"Kadınların saadet-i uhreviyesi gibi saadet-i dünyeviyeleri de ... Rusya'da o biçare taifenin ne hale girdiğini işitiyorsunuz." Rusya'da neler olmuş?
Değerli Kardeşimiz;
"Kadınların saadet-i uhreviyesi gibi saadet-i dünyeviyeleri de ve fıtratlarındaki ulvi seciyeleri de bozulmaktan kurtulmanın çare-i yegânesi, daire-i İslâmiyedeki terbiye-i diniyeden başka yoktur. Rusya'da o biçare taifenin ne hale girdiğini işitiyorsunuz..." (Lem'alar, 24. Lem'a, İkinci Nükte)
Kadınlar hem dünya hayatında hem de ahiret hayatında mutlu ve mesut olmak ve fıtratlarının bozulmamasını istiyorlarsa, İslam dairesinde kalıp dinin emir ve yasaklarına uymaları gerekiyor.
“Daire-i İslâmiyedeki terbiye-i diniyeden” maksat İslam’ın emirlerine uymak yasaklarından kaçmak, onun ulvî hasletlerini hayatımıza tatbik etmektir.
Mesela tesettüre riayet etmek, iffeti ve edebi korumak, farzları yapmak İslam dini ile terbiye olmaktır.
Rusya'da dinsiz olan komünist rejim aile hayatını ve iffeti bitirdiği için, kadınlar ucuz bir meta derecesine düşmüş, ahlaksızlığın basit bir vasıtası haline gelmişler. Fuhşiyat öyle bir dereceye gelmiş ki, kadın erkek beraber hamamlara gitmeye başlamışlar.
Üstad Hazretleri bu hakikati şu şekilde tasvir ediyor:
"Rivayette var ki, 'Âhir zamanda bir erkek kırk kadına nezaret eder.' "
"Allahu a'lem bissavab, bunun iki tevili var:
"Birisi: O zamanda meşru nikâh azalır veya Rusya'daki gibi kalkar. Bir tek kadına bağlanmaktan kaçıp başıboş kalan, kırk bedbaht kadınlara çoban olur."
"Allahu a'lem bissavab, bunun bir tevili şudur ki: O fitneler nefisleri kendilerine çeker, meftun eder. İnsanlar ihtiyarlarıyla, belki zevkle irtikâp ederler. Meselâ, Rusya'da hamamlarda kadın-erkek beraber çıplak girerler. Ve kadın, kendi güzelliklerini göstermeye fıtraten çok meyyal olmasından, seve seve o fitneye atılır, baştan çıkar. Ve fıtraten cemalperest erkekler dahi, nefsine mağlûp olup o ateşe sarhoşâne bir sürurla düşer, yanar. İşte dans ve tiyatro gibi o zamanın lehviyatları ve kebairleri ve bid'aları, birer câzibedarlıkla pervane gibi nefisperestleri etrafına toplar, sersem eder. Yoksa, cebr-i mutlakla olsa ihtiyar kalmaz, günah dahi olmaz."(Şualar, 5. Şua, On Birinci Mesele.)
Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü
Yorumlar
Burada geçen terbiye-i diniye nedir ? Ailede verilmezse sonradan kazanılabilir mi ? Bu seciyenin biz de inkişaf etmesi için neler yapılmalı?
“Terbiye-i diniye” tabiri dinin kaide ve kurallarına riayet etme, özümseme, benimseme ve hayatını bu kaidelere göre yaşama anlamına geliyor.
Terbiyenin en önemli ve en etkili evresi ise çocukluk evresidir bu evrede çocuk dini bir terbiye ile eğitilirse ileride dini yaşaması ve özümsemesi daha kolay hale gelecektir. Bu sebeple Müslüman anne ve babalar çocuklarını dini bir terbiye ile yetiştirmek zorundadır bu hayatlarının en mühim bir vazifesidir.
Dinin anlama, özümseme, kabullenme kuvvetli bir iman tahkiki bir hidayet ile daha sonraki yaşlarda da olabilir ama çocukluk evresi kadar değerli ve etkili olamaz. Bu sebeple çocukluk evresinde ki dini terbiye çok değerli çok önemlidir.
Üstadımız bu gerçeğe şu şekilde işaret ediyor:
Çocuk doğduğunda beyaz bir kâğıt gibidir. O kâğıda ilk olarak neler yazılırsa, sonraki yazılar onun üstüne bina olur. İnsana verilen ilk terbiye ve eğitim, sonradan verilecek olanlara bir temel teşkil edecektir. Bu yüzden, insanın mizacının ve karakterinin oluşmasında ilk terbiye ve talim çok ehemmiyetlidir.
