"Firak-ı ebediyi hicran-ı layezaliye, hicran-ı layezaliyi firak-ı ebediye ve adem-i mutlakı da her ikisine musallat eder ki, o firakların, o hicranların kökleri ortadan kalksın." İzah eder misiniz?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

"Hicran-ı layezali", sonsuz ayrılık. Ayrılıktan gelen ve sonu gelmez üzüntü demektir. "Firak-ı ebedî ise; sonsuz ayrılık demektir.

İkisinin birbirine musallat olması ve birbirlerini yok etmesini şöyle bir misal ile izah edebiliriz.

Meselâ; su bana musallat olsa ne olur? Ben ıslanmış olurum. Deprem bize musallat olsa ne olur? Her taraf tahrip olur. Peki, yokluk, bir adama musallat olsa ne olur? Adam yok olur.

Şimdi, bu sual ve cevaplardan yola çıkarak cümleyi izah edelim:

Ebedî hicranı bir yere koyalım. Sonra ebedî ayrılığı / firakı getirip ona musallat edelim. Ebedî hicranın durumu ne olur? Ebedî hicran, ebedî ayrılığa uğrar. Yani insan ile ebedî hicran arasında ebedî bir ayrılık olur, ama yok olmaz.

Tersini yaptığımızda ise, bu kez ebedî ayrılık ebedî hicrana uğrar. En son olarak adem-i mutlak olan ebedî yokluğu ikisine musallat etsek ne olur? Cevap: İkisi de ebedî yok olur. Peki, yok yok olunca, ne olur? Cevap: Var olur.

Dolayısı ile ebedî yokluk değil, ebedî varlık olacaktır. Allah'ın rahmeti ve merhameti ebedî yokluğa müsaade etmeyecektir. Bazı rivayetlerde kıyametin kopmasından sonra, ölüm denen hakikat, bir koç şeklinde getirilip kesilecektir. Yani ölüm yok edilecektir. Ölümün yok edilmesi sonsuz yaşamak demektir. (bk. Buhari, Tefsir 19; Müslim, Cennet 40, 41)

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Kategorileri:
Okunma sayısı : 5.770
Sayfayı Word veya Pdf indir
Bu içeriği faydalı buldunuz mu?

Yorumlar

artiha

Batılı batıla musallat etmek neden? Zira hak ehli, kendi duruşuna yakıştıramadığı için mi kavl-i leyyin ile hareket ediyor? Bunların hakkı cevap vermek değil tokat. Eski Said lisanıyla bilmecburiye dile getiriliyor bir takım ifadeler. 15 Temmuz da, iki batılın çarpışması olarak tanımlandı birileri tarafından. Mütekabiliyet olsa, elimize imkan geçtikten sonra, rövanş duygusu ile hareket ederdik. Biz o gece, meşru müdafaa hakkını kullandık. Buradaki hikmetler açısından nasıl bakılabilir? 

Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
Sorularla Risale

Zulüm ve batılla mücadelede hak ehlinin tavrını, kavl-i leyyin (yumuşak söz), meşru müdafaa ve hakkın hikmetli izharı çerçevesinde birkaç temel hikmetle özetleyebiliriz:

1. Hak Ehlinin Duruşu ve Mütekabiliyet Sınırı

Hak ehlinin kavl-i leyyin ile hareket etmesi bir acziyet değil, izzet ve ahlakın gereğidir. Çirkinliğe aynı çirkinlikle (rövanşist bir usulle) cevap vermek, hakkı savunanı da batılın seviyesine indirir. Mütekabiliyet usulünde dahi hak ehli intikam duygusuyla değil, adalet ve haysiyetle hareket eder.

2. Batılın Batıla Musallat Olması (Hikmet-i İlahiye)

Kader-i İlahi, bazen adaleti tecelli ettirmek ve hak ehlini korumak için zalimleri ve batıl mensuplarını birbirine musallat eder ("Zalimleri zalimlerle vururuz" hikmeti). Böylece hak ehli lekelenmeden ve doğrudan yıpranmadan, çürük sistemler kendi içindeki fesatla tasfiye olur.

3. Suçun Şahsiliği ve Mağduriyet Esası

Tepkide ve cezada adalet çizgisi aşılırsa, haklı olan taraf haksız konuma düşer. Kur'anî bir ilke olan "Hiçbir günahkar başkasının günahını çekmez" ilkesi uyarınca:

  • Öfkeyle veya rövanş duygusuyla hareket etmek, suçsuz insanları mağdur etme riski taşır.

  • Şahsi suçlar ve fitneler ancak adaletle ayrıştırılır; tokat atmak veya zulme zulümle karşılık vermek ise kurunun yanında yaşı da yakar.

Özetle: Hak ehli tokat atmayı beceremediğinden değil, adalet ve hikmetten ayrılmayı kendine yakıştıramadığı için vakur durur. "Eski Said" üslubundaki şimşekli ifadeler ise ancak zorunluluk anında adaleti sarsmadan sınırları çizmek için kullanılır.

1
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.

BENZER SORULAR

Yükleniyor...