"Mesleğimiz haliliye olduğundan meşrebimiz hıllettir." cümlesini "Fena fi’r-resul" ile izah eder misiniz?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Hz. İbrahim’e (as) Halilullah denir. Bu unvan şu ayete dayanır:

“... Allah İbrahimi halil (dost) edindi.” (Nisa, 4/125)

Hz. İbrahim (as), Cenab-ı Hakk'ın cemalî isimlerine mazhar olduğundan, yumuşak huylu ve son derece merhametli idi. Hz. İbrahim (as) putlara tapanlara beddua etmeyip onları Allah'ın Gafur ve Rahîm isimlerine havale etti.

Nur talebeleri de “muhabbet fedaileri” olduğundan, onların meslek ve meşrebi Hz. İbrahim’e (as) daha yakındır. Bundan dolayı mesleğimiz Haliliye'dir.

Diğer bir husus Üstad, Risale-i Nur talebelerinin mesleğini bir cihette “Sahabe Mesleği”, diğer cihette ise; “Haliliye Mesleği” olarak tavsif ediyor.

Evet, Risale-i Nur mesleği imana hizmet noktasında “Sahabe Mesleği”dir. İmanda terakki ve tekâmül cihetinde ise “Haliliye Mesleği”dir. Hz. İbrahim’i (as) Allah’a dost yapan ve “Halilullah” (bk. Nisa, 4/125) unvanını kazandıran sır; onun (as) “tefekkür” yolu ile Allah’ın birliğine ulaşması ve tevhitte terakki etmiş olmasıdır.

Üstad Hazretleri şöyle buyurur;

“Risale-i Nur’un mayası ve meşrebi tefekkür ve şefkat olduğu cihetle Hazret-i İbrahim’in (as) hususî meşrebi olan tefekkür ve şefkat noktasında tam tevafuk etmesi...” (Şualar, Birinci Şua, İkinci Ayet.)

Fena fi´r-resul: Bütün varlığını Hz. Peygamber’in (asm) manevi şahsiyetinde yok etmek manasına gelir. Bazı tarikat ehline göre Habib-i Kibriya Efendimiz’in (asm) rivayet yolu ile nakledilen hadisleri ile beraber hareketlerini benimsemek ve ona en küçük meselede aykırı harekette bulunmamak asıldır. Peygamber'de fâni olmanın en zahir manası, onun sünnetine sımsıkı sarılmak demektir. Sahabelerin Allah Resulü’ne (asm) olan eşsiz muhabbetleri, şiddetli aşkı ve bağlılıkları bunun en bariz bir misalidir.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Kategorileri:
Okunma sayısı : 17.526
Sayfayı Word veya Pdf indir
Bu içeriği faydalı buldunuz mu?

Yorumlar

omerfaruk29314
allah razı olsun cevaplar cok guzel
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
Bayezid
Hz. İbrahim'in tefekkür yanı ifade edilirken, Hâlıkını kainattan sorması güneşe, aya, yıldızlara sorması risale metoduyla paralellik adına önemli bir benzerlik, ifade edilebilir. Allah razı olsun.
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
Sunuy

Üstad hazretlerinin bahsettiği haliliye mesleğinin hillet meşrebinin gereği gibi hareket etmek fıtraten bize uymuyorsa ne yapmalı. Mesela birisi fıtraten celalli ise onun meşrebi nasıl cemali olan hillet meşrebi ile uyuşacak? Risale-i Nur'a intisabımızın gereğini yapmak için fıtratımızı o yönde nasıl kullanacağız?

Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
Sorularla Risale

Celalli olmak demek başkalarını kırmayı, rencide etmeyi başkalarına merhametsiz ve acımasız olmayı gerektirmiyor. Celalli olmak heybetli, ağırbaşlı ve vakur olma halidir ki bunlar kamil Mümin sıfatlarıdır. Celalin zıddı zelil, yalaka, hafif ve cıvıklık halidir ki bu sıfatlar hiçbir Mümine yakışmaz.

Hazreti Ömer (ra) celal ve vakuru ile meşhur bir sahabe idi ama asla gönül ve kalp kırmamış hilim ve hillet konusunda da zirve bir insandır. Demek celalli olmakla hilm sahibi olmak bir birini nakzeden ve bir birine zıt durumlar değillermiş.

Diğer bir husus öfkemiz davranışlarımıza yansımadığı müddetçe mesul olmayız önemli olan karşı tarafa olan davranışımız ve bunun olumsuz etkileridir.  Öfkeyi içimizde hapsedip kardeşlerimizle iyi ilişki içinde olabilirsek içimizde ki öfkeden dolayı sorumlu olmayız.

Üstadımız bu hususu şu şekilde ifade ediyor: "Eğer dersen: 'İhtiyar benim elimde değil; fıtratımda adâvet var. Hem damarıma dokundurmuşlar, vazgeçemiyorum.'"

"Elcevap: Sû-i hulk ve fena haslet eseri gösterilmezse ve gıybet gibi şeylerle ve muktezasıyla amel edilmezse, kusurunu da anlasa, zarar vermez. Madem ihtiyar senin elinde değil, vazgeçemiyorsun. Senin, mânevî bir nedamet, gizli bir tevbe ve zımnî bir istiğfar hükmünde olan kusurunu bilmen ve o haslette haksız olduğunu anlaman, onun şerrinden seni kurtarır. Zaten bu Mektubun bu Mebhasını yazdık, tâ bu mânevî istiğfarı temin etsin; haksızlığı hak bilmesin, haklı hasmını haksızlıkla teşhir etmesin." Yirmi İkinci Mektup.

Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
Yükleniyor...