İnsana ilk terbiyeyi ve talimi verecek olan da anne ve babadır. Annenin, evladına olan ilk telkin ve terbiyesi, çocuğun hayatı boyunca bir rehberi olacaktır. Bu yüzden, anne ve babaya büyük sorumluluklar düşüyor. Üstad Hazretleri burada; minik bir yavrunun temiz zihnine, basit ve sade bir tarz ile telkin edilen Allah ve ahiret inancının ne kadar güzel ve tesirli bir esas olduğuna işaret etmektedir.
İbn Abbas’tan şöyle bir hadis rivayet edilmiştir:
Bizim kabiliyet ve seciyelerimizi inkişaf ettirmemizin en kolay ve hızlı yolu bu zamanda Risale-i Nurun tahkiki iman dersleri ile çokça meşgul olmak ve iman hizmetinde aktif bir şekilde çalışmaktır.
Kadınların fıtratlarındaki ulvî seciyeleri nelerdir?
Üstad Hazretleri, Tesettür risalesi olan 24. Lem'a'da kadınların fıtratındaki ulvî seciyelerin başında özellikle şefkat ve sadakati öne çıkarır.
Bahsedilen kısımlar ve diğer ilgili yerlerde geçen kadınlara mahsus ulvî seciyeler ve hasletler şunlardır:
Şefkat: Kadınların fıtratına dercedilmiş olan en güzel ve dâimî haslet olarak geçer. Özellikle anne şefkati, fıtrî ve ücretsiz bir kahramanlık olarak nitelendirilir ve büyük bir hizmet ve esas olarak görülür.
Sadakat ve Emniyet (Güvenilirlik): Kadının aile hayatında "müdîr-i dâhilî" (evin iç işlerinin yöneticisi) olması hasebiyle kocasının malına, evladına ve her şeyine muhafaza memuru olmasından dolayı en esaslı hasleti sadakat ve emniyettir. Tesettüre riayetin bu sadakati ve emniyeti korumanın bir yolu olduğu belirtilir.
İffet ve Namusunu Muhafaza: Fıtrî bir seciye olarak namahremlerden korkma ve çekinme eğilimi. Tesettürün, bu fıtrata uygun bir korunma olduğu ifade edilir.
Hüsn-ü Hulk (Güzel Ahlak) ve İsmet: "Mim'siz medeniyetin" yıktığı hürmet ve güzellik yerine, İslam terbiyesinde kadının "haşmetinin hüsn-ü hulk, lûtuf ve cemâlinin ismet (temizlik, günahtan çekinme)" olduğu belirtilir.
Temizlik Zîneti: Kadınların temizliğe olan fıtrî meyil ve zinetleri.
Risale-i Nurda, kadınların fıtratındaki bu ulvî seciyelerin gelişip ilerlemesi ve bozulmaktan kurtulmasının tek yolu, İslam dairesindeki dinî terbiyedir.
Kadınlar için Terbiye-i diniye nedir madde madde yazar mısınız klasik görüşle günümüz yorumlamaları çok farklı oluyor örneğin kadın kocasından izinsiz dışarı çıkamaz klasik görüşte fakat günümüzde bu rivayetler sahih olmakla suçluyorlar yada kadının çalışma hayatında bulunması terbiye-i diniyenin tezahürü günümüzde bir kadında nasıl bulunmalı ne doğru ne yanlış karısmış durumda kadının dini terbiye altında nasıl inkişaf etmesi de net bir şekilde nasıl olur diyemiyoruz madde madde açıklar mısınız?
Risale-i Nur Külliyatı, özellikle Hanımlar Rehberi ve Gençlik Rehberi gibi bölümlerde kadınların hem dünyevi hem de uhrevi saadetlerini, fıtratlarının korunmasını ve dini terbiyelerini çok derinlikli bir eksende ele alır. Sizin de belirttiğiniz gibi, günümüzdeki modern yaklaşımlar ile katı/geleneksel uygulamalar arasında sıkışıp kalan modern insan için Bediüzzaman Said Nursi, fıtratı merkeze alan ve asrın ihtiyaçlarını gözeten dengeli bir rehberlik sunar.
Risale-i Nur ışığında, kadınların dini terbiyesi (terbiye-i islamiye), fıtratlarının inkişafı ve günümüz karmaşasında doğru-yanlış dengesi madde madde şu şekildedir:
Fıtri Şefkat ve Kahramanlık (Terbiyenin Temel Taşı)
Risale-i Nur, kadının fıtratına en büyük ihsanın şefkat olduğunu belirtir. Bediüzzaman, kadınları "şefkat kahramanları" olarak tanımlar.
Doğru olan: Kadının dini terbiyesi, içindeki bu karşılıksız şefkat hissini bularak inkişaf ettirmesidir. Dini terbiye almış bir kadın, bu şefkati sadece evladına değil, tüm mahlukata ve imana muhtaç gönüllere yönlendirir.
Günümüzdeki yanılgı: Modern sekülerizm bu şefkati "zayıflık" gibi gösterirken, katı gelenekçilik ise kadını sadece ev içi fiziksel bir hizmetçi gibi görebilmektedir. Risale-i Nur'a göre ise kadın, şefkatiyle toplumun manevi koruyucusudur.
