"Gayet manidar öyle mucizane bir kitaba çevirmiş ki, her bir harfi yüz satır ve her bir satırı yüz sahife ve her sahifesi yüz bab ve her babı yüz kitap kadar manaları ifade eder." İzah eder misiniz?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Kâinat bir kitap, sema, galaksiler, yeryüzü o kitabının binlerce mana ile dolu birer sayfasıdır. Dünya bu sayfadan bir cümle, bitkiler ve hayvanlar bu cümlenin kelimeleri, her bir bitki ve hayvan ise bu kelimelerin harfleridir.

Allah, kâinat kitabının her bir harfine sayısız manalar ve hikmetler yüklemiş. Bu manaları okuyup anlamak için de kitaplar ve peygamberler göndermiştir.

Mesela; insan bir kitap, insanın gözü bu kitap içinde bir sahife. Bu sahifenin anlaşılması için bir ilim dalı kurulmuş, nice araştırmalar yapılmış, nice tezler sunulmuş.

Yine kâinat büyük bir kitap, dünya bu kitap içinde bir sahife, insan ise bu sahife içinde bir satırdır. İnsan öyle bir satır ki, âdeta bütün kâinat kitabı dürülüp bu satırın içine dercedilmiş. Yasin harfinin içine Yasin Sûresi'nin ince ve latif bir hat ile yazılması gibi, kâinat da ince ve latif bir surette insanın mahiyet satırına yazılmıştır. İnsanı açsak kâinat olur, kâinatı dürsek insan olur, denilebilir.

Satırın sahife ve kitap değerinde olması, hem mana ve muhteva zenginliğidir hem de müstakil ayrı bir kitap gibi olmasıdır. Zira insan bedeninin çalışma sistemi ile bedeninde çalışan hücrenin çalışma sistemi arasında çok farklar var. Bu da hücrenin bedenden ayrı; ama ona bağlı olan bir kitap olduğunu gösteriyor.

Bir karınca, hücre, çiçek, arı kâinat kitabından bir harftir. Fen ilimleri bu harfleri okumakla bitiremiyor. Üstelik kâinat kitabı ve içindeki sayfa, paragraf, cümle, kelime ve harfler birbiri ile çok sıkı bir münasebet içindedirler. Mesela karınca bir harftir, ama güneş sayfası olmadan hayatını devam ettiremiyor. Bu yüzden, kâinat parçalanmaz bir bütün gibidir; her şeyiyle Allah’ın isim ve sıfatlarını bize talim ettiriyor.

İnsan bu kâinat kitabını okuyup Allah’ın isim ve sıfatlarını talim etmekle vazifelidir. İnsanlar Yüce Allah’ın varlığına ve birliğine güneş gibi ayna olan harika eserleri okuyamadılar, onların ne mana ifade ettiklerini anlayamadılar, kendileri gibi mahluk olan Güneş'e, ateşe, nehre, yıldıza, sığıra ve putlara taptılar. Çünkü onları hidayete erdirecek, yol gösterecek, eşsiz eserleri okutacak son kitap henüz nazil olmamış, o sonsuz nurun tebliğ edicisi olacak Fahr-i Âlem Efendimize (asm) nübüvvet vazifesi tevdi edilmemişti.

Kuran'ın ilk nazil olan ayeti "Oku!" ile başladı. Kur’an henüz nazil olmadığına göre, insan neyi okuyacaktı ve nasıl okuyacaktı? En son ve en mükemmel dinin tebliğ edicisi olacak en büyük Zat (asm) ümmi idi, okuma yazma bilmiyordu. Onu (asm) bizzat terbiye eden, en üstün insan olarak yaratan Allah, en son kitabı gönderecek ve onu en mükemmel bir mürşid yapacaktı.

"Üstadı mutlak, Muktedâyı Küll, Rehberi Ekmel” olan Resul-i Ekrem Efendimiz (asm) son resul olarak âlemlere rahmet diye gönderilince bütün âlem nurlandı, kış bahara döndü. Cenab-ı Hakk’ın varlığına ve birliğine delil olan bütün enfüsî ve âfakî deliller, o büyük rehberin, o emsalsiz pişdarın ve o en büyük mürşidin sayesinde okundu ve anlaşıldı.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Okunma sayısı : 1.812
Sayfayı Word veya Pdf indir
Bu içeriği faydalı buldunuz mu?
Yükleniyor...