"Dili kulağına itiraz etmez, kalp ruhun ayıbını görmez!" ifadesini, insanın bedenindeki maddi ve manevi işleyişi ile hizmetin şahs-ı manevisine tatbik edebilir misiniz?
Değerli Kardeşimiz;
İnsan vücudu tam bir dayanışma ile çalışır. Yüzümüzü yıkadığımızda ellerimiz birbiriyle yardımlaşırlar. Bir ayak diğer ayağa çelme takmadığı gibi, kalp de ruhun ayıbını görmez. Yani bir insan tutup da kendi hatalarını başkalarının içinde teşhir etmez.
Benzeri bir durum cemaat ruhunda da olur ve olmalıdır. Tenkide medar haller olsa bile, bu teşhir edilmeden cemaat içinde halledilir ve edilmelidir.
Müminler birbirlerine karşı kargir taşlar gibi girift olmalı, birbirlerine yardım etmeli, birbirlerinin ayıbını görmemelidirler. Böyle bir toplumun üstesinden gelmeyeceği hiçbir mesele olmaz. Bunun en bariz ve en güzel misali Asr-ı saadet'tir.
İslami esasları yaşamak ve yaşatmak bu asırda da mümkün olduğuna göre, herkes en azından bu İslami terbiyeye evvela nefsinden ve hanesinden başlamalı. Gerek komşusuyla gerekse de mahalle ve kasabasındaki kişilerle dostane yaşamak, uhuvvet ve kardeşlik tohumunu yeşertmek her müminin vazifesidir. O zaman ferdî ve içtimai olarak huzura kavuşmuş oluruz.
"Bu hizmet-i Kur'âniyede bulunan kardeşlerinizi tenkit etmemek ve onların üstünde faziletfuruşluk nev'inden gıpta damarını tahrik etmemektir."
"Çünkü nasıl insanın bir eli diğer eline rekabet etmez, bir gözü bir gözünü tenkit etmez, dili kulağına itiraz etmez, kalb ruhun ayıbını görmez. Belki birbirinin noksanını ikmal eder, kusurunu örter, ihtiyacına yardım eder, vazifesine muavenet eder. Yoksa o vücud-u insanın hayatı söner, ruhu kaçar, cismi de dağılır." (Lem'alar, Yirmi Birinci Lem'a)
Bedenimizin hayatını devam ettirmesi, azalar arasındaki şiddetli ahenk ve uyuma bağlıdır. Mesela kalp çalışmasa, beynin çalışması bir işe yaramaz. Akciğer görevini yapmasa, böbreğin çalışmasının bir önemi kalmaz. İnsan vücudunun hayatı ve devamı öyle bir hassasiyet içindedir ki, vücuttaki bütün azaların tam bir uyum içinde çalışmaları gerekiyor. Birisi diğerine engel olsa, ya da rakibane hareket etse, vücut dağılır ve ölür.
Nasıl ki, insanın bedeninin mükemmel bir ahenk ile işleyişi varsa, aynı şekilde manevi vücudun da harika bir uyum ve işleyişi mevcuttur. Mesela bedenimizde beyin ne ise, manevi bedenimizde akıl odur. Maddi vücudumuzda kalp ne ise, manevi kalbimiz de odur. Akciğerimiz ne ise, vicdanımız da odur. Gözümüz ne ise basiret de odur vs...
İşte, nasıl vücudumuzu ayakta tutan uyum ve ahenk ise, aynı şekilde manevi bedenimizi de ayakta tutan akıl, kalp ve sair latifelerin ve hislerin ahenk ile çalışmasıdır. Şayet akıl kalbe, kalp basirete, basiret vicdana muhalefet etse, manevi bedenin nizamı dağılır, intizam ihtilale ve bozulmaya yüz tutar ve manevi hayat söner. Bu yüzden aklı ile vicdanı arasında sıkışanlar, manevi buhrana giriyorlar. Aslında bütün psikolojik rahatsızlıkların temelinde bu manevi anarşi bulunuyor. Yani kalbi yılan ve çıyan ile dolmuş birisi, haksız ve zararlı bir iş yaptığı zaman, bozulmamış olan vicdanı müteessir oluyor. Hâlbuki bu manevi aza ve cihazlar İslam terbiyesi ile uyum içinde hareket etseler huzuru bulacaklar.
Aynı manayı cemaate de tatbik edebiliriz. Şayet cemaat arasında bir nizam ve uyum olmaz ise, cemaat dağılır ve vazifesini yapamaz. İhlas, cemaati bir arada tutan manevi bir iksir veya çimento gibidir. Ruh çıkınca, beden nasıl dağılıyor ise, ihlasın olmadığı bir yerde de cemaat dağılmaya mahkûmdur.
Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü
Yorumlar
İhlas Risalesi okunmaktadır.
"Bu hizmet-i Kur'âniyede bulunan kardeşlerinizi tenkit etmemek... Çünkü nasıl insanın bir eli diğer eline rekabet etmez, bir gözü bir gözünü tenkit etmez..." kısmı okunurken bir kardeş misal getirir.
Evet mesela gözümün birisi günaha bakarken bile diğer gözüm onu tenkid etmiyor, o da bakıyor.
Herkes güler. O kardeş de mahcup olur.
Ama verdiği misal aslında çok güzeldir. Böylesine delicesine birbirini destekleyen uzuv az bulunur.