Block title
Block content

"O arının bütün emsalinin bütün zeminde, aynı zamanda aynı fiile mazhariyetleri gösteriyor ki bu cüz'î ve hususi fiil ise ihatalı rûy-i zemini kaplamış bir fiilin bir ucudur." İzah eder misiniz?

 
Soru Detayı:

Aşağıdaki bahsi açarmısınız teşekkür ederim Allah razı olsun O arının bütün emsalinin bütün zeminde, aynı zamanda aynı fiile mazhariyetleri gösteriyor ki bu cüz'î ve hususi fiil ise ihatalı rûy-i zemini kaplamış bir fiilin bir ucudur. Öyle ise o büyük fiilin fâili ve o fiilin sahibi kim ise o cüz'î fiil dahi onundur Risale-i Nur - Lem'alar(412)

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Dünyanın her tarafındaki arıların ortak ve benzer tavırlar sergilemesi ve aynı kanunlar çerçevesinde aynı ürünü vermesi, arıları yaratan sanatkarın tek ve bir olduğunu ispat eder. Ve arıları çekip çeviren kanunların hakimiyet ve tedbiri o Zat'ın elinde bulunmak iktiza eder.

Mesela, suyun kaynama derecesi 100°C’dir ve bu kural bir damla su için de bir deniz içinde aynıdır. Damla bu kanunun ucu ve en küçük birimi olurken, deniz de geneli ve en büyük alanı oluyor. Bu durumda kanun kimin elinde ise damla ve deniz de onun elinde demektir. Çünkü kanun damlayı da denizi de kapsayıp içine alıyor. "Deniz büyük ve genel olduğu için onun olabilir, ama damla küçük ve uç olduğu için benim olabilir." diyemezsin, çünkü kanun buna müsaade etmez.

Bütün kiminse bütüne bağlı ve ait olan parça da onundur. Parça ile bütün öyle sıkı bir bağ ile bağlanmış ki parçaya sahip olabilmek bütüne sahip olabilmekten geçiyor. Kainat ile parçaları arasında da benzer bir ilişki bulunuyor. Kainat kiminse kainatın parçaları da onundur. Parçaları kainattan koparmak mümkün değildir.

"Potin bağı" teorisine göre tabiat maddenin yapı taşları gibi temel birimlere indirgenemez; bütünüyle iç tutarlığı ile anlaşılması gerekir. Bu bakış büyük düşünür David Bohm’un "Holistik Evren" anlayışıyla da örtüşüyor. Maddenin temel yapı taşlarına dayanan -atom altı parçacıkları- fikri terkediliyor. Nesneler, karşılıklı ve tutarlı ilişikler sayesinde var olabilir. Maddi evren karşılıklı dinamik olaylar ağı şeklinde düşünülüyor. Teoriye “potin bağı” adı verilmesi de bundandır. Potinin bağı ise mutlak bir varlığın elinde. Yani  maddeci olan Batı düşüncesi tevhide yaklaşır gibi oluyor.

Bu noktada kainat teavün (yardımlaşma), tesanüd (dayanışma), teanuk (kucaklaşma), tecevüb (cevaplaşma) fiilleri ile âdeta bölünmez bir bütün gibidir. Bunlar gözümüz önünde cereyan ettiği için ispata bile lüzum yoktur.

Teavün: Kelime olarak yardımlaşma demektir. Kainatın bütün unsur ve parçaları arasındaki şiddetli münasebet ve ilişkiye kinaye olan bir kelimedir. Havanın toprağa yağmur, toprağın havaya buhar vermesi bir çeşit yardımlaşmadır. Güneşin toprakta yağmuru buharlaştırması da güneşin bu yardımlaşmadaki katkısı ve yardımıdır. Kainatın her bir cüzünde bu münasebet vardır.

Tesanüd: Kelime olarak dayanışma içinde olmak demektir. Yine yardımlaşmada olduğu gibi kainatın en küçük parçasından en büyük galaksilerine kadar her şey arasında bir dayanışma ve yardımlaşma manası hükmediyor. Kainatın bir ucundaki bir küre ile diğer ucundaki küre arasında bizim idrakinden aciz kaldığımız gizli ve ince dayanışma ilişkileri mevcuttur. Dayanışma yardımlaşmaya nispetle biraz daha geniş bir halkadır. Hava ile toprak arasındaki münasebet biraz dar bir halka iken kainatın iki zıt uçları daha geniş bir halkadır. Dayanışma bu genişliğe işaret ediyor.

Teanuk: Kelime olarak kucaklaşmak ve kenetleşmek manasına gelir. Teavün ve tesanüdün biraz daha ileri mertebesini ifade eder. Yani kainat ve unsurları arasında öyle şiddetli bir ilişki ve münasebet var ki âdeta birbirlerine kenetlenmiş ve kucaklaşmış gibidirler. Kainatı âdeta parçalanması ve bölünmesi imkansız bir bütün haline sokuyor. Kainat ile bir parçası arasında bütünlük ilişkisi kuruyor.

Tecavüb: Kelime olarak cevaplaşmak, haberleşmek manasına gelir. Cevaplaşmada konuşmak ve dertleşmek manası hükmeder ki, artık parçalar arasında bütünlük manasının en son ve kamil manasıdır. Yani kainat ve parçaları adeta ana ile evlat gibi bir birleri ile konuşup dertleşiyorlar demektir. Diğer tabirlerin en mükemmel noktasıdır. Güneş ile toprak konuşacak derecede birbirleri ile şiddetli münasebet içindeler demektir. Kalp ile beyin arasındaki sinirler ve damarlar âdeta cisimleşmiş bir hitaplaşma ve cevaplaşıp konuşma gibidir. Daha buna benzer sınırsız misaller vardır. Bugün fen ilimleri bu manayı daha da netleştirip somutlaştırmıştır.

Madem kainatın en küçük maddesi ile galaksiler arasında böyle muazzam bir bütünlük ilişkisi mevcut, öyle ise "parça kiminse bütün onundur" ya da "bütün kiminse parça onundur" önermesi gayet kati gayet rasyonel bir önermedir. 

Bir arıyı yaratmak bütün kainatı yaratmaya bağlıdır, öyle ise arı kimin ise kainat da onundur...     

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editör

Paylaş
BENZER SORULAR
Yükleniyor...