"Güneş zîşuur olsaydı" neden harareti kudret, ziyası ilim olurdu?

Soru Detayı

- Bir de bir şeyin bir yere tecelli etmesi için bir şeyin de bir yerde olması gerekir mi?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

"Eğer, faraza, Güneş zîşuur olsaydı harareti ayn-ı kudreti, ziyası ayn-ı ilmi, elvân-ı seb’ası sıfât-ı seb’ası olsaydı o vakit, o tek ve yekta bir güneş, bir anda her bir âyinede bulunur, her birisini kendine bir nevi arş ve bir çeşit telefon yapabilirdi. Birbirine mâni olmazdı. Herbirimizle, âyinemiz vasıtasıyla görüşebilirdi. Biz ondan uzak iken, o bize bizden daha yakın olurdu." (Sözler, On Altıncı Söz, Birinci Şua)

Bu örnekte nurani olan Güneş'in şuur kazanması varsayımı, Allah'ın ilim ve kudret sıfatlarının anlaşılmasına bir köprü vazifesi görür. İnsanın kendi algı dünyasından yola çıkarak soyut kavramları somutlaştırmaya çalışır. Benzetme ve temsil getirme derin, dağınık, soyut ve uzak anlamları akla yaklaştıran ve anlaşılmasını sağlayan dürbün, mercek ve mikroskop gibidir.

Işık, etrafı aydınlatan, görünür kılan ve bilgi sağlayan bir şeydir. Güneş'in ışığıyla her şeyin rengi, şekli ve varlığı belirginleşir. Şuur sahibi bir varlık için bu, etrafındaki her şeyi bilmek, kavramak ve her şeye nüfuz etmek anlamına gelirdi. Bu nedenle ışık, Allah'ın ilim sıfatına bir temsildir. Allah, her şeyi bütün detaylarıyla, en ince ayrıntısına kadar bilir. Hiçbir şey onun (c.c) ilminden gizli kalmaz.

Güneş'in harareti, yani ısısı, yeryüzündeki yaşamın kaynağıdır. Bitkilerin büyümesini, suyun buharlaşmasını, mevsimlerin oluşumunu ve kısacası tüm doğal döngüleri sağlar. Hararet, aktif bir güç, bir etki ve bir tasarruf (yönetim) demektir. Şuur sahibi bir varlık için bu, istediğini yapabilme, etki edebilme ve her şeyi idare edebilme gücü anlamına gelirdi. Bu nedenle hararet, Allah'ın kudret sıfatına bir temsildir. Allah, her şeye gücü yeten, dilediğini var eden ve her şeyi dilediği gibi yöneten Zattır.

Güneş gibi maddi bir varlığın bile, şuur kazanması farz edildiğinde, kendi yansımaları (ışık ve hararet) üzerinden ilim ve kudret gibi üstün sıfatları ifade edilebilirken, bütün kâinatın yaratıcısı olan Allah'ın sonsuz ilim ve kudret sahibi olmasını aklen idrak etmek daha kolay olacaktır.

"Bir şeyin bir yere tecelli etmesi için bir şeyin de bir yerde olması gerekir mi?" sorusu, genellikle mekân ve zaman kavramlarına takılı kalmaktan kaynaklanır. Ancak Allah, mekândan ve zamandan münezzehtir. Yani o (c.c), herhangi bir yere veya zamana bağlı değildir.

Onun bir şeyi icat edip yaratması için temasa, dokunmaya, bir yerde bulunmaya veya bir zaman içinde olmaya ihtiyacı yoktur.

Bir mühendis yaptığı binalarla kendini gösterir, ancak o binaların içinde değildir. Bir yazar yazdığı eserlerle kendini tanıtır, ama kendisi kitabın sayfalarında değildir. Benzer şekilde, Allah da yarattığı bu muazzam kâinatla kendini tanıtır, sıfatlarını ve isimlerini gösterir. Onun kudreti her şeyde hissedilir, ilmi her zerrede tecelli eder. Ama Allah hiçbir mekanda hiçbir zaman diliminin içinde değildir.

Allah, mekânda değildir, ama her yerdedir. Bu, onun zatının her yere yayılması değil, ilim ve kudretiyle her şeyi kuşatmasıdır. Güneş örneğinde olduğu gibi, Güneş'in ışığı her yere yayılırken, Güneş'in kendisi tek bir yerdedir. Ancak Allah, ışık gibi yayılma ihtiyacı duymadan, aynı anda her şeye ilmiyle ve kudretiyle hükmeder. Bu durumu, bir aynanın birden çok yerde yansıması gibi düşünebiliriz. Ayna aynı ayna olsa da yansıması farklı yerlerde görülebilir. Allah'ın tecellileri de onun sınırsız gücünün ve varlığının farklı boyutlarda açığa çıkmasıdır.

Özetle; Allah zatı ile değil sıfatları ile her yerde hazır ve nazırdır. Güneş zatı ile bir göze girerse o gözü patlatır ve Güneş'in o göze sığması ve girmesi mümkün değildir. Ama aynı Güneş tecelli şeklinde göze girip gözü aydınlatabilir. Aynı şekilde Allah zat-ı akdesi ile kâinatla temas içinde değil kâinatın içinde ya da herhangi bir bölgesinde değildir; zaten ezeli ve ebedi olan bir zatın sınırlı ve sonlu olan kâinat içinde olması ve ona sığması söz konusu değildir.

İlave bilgi için tıklayınız:

- "Hiçbir mekânda olmadığı gibi her mekânda hazırdır." cümlesini izah eder misiniz?

- Allah her yerde hazırdır, diyoruz. Allah zatıyla mı her yerde hazır? Ya da bütün icraatları zatıyla mı yapıyor?

- Allah her yerde; ama hiçbir yerde! (Video: Dr. B. SABAZ)

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Kategorileri:
Okunma sayısı : 498
Sayfayı Word veya Pdf indir
Bu içeriği faydalı buldunuz mu?

BENZER SORULAR

Yükleniyor...