Allah zatı ile mi; ilim ve kudretiyle mi her yerde hazır ve nazırdır? Mekanı olan "Güneş" misali verilmesi doğru mu?

Allah zatı ile mi; ilim ve kudretiyle mi her yerde hazır ve nazırdır? Mekanı olan "Güneş" misali verilmesi doğru mu?
Soru Detayı

- Allah, kulu ile kalbi arasına nasıl girer?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Evvelâ; eserden eser sahibine ulaşmak, mantık ve kelam ilminde en sağlam yol olarak kabul edilmiştir. Sanatkârı en güzel tanıtan ve ispat eden eserleri ve sanatlarıdır.

İkincisi, zaman ve mekân içindeki varlıklar Allah’ın isim ve sıfatlarına işaret ediyorlar. Yoksa onun zaman ve mekândan münezzeh olan Zat-ı Akdesinin mahiyetinin ne olduğuna işaret etmiyorlar. Yani Allah’ın varlığına ve birliğine işaret etmek ile O’nun Zat-ı Akdesinin mahiyetinin ne olduğu meselesi çok farklı şeylerdir. Kâinat ve içindeki eşya Allah’ın varlığına, birliğine, isim ve sıfatlarının manasının ne olduğuna kati bir şekilde işaret ederler, ama Allah’ın zatı ve hakiki mahiyetinin ne olduğu hususunda bize mizan ve mikyas olamazlar.

“Cenâb-ı Hakka mevcud-u meçhul unvanıyla bakarsan marufiyet şuaları bir derece tebarüz eder.” (Mesnevi-i Nuriye)

Marifet, Allah’ı tanıma demektir. O’nun zâtının bilinemeyeceğini bilmek de marifettir. Bu hakikatin, mahlûkatta en yakın misâli kendi ruhumuzdur. Mevcut ama meçhul; var fakat mahiyeti bilinmiyor. Görmemiz, işitmemiz, konuşmamız, yürümemiz, kanımızın dolaşımı, hücrelerimizin faaliyeti hep o ruhtan haber veriyorlar, ama aklımız onun mahiyetini kavrayamıyor.

Üçüncüsü, bir marangoz şahsı itibari ile yaptığı bir masanın içinde değildir, ama ustalığı ve mahareti ile eserinin her bir nakşında ve işlemesinde mevcuttur. Şimdi marangoz ustası şahsı ile masanın içinde değil diye, onun maharet ve ustalığına işaret eden delilleri inkâr etmek kabil olabilir mi acaba?

Cenab- Hak da isim ve sıfatları ile her şeyin yanında hazır ve nazıdır, ama Zatı itibari ile her şeyden münezzeh ve mukaddestir. Bu ikisini birbiri ile karıştırmamak gerekiyor.

Dördüncüsü, Allah Zatı itibari ile değil, isim ve sıfatları ciheti ile her şeyin yanında hazır ve nazırdır. Zat-ı Akdesi ile bizzat değil, bilvasıta tasarruf ediyor. Yani Allah’ın isim ve sıfatları O’nun Zatı ile kaim ve Onun Zatından kaynayıp geldiği, için dolaylı bir şekilde Allah’ın Zatı her fiil ve icraatın memba ve esasıdır denilebilir. Ama Zat-ı Akdes asla ve kata mahlûkat ile mübaşeret ve temas içinde değildir; isim ve sıfatları ile her şeyin yanında hazır ve nazır olmaz. Allah Zatı ile her şeyin yanında bizzat hazır ve nazır demek şirk olur.

On Altıncı Söz'deki güneş misali bu hakikati akla yaklaştırmak için verilmiştir. Güneş zatı itibarı ile bizden çok uzak olmasına rağmen, ısı ve ışığı ile göz bebeğimizin içine kadar giriyor. Allah Zatı itibari ile mahlûkattan nihayetsiz uzak ve münezzeh iken, isim ve sıfatları ile bize şah damarımızdan daha yakındır. Bu mana itibari ile Allah kâinatta Zatı ile değil, isim ve sıfatları ile iş görüyor. Ama isim ve sıfatların arkasında ve membaı olarak yine mübarek Zat-ı Akdesi vardır. Öyle ise şunu söyleyebiliriz; Allah Zatı ile her şeyin yanında bizzat değil, bilvasıta olan isim ve sıfatları ile vardır. Kâinatı ve fezayı ihata etmesi Zatı ile değil isim ve sıfatları iledir.

Allah’ın insanın kalbine girmesi, yine Zatı ile değil, isim ve sıfatları noktasındandır. Allah ezelî ilmi ile kalbimizin en küçük arzularını bilir, basar sıfatı ile görür, sem sıfatı ile işitir, kudret sıfatı ile şekillendirir, kelam sıfatı ile konuşur, irade sıfatı ile orada hükmeder. Ancak asla ve kata Zat-ı Akdesi ile orada bulunmaz. Zira Allah zaman ve mekândan münezzeh ve mukaddestir.

Temsiller sadece dağınık ve uzaktaki meseleleri toparlayıp, akla yaklaştırmak için kullanılan vasıtalardır. Bu sebeple temsillerin her noktası ve her köşesi hakikate tatbik edilmezler. Güneş, sadece bu ince hakikatin anlaşılmasında bir misal ve temsildir, her noktasını hakikate tatbik etmek, teşbih ve temsil metodunun ruhuna uygun olmaz. Güneşin mekânı değil, dünyamıza uzaklığı konumuza işaret ediyor. Güneşin buradaki uzaklığı ise mekândan münezzehiyeti temsil ediyor.

"Şüphesiz Rabbiniz O Allah’tır ki gökleri ve yeri altı günde yarattı, sonra arşa istivâ etti."(A’raf Suresi, 7/54)

Nasıl yukarıdaki ayetinde "arşa oturmak" tabiri bir yere oturmak manasında değil, bir yerin hüküm ve idaresini elinde tutuyor manasındadır. Üstad Hazretlerinin "nihayetsiz uzak" tabiri de tenzih ve takdis manasındadır, yoksa bir mekân uzaklığı manasında değildir.

Öyle ise özet olarak şunu söyleyebiliriz; Allah zatı ile değil, isim ve sıfatları ile her yerde hazır ve nazırdır.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Kategorileri:
Okunma sayısı : 48.071
Sayfayı Word veya Pdf indir
Bu içeriği faydalı buldunuz mu?
Yükleniyor...