"Gözünde bir nehar var; lakin ebyaz ve muzlim. İçinde bir sevad var ki bir leyl-i münevver. O içinde bulunmazsa, o şahm-pare göz olmaz..." İzah eder misiniz?
Değerli Kardeşimiz;
"Gözünde bir nehar var; lâkin ebyaz ve muzlim. İçinde bir sevad var ki bir leyl-i münevver. O içinde bulunmazsa, o şahm-pâre göz olmaz, sende bir şey göremez. Basiretsiz basar da para etmez." (Sözler, Lemeât, Nur-u Akıl Kalbden Gelir)
"Gözünde bir nehar var; lâkin ebyaz ve muzlim."
Nehar: Gündüz, aydınlık.
Ebyaz: Beyaz, ak.
Muzlim: Karanlık, loş, kararmış.
Gözde bir gündüz, yani bir aydınlık ve beyazlık var, fakat bu gündüz gibi olan madde hem beyaz hem de karanlıktır. Zira gözde görmeyi sağlayan gözün beyaz tarafı değildir. Dolayısıyla gündüzün ışıkları veya herhangi bir ışık göze geldiğinde göz görse de bu görmeyi sağlayan gözün beyaz kısmı olan yeri değildir.
"İçinde bir sevad var ki bir leyl-i münevver."
Sevad: Siyahlık, karalık, kara.
Leyl: Gece.
Münevver: Aydınlanmış, ışıklı, nurlu.
Gözün içinde bir siyahlık, bir karalık (göz bebeği) var ki, bu karalık aydınlanmış bir gece gibidir.
Bu, doğrudan göz bebeğini tanımlar. Göz bebeği fiziki olarak siyahtır (sevad), ancak ışığı içeri alarak (mercek görevi görerek) görmeyi mümkün kılan temel kısımdır. Göz bebeği olmasa, görüntü oluşmaz. Dolayısıyla, karanlık olan bu nokta, aslında görme ışığının (leyl-i münevver) kaynağıdır. Gözdeki siyahlık sayesinde aydınlık (varlık/görme) meydana gelir. Dolayısıyla beyazlık ve karalık zıt işler görmektedir. Yani beyaz kısmı karanlıktır ve görmez, lakin siyah nokta karanlıklı gibi görünse de aslında görme nuru o bölgede hasıl olur.
"O içinde bulunmazsa, o şahm-pâre göz olmaz, sende birşey göremez."
O: Bahsedilen içindeki siyahlık (sevad / göz bebeği).
Şahm-pâre: Yağ parçası, et parçası, kaba tabiriyle cismani vücut parçası. Burada "göz" anlamında kullanılmış.
Eğer o siyahlık (göz bebeği) gözün içinde bulunmazsa, o cismani et parçası madde "göz" olma vasfını yitirir ve sen onunla hiçbir şeyi göremezsin.
Bu, gözün görme işlevinde kara olan göz bebeğinin merkezi ve vazgeçilmez rolünü vurgular. Göz bebeği yoksa, ışık retinaya ulaşamaz ve göz, sadece biyolojik bir organdan ibaret kalır; görme yeteneği ortadan kalkar.
"Basiretsiz basar da para etmez."
Basar: Gözle görme yeteneği, göz.
Basiret: Kalp gözüyle görme, derin görüş, anlayış, seziş, feraset, imanlı ve hidayetli bakış açısı demektir.
Basiretten (kalp gözünden) mahrum olan "basar" (fiziksel görme) da bir işe yaramaz ve hiçbir değer taşımaz.
Üstad Hazretleri fiziksel görmenin (basar) ötesinde, olayı basiret kavramına bağlar. Maddi gözle bakmak yeterli değildir; derin bir anlayış, idrak etme, neyin göründüğünü anlama yeteneği de (basiret) olmalıdır. Eğer bu imanlı ve ferasetli görüş yoksa, gözün gördüğü her şey anlamsız, faydasız ve değersiz kalır.
Özetle bu ifade, gözün mucizevi yapısını ve görme özelliğinin derinliğini anlatan mükemmel ve benzetmeli şiir tadında bir metindir.
Fiziksel olarak gözdeki karanlığın (göz bebeği / sevad) sayesinde, gözdeki aydınlığın (görme / nehar) mümkün olduğunu söyler.
Manevi olarak ise, gerçek görmenin sadece fiziksel bir fiil (basar) olmadığını, bu eylemin mutlaka manevi bir derinlik ve anlayış (basiret) ile tamamlanması gerektiğini vurgular.
Kısacası, "Maddi gözünle görüyorsun, ama içindeki idrak (basiret) olmazsa, baktığın şeyin anlamını kavrayamazsın ve görmen boşa çıkar." demektedir.
İlave bilgi için tıklayınız:
- Basiret; Allah'ı görmektir. (Vedeo: Dr. B. SABAZ)
Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü