"Maddî-mânevî füyûzât hisleri" terk ve feda etmek ne demektir?
Değerli Kardeşimiz;
"Herkes gibi gayet meşru ve zararsız olan bir yol tutarak şahsımı düşünseydim, maddî-mânevî füyûzât hislerimi feda etmeseydim, iman hizmetinde bu büyük mânevî kuvveti kaybedecektim. Ben maddî ve mânevî herşeyimi feda ettim, her musibete katlandım, her işkenceye sabrettim. Bu sayede hakikat-i imaniye her tarafa yayıldı..." (Emirdağ Lâhikası-II, 69.Mektup)
Üstad'ın bu türden beyanları, onun ruhunda hükmeden o akıl almaz şefkatten gelen harika fedakârlığın bir tezahürü olarak değerlendirilmelidir. Üstad'ın fedakârlıkla alakalı ifadelerinden şu neticeyi çıkarmamız mümkündür:
“Ben bu kutsî dava için dünyanın bütün lezzetlerini, zevk ve sefalarını, makam ve mevkilerini terk ettim. Gerekirse ahiret saadetimi de terke hazırım. Siz de hiç olmazsa dünyanızdan biraz fedakârlıkta bulunun.”
Maddî ve manevî fuyuzatın terkedilmesi hususu belki de fedakârlığın son noktalarından biridir. Büyüklerin ağızlarından südur eden bazı cümleleri anlamak mümkün değildir. Başka yerlerde fedakârlıkla alakalı olarak Bediüzzaman Hazretleri "ahiretimi feda etmeye hazırım" ifadesini de kullanmaktadır. Bu da yine tavuğunu bile feda etmekten aciz olan bizim gibi insanların bu şekildeki fedakârlıkları anlaması çok zordur. Demek ki hamiyet duygusunun öyle bir derecesi var ki, cennetini bile feda edebilecek, maddî ve manevî füyuzatını terk edebilecek hissiyatlar insanda galebe edebilmektedir.
Ahireti terk etmenin bir başka yönü de şudur:
Farz ibadetlerini yerine getiren bir müminin, iman ve Kur’an hakikatlerini başkalara da ulaştırmak için gayret göstermeyip sadece kendi şahsi kemalatı için çalışması, insanlardan uzak yaşaması ideal bir hareket değildir. İnsan başkalara faydalı olmak için şahsi kemaline vesile olacak bu gibi vesileleri icap ettiğinde terk edebilmelidir.
Bu ise ahiretin, yani ahiret kazancının terk edilmesi demek olur. Elbette Allah böyle fedakâr bir kulunu, o şahsi ibadetlerinin çok ötesinde feyizlere, nurlara, bereketlere mazhar kılar.
Üstadımız, şahsi kemalat peşinde koşmamış, o bereketli ömrünün tamamını insanların imanlarının kurtuluşuna feda etmiştir.
Bu konuda, onun "hizmetkârlığı makamata tercih etmesini", şahsına yapılan hüsn-ü zanları şahs-ı maneviye çevirmesini de hatırlamamız yerinde olur.
Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü