"Hem gayet kat'î bir surette hissettim ve o şuur-u imanî ile hakkalyakîn bildim ki, fıtratımda çok şiddetli olan aşk-ı beka, Bâki-i Zülkemâlin bekasına, varlığına iki cihetle bakarken, enâniyetin perde çekmesiyle mahbubunu kaçırmış..." İzah eder misiniz?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

"Hem gayet kat'î bir surette hissettim ve o şuur-u imanî ile hakkalyakîn bildim ki, fıtratımda çok şiddetli olan aşk-ı beka, Bâki-i Zülkemâlin bekasına, varlığına iki cihetle bakarken, enâniyetin perde çekmesiyle mahbubunu kaçırmış, aynasına perestiş etmiş bir serseme dönmüş gördüm. Ve o çok derin ve kuvvetli aşk-ı beka, bizzat ve sebepsiz, fıtraten sevilen ve perestiş edilen kemâl-i mutlak bir isminin gölgesi vasıtasıyla mahiyetimde hükmedip o aşk-ı bekayı vermiş. Ve muhabbet için hiçbir illet ve hiçbir garazı ve zâtından başka hiçbir sebep iktiza etmeyen kemâl-i Zâtı perestişe kâfi ve vâfi iken, sâbıkan beyan ettiğimiz ve her birisine bir hayat ve bir beka değil, belki elden gelse binler hayat-ı dünyevîye ve beka feda edilmeye lâyık olan mezkûr bâki meyveleri dahi ihsan etmekle, o fıtrî aşkı şiddetlendirmiş hissettim."(1)

Bu iki cihetten birisi, insandaki beka aşkı, diğeri ise insanın fani olması ile bekaya ayna olmasıdır. İnsanın fıtratına konulmuş en esaslı ve en hakikatli his, beka duygusudur ki, bu aşk doğrudan Allah’ın bekasına ve sermedî olduğuna bakıyor ve onu bize ispat ediyor. Zira beka aşkı, baki olan Allah’a ve beka âlemine açılan bir pencere gibidir. Bu aşkın olup bekanın olmaması düşünülemez.

İnsan ruhunun ebediyet arzusu da bir sualdir, bunun cevabı ise ebedî hayattır. Üstad’ın buyurduğu gibi, “Vermek istemeseydi, istemek vermezdi.”

İkinci cihet ise, insanın ve mahlûkatın zaman nehrinden akıp gitmelerine mukabil, onların yerlerine yenilerinin vücuda gelmeleri onları icad edip yoktan var eden Zâtın bekasına işaret ve beşaret ediyor. Zira mahlûkat zaman nehrinde akıp gitmelerine rağmen, cemal ve kemal mânaları mahlûkat üstünde sabit bir şekilde parlıyor, gitmiyor, yok olmuyor. Demek ki, o cemal ve kemal sahibi bakidir.

Eşya daire-i ilimden daire-i kudrete geçmekle var oluyorlar, daire-i kudretten daire-i ilme geçmekle de bu âlem sayfasından siliniyorlar. Bu silinme hakiki mânada bir yok olma değildir.

Yazılan bir cümle silindiğinde mutlak mânada yok olmuyor, ancak sayfadaki varlığı ortadan kaldırılmış oluyor. Kâtibin ilmindeki varlığı ise devam ediyor.

Üstad hazretleri eşyanın hâdis ve fâni olmasının, yâni sonradan meydana gelip bir süre sonra kaybolmasının Allah’ın ve sıfatlarının bâki olduğunun delil olduğunu beyan ediyor. Güneşe karşı cereyan eden bir nehrin üzerinde teşekkül eden kabarcıkların güneşin varlığını gösterdiğini, sönüp gittiklerinde arkalarından gelen kabarcıkların da öncekiler gibi parlamalarının ise güneşin bekasına delil olduğunu nazara veriyor.

Allah’ın Zâtı ezelî olduğu gibi sıfatları da ezelîdir. Mahlûkatın ise hem kendileri hem de sıfatları sonradan yaratılmışlardır.

(1) bk. Şualar, Dördüncü Şua, Birinci Mertebe-i Nuriye-i Hasbiye.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Okunma sayısı : 6.649
Sayfayı Word veya Pdf indir
Bu içeriği faydalı buldunuz mu?

Yorumlar

ciddeli
Buradaki iki cihet, Allah'ın "bekası" ve "varlığı"dır. Aşk, Maşukun varlığını.. Beka ise Baki'yi gösterir. Aşık olunan hem 'Var' olmalı hem de 'Baki' olmalı.
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.

BENZER SORULAR

Yükleniyor...