"Bazı eblehler var ki, güneşi tanımadıkları için, bir âyinede güneşi görse, âyineyi sevmeye başlar." Bağlandığımız fani şeyler de bu tanıma girer mi? Evlat, eş de birer ayine midir?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

“Bazı eblehler var ki, güneşi tanımadıkları için, bir ayinede güneşi görse, ayineyi sevmeye başlar. Şedit bir hisle onun muhafazasına çalışır, tâ ki içindeki güneşi kaybolmasın. Ne vakit o ebleh, güneş, âyinenin ölmesiyle ölmediğini ve kırılmasıyla fenâ bulmadığını derk etse, bütün muhabbetini gökteki güneşe çevirir.”(1)

Allah için olmayan her türlü sevgi buradaki ayna kapsamına dahildir. Güneş olmadan ayna bir hiçtir öyle ise aynada sevip değer verdiğimiz ne varsa hepsi güneşe aittir. Güneşe ait yansımaları aynaya ait bir özellik gibi algılamak kâr-ı akıl değildir.

Aynı şekilde kainatta sevip değer verdiğimiz bütün güzellikler ve mükemmelliklerin hepsi Allah’ın sonsuz cemal ve kemalinden geliyorlar. Bunları Allah'ın (c.c) nam ve hesabına sevmek lazımdır. Şayet asıl kaynağı görmezden gelip sadece bir tecelli olan cüzi güzelliğe odaklanırsak bu doğru bir yaklaşım olmaz. Üstadımıza Otuzikinci Söz'de bu konu ile ilgili ben gençliğimi, eşimi, baharı, yemekleri elbette fıtraten sevmem lazım. Bunları sevmeyecek miyim mealindeki soruya " Tâdât ettiğin sevdiklerini sevme demiyoruz. Belki onları Cenâb-ı Hakkın hesabına ve Onun muhabbeti namına sev deriz." diyerek cevap verir.

Dünyada şuursuzca bağlandığımız fani şeylerin hepsi, bu tanımın içine giriyor maalesef. Bundan kurtulmanın tek yolu o bağlanıp değer verdiğimiz şeylerin fena ve fani yönlerini görmekten geçiyor. Batıp giden yok olmaya mahkum olan şeylere gönül bağlamak ancak gönül kanatır.

Bu sebeple Hazreti İbrahim (as) gibi demeli gönlümüzü Allah tevcih etmeliyiz: “Ben batanları, kaybolup gidenleri sevmem...” (En’am 76)

Üstadımız Dördüncü Şua'da bu fani şeylere aldanmamanın ve gözlerin önündeki hakikat güneşine mani olan perdenin kalkması için bize şöyle yol gösteriyor:

"Bendeki aşk-ı bekà, bendeki bekàya değil, belki sebepsiz ve bizzat mahbub olan kemâl-i mutlak sahibi Zât-ı Zülkemâlin ve Zülcemâlin bir isminin bir cilvesinin mâhiyetimde bir gölgesi bulunduğundan, fıtratımda o Kâmil-i Mutlakın varlığına ve kemâline ve bekàsına müteveccih olan muhabbet-i fıtriye, gaflet yüzünden yolunu şaşırmış, gölgeye yapışmış, âyinenin bekàsına âşık olmuştu. حَسْبُنَا اللهُ وَنِعْمَ الْوَكِيلُ geldi, perdeyi kaldırdı."(2)

Dipnotlar:

(1) bk. Lem'alar, On Yedinci Lem'a.
(2) bk. Şualar, Dördüncü Şua.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

BENZER SORULAR

Yükleniyor...