Tesettür ve İffet: Bir Esaret Değil, Fıtri Bir Siper
Günümüzde en çok tartışılan ve modern dünya ile klasik yorumların çatıştığı alanlardan biri tesettürdür.
Risale-i Nur'un Bakışı: Tesettür Risalesi’nde tesettürün fıtri olduğu, kadının narin yapısını, haysiyetini ve hürmetini koruyan manevi bir kale olduğu anlatılır.
İzin ve Dışarı Çıkma Meselesi (Klasik vs. Günümüz): Klasik fıkhtaki "kocadan izinsiz çıkmama" meselesi, Risale-i Nur’un getirdiği geniş ufukta bir "kölelik" ilişkisi değil, aile emniyeti ve sadakat esasıdır. Günümüzde kadının dışarı çıkması (eğitim, çalışma vb.) mutlak bir yasak değildir; ancak buradaki kıstas, dışarıdaki hayatın kadının iffetine, nezahetine ve aile içi sadakatine zarar vermemesidir. Eğer dış hayat, kadını "meta"laştırıyor ve fıtri hürmetini kırıyorsa, terbiye-i islamiyeye aykırıdır.
Çalışma Hayatı ve İktisat
Kadının iş hayatında yer alması günümüzün en büyük muammalarından biridir.
Tezahürü ve Sınırı: Risale-i Nur, kadının asıl vazifesini ve yuvasını "küçük bir cennet" olarak niteler. Ancak kadının meşru dairede, tesettür ve iffet sınırlarını koruyarak, fıtratına uygun alanlarda (örneğin eğitim, sağlık, ilim veya hanımlara yönelik hizmetler) bulunması terbiye-i diniyeye aykırı değildir.
Ölçü: Kadın çalışırken "iaşe (geçim) derdi" bahanesiyle fıtri vazifelerini feda etmemelidir. Bediüzzaman, kadınların fıtratında harika bir iktisat ve kanaat duygusu olduğunu söyler. Kadın, hırs ve israf yüzünden yuvasını terk edip modern hayatın kölesi olmamalı, iktisat terbiyesiyle evinin bereket direği olmalıdır.
Hayat Arkadaşlığı ve Refika-i Hayat Kavramı
Geleneksel yapıda bazen kadın sadece bir itaat nesnesi, modern yapıda ise her an boşanmaya hazır bir "ortak" gibi görülür.
Risale-i Nur’un Dengesi: Bediüzzaman, eşleri birbirine "refika-i hayat" (hayat arkadaşı) olarak tanımlar. Bu arkadaşlık sadece dünya ile sınırlı değil, ebedi hayatta da devam edecek bir beraberliktir.
İnkişafı: Kadın, kocasına sadece dünyevi bir güç veya amir olarak bakmaz; onu ahiret yoldaşı olarak görür. Erkek de kadına bir esir gibi değil, Allah’ın mukaddes bir emaneti ve ebedi cennet sultanı olarak hürmet eder. Karşılıklı hürmet ve muhabbet, "itaat" meselesini bir zorunluluk olmaktan çıkarıp fıtri bir teslimiyete ve huzura dönüştürür.
Günümüz Şartlarında Kadının Manevi Cihadı (Rehberlik)
Günümüzde neyin doğru neyin yanlış olduğunun karışmasının en büyük sebebi, rol modellerin bozulmasıdır.
Nasıl İnkişaf Eder?: Bediüzzaman, ahir zamanda kadınların iman hizmetinde çok büyük bir rolü olduğunu belirtir. Risale-i Nur dersleriyle aklını, kalbini ve ruhunu doyuran bir kadın, modern felsefenin getirdiği "özgürlük" yalanları ile geleneksel taassubun "baskıcı" yorumları arasına sıkışmaz.
Net Kıstas: Bir kadının attığı adım, yaptığı tercih (iş, sosyal hayat, eğitim vb.) onu Allah'a yaklaştırıyor, imani şuurunu artırıyor ve fıtratındaki şefkati bozmuyorsa doğrudur. Eğer onu dünyevileştiriyor, tesettür ve iffet perdesini zedeliyor, aile bağlarını koparıyorsa (modernitenin dayattığı şekliyle) yanlıştır.
Özetle;
Risale-i Nur gözlüğüyle bakıldığında, terbiye-i islamiye kadını hayattan koparıp dört duvara hapseden katı bir kurallar bütünü değildir. Kadının; şefkatini, iffetini, iktisat yeteneğini ve ebedi hayat arzusunu muhafaza ederek, modern dünyanın fıtrata aykırı dayatmalarına karşı manevi bir duruş sergilemesidir. Kadın bu terbiyeyle, hem kendi dünyasını cennete çevirir hem de geleceğin nesillerini yetiştiren en birinci muallim (öğretmen) olma vasfını kazanır.