makamı ve rütbesi vardır.

Ayrıca kitabın üslubunu ve dilini çözmek için dikkatli ve im'anlı (aşırı dikkatli) okunması gerekir. Üslup ve dili çözülünce de maksatlar ve manalar inkişaf etmeye başlar. Bu da okuyucunun kitaptan istifadesi ve istifazası için ehemmiyetlidir.

Risale-i Nur ise Kuran'dan tereşşuh etmiş mana ve hikmetlerle dolu bir tefsirdir. Bu tefsirinde kendine layık üslubu ve kendine has terkip ve kelimeleri vardır. Biz bu çalışmada kendine has olan en bariz olan bu terkipleri tesbit etmeye çalıştık.

Bazı terkipler Risale-i Nur'a has olmayabilir; nadir olarak bazı kitaplarda geçebilir. Ama bu ona has olmayacağı anlamı gelmiyor. Çünkü o terkip okununca ilk Risale-i Nur akla gelmektedir.

"Fakat İzmirli hâkimin dediği gibi, 'Risale-i Nur gizlenmiyor ve başka kitaplara benzemiyor ve temellük edilmiyor, nerede bulunursa bulunsun, 'Ben Nur'dan gelmişim.' der." (Emirdağ Lahikası-I, 97. Mektup)

Biz bu terkiplerin manalarını Risale-i Nur'a ve sitemizdeki sorulara havale ederek sadece zikrediyoruz.

- En başta şahs-ı manevi ve şahsiyet-i manevi terkipleri...

- Özellikle mana-yı harfi ve mana-yı ismi...

- Adem-i kabul ve kabul-i adem...

- Rahmet-i mücesseme...

- Ehadiyet ve Vahidiyet...

- Matbaha-i kudret...

- Cüz, küll; cüz'i, külli...

"Ve keza mesail-i mantıkıyeden 'küllî' ile 'küll' arasındaki fark ile rububiyete dair çok meseleleri öğrenmiş bulunuyorum." (Mesnevi-i Nuriye, Onuncu Risale)

- Misal-i musağğar...

- Mektubat-ı Samedani, mektubat-ı hakaik, kitab-ı samedani, kitab-ı kebir-i kâinat
vb. benzer çok terkipler...

"Yani her şey, Sâni'-i Zülcelal'in birer mektub-u hakaiknüma, birer kaside-i letafetnüma, birer kelime-i hikmet-eda hükmündedir ki; melaike ve cin ve hayvanın ve insanın enzarına arz eder, mütalaaya davet eder." (Sözler, Onuncu Söz, Altıncı Hakikat, Haşiye)

- Silsile-i vücud-u ilmî...

- Menfi adalet ve müsbet adalet...

- Sultan-ı sermedi, Müsebbibü'l-Esbab, şems-i ezeli...

- Nefsü'l-emir, hakaik, hakaiku'l-hakaik...

- Mimsiz medeniyet...

- Fiilen tekzip...

- İmkân-ı zati, imkân-ı vehmi, imkân-ı zihni, imkân-ı aklî, imkân-ı örfî, imkân-ı âdi...

"İKİNCİ NOKTA: İmkânın envâı var. İmkân-ı aklî, imkân-ı örfî, imkân-ı âdî gibi kısımları vardır. Bir hadise, eğer imkân-ı aklî dairesinde olmazsa reddedilir; imkân-ı örfî dairesinde olmazsa dahi mu’cize olur, fakat kolayca keramet olamaz..." (Lem'alar, On İkinci Lem'a)

- Müvellidül ma ve Müvellidülhumuza...

- Lezzet-i kudsiye, aşk-ı mukaddes, ferah-ı münezzzeh, mesruriyet-i kudsiye...

- İstiğna-i zati, şefkat-i mukaddese, muhabbet-i münezzehe, şevk-i mukaddes, sürur-u mukaddes, lezzet-i mukaddese, memnuniyet-i mukaddese, iftihar-ı mukaddes,

"...o Zât-ı Rahmânü’r-Rahîm, ona layık bir tarzda bir muhabbet, bir sevmek gibi, ona layık şuûnâtla tabir edilen ulvi, kudsî, güzel, münezzeh manaları vardır."

" 'Lezzet-i kudsiye, aşk-ı mukaddes, ferah-ı münezzeh, mesruriyet-i kudsiye' tabir edilen, izn-i şer’î olmadığından yad edemediğimiz gayet münezzeh, mukaddes şuûnâtı vardır ki, her biri, kâinatta gördüğümüz ve mevcudat mabeyninde hissettiğimiz aşk ve ferah ve mesruriyetten nihayetsiz derecelerde daha yüksek, daha ulvi, daha mukaddes, daha münezzeh olduğunu çok yerlerde ispat etmişiz." (Sözler, Otuz İkinci Söz, İkinci Mevkıf)

- Ayine-i samed olan kalp...

- Mukadderat-ı hayat...

- Aşk-ı beka...

- Şia-i velayet ve şia-i hilafet...

- Şeyheyn-i Mükerremeyn...

- Zecr tokadı ve şefkat tokadı...

- İstiğrak-ı ruhanî ...

- Velayeti kubra ve velayet-i suğra...

- Memaliki harre...

- İllet-i tamme...

- İktiran...

- La yüad ve la yuhsa...

- Kuvve-i maneviye...

- Neşv ü nema ...

Ve sayısız kelimeler ve terkipler...

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?

Yorumlar

artiha

Üstad tabir değiştirmiş, kalıbı değiştirmiş, ama mana ve hükmü değiştirmemiştir. Eşari ve Maturudi çizgisinden çıkmadan en izahlı, en hâlis bir şekilde Ehl-i Sünnet itikadını ortaya koymuştur. Eski dönem paradigma ve kalıpları ihtiyaca kafi gelmedi. Bu durumda yeni terminoloji sahne aldı. Kolay olmadı tabi başlangıçta belki eski sistem tamamen yıkıldı. Hiç bir şey kalmadı fakat her şeyin ortaya çıkması için başka yol da yoktu. Zaman aldı belki fakat bir anda zuhur etti. Dini ilimlerde inkişaf def'i veya def'i gibidir. Mûsikî ile aşina olan bir arkadaştan dinlemiştim. Perde, notaların bulunması içindir. Bir taraftan böyle bir kolaylık sağlarken, diğer taraftan ise alan kaplar ve bazı tonların açığa çıkmasını engeller. Bu nedenle perdesiz enstrümanlar icat edilmiştir. Başlangıçta hiç bir şey yok gözükür fakat aslında her şey boy göstermiştir. Acemiler hiç bir şey bulamaz, duayen ise her şeyi. Hem de eliyle koymuş gibi yani gözü kapalı. Risale-i Nur'da böyle, başta perdeli gidiyor. Gittikçe inkişaf eder. Eserlerin kendi terminolojisi var ve onun içinde aramak gerek iktiza ettiği hissiyatla. Risale-i Nur'a dalıp, onda kaybolup, kendini bularak çıkmak esas. Kırkıncı hoca demişti ki Sungur ağabeye, Üstad sana demedi mi, gün gelecek senin bu eserlerden anlamadığın bir şey kalmayacak diye? Merhum da tasdik ve ikrar etmişti. Bütün Kayseri cemaati de şahit

Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
Yükleniyor...