"O dairelerde birer arş-ı rububiyet ve birer merkez-i tasarrufa medar olan bir sema tabakasında gösterdiği âsâr-ı rububiyeti, birer birer o abd-i mahsusa..." Birer arş-ı rububiyet ve birer merkez-i tasarrufa medar olan bir sema tabakası ne demektir?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

"Cenâb-ı Hakkın tertib-i mahlukatta tecelli ettirdiği ayrı ayrı isim ve unvanlarla ve saltanat-ı rububiyetinde teşkil ettiği devâir-i tedbir ve icadda ve o dairelerde birer arş-ı rububiyet ve birer merkez-i tasarrufa medar olan bir sema tabakasında gösterdiği âsâr-ı rububiyeti birer birer o abd-i mahsusa göstermekle..." (Sözler, Otuz Birinci Söz, İkinci Esas.)

Âlemler hakkında yapılan ikili sınıflandırmalardan birisi de "âlem-i emir" ve "âlem-i halk" şeklindedir. Halk âlemi, emir âleminden idare edilir. Yerküresi halk âleminden, yerçekimi emir âlemindendir; ağaç halk âleminden ondaki büyüme kanunu emir âlemindendir; beden halk âleminden ruh ise emir âlemindendir.

Arş, emir âleminin merkezidir ve “ilahi emirlerin meleklere ilk tebliğ edildiği makam” şeklinde tarif edilmiştir. Üstad Hazretleri "Kalp de bir arştır." demekle, halk âleminden olan bedenin kalpten idare edildiğini ifade etmiş oluyor. Burada kalp kelimesi ruh manasında kullanılmıştır.

Madde âlemi kürside son bulur, yani “kürsi” bütün maddi âlemleri ihata etmiştir. Arş-ı azam ise kürsiyi de ihata eder. Ancak onun bu ihatası havanın bizi ihata etmesi gibi maddeten kaplama şeklinde değil, Üstadımızın işaret ettiği gibi kalp ve ruhun bedeni ihata etmesi gibidir.

Buna göre, arş bir tanedir; arş-ı rububiyet ve benzeri ifadelerde arş kelimesi “idare ve yönetim merkezi manasında” mecazi olarak kullanılmıştır.

Sema tabakaları denilince hemen akla gelen gökyüzündeki farklı tabakalardır. Üstad'ın ifadesini bu bakış açısıyla değerlendirmenin eksik olacağını düşünüyorum. En iyisi Üstad Hazretlerinin On İkinci Lem’ada sema tabakaları hakkında yaptığı açıklamaları nazara almaktır. Üstadımız yedi kat sema hakkındaki farklı telakkileri sıraladıktan sonra, en isabetli görüş olarak şu iki maddeye dikkat çekiyor:

"Daha geniş fikirli bir tabaka-i beşeriye, yıldızlarla yaldızlanıp bütün görünen gökleri bir sema sayıp, onu bu dünyanın semasıdır diyerek, bundan başka altı tabaka-i semavat var olduğunu fehmeder."

"Ve nev-i beşerin yedinci tabakası ve en yüksek taifesi ise, semavat-ı seb'ayı âlem-i şehadete münhasır görmüyor; belki avalim-i uhreviye ve gaybiye ve dünyeviye ve misaliyenin birer muhit zarfı ve ihatalı birer sakfı olan yedi semavatın var olduğunu fehmeder." (Lem'alar, On İkinci Lem’a, İkinci Mesele-i Mühimme.)

Her iki ifade de bizi sema tabakalarını yıldızlar âleminde aramaktan kurtarıyor. Sema ötesi, gaybî ve uhrevî âlemleri de dikkate almamızı sağlıyor. Buna göre, sema tabakaları derken bildiğimiz “arş, kürsi, âlem-i misâl, âlem-i ervah, âlem-i berzah, âlem-i mahşer, âlem-i ahiret” gibi âlemler yanında daha bilmediğimiz nice âlemler de olduğunu düşünmemiz gerekiyor.

İşte bütün bu saydığımız ve sayamadığımız âlemler hep Allah’ın mülküdür, onun rububiyetinin saltanatına birer şahittirler.

Bunun bir küçük misalini kendimizde görüyoruz. Şöyle ki;

İnsanda birbirinden farklı nice terbiye çeşitleri sergilenmektedir. Göz görecek şekilde terbiye edildiği gibi, kulak işitecek şekilde, mide hazmedecek şekilde, el tutacak, ayak yürüyecek şekilde terbiye görmüşlerdir. Ruh âlemimizde de akıl anlayacak şekilde, hafıza hıfzedecek şekilde terbiye edilmişlerdir.

İşte insan-ı ekber olan kâinatta da birbirinden farklı, ama hepsi mükemmel, hepsi mucize nice terbiyeler icra edilmekte, onların neticesi olan nice eserler yaratılmaktadır.

İşte mi’rac ile bütün bu rububiyet eserleri o Abd-i Mahsus’a (asm.) gösterilmiştir. Hangi sema tabakasında nelerin gösterildiğini bilemeyiz. Mi’rac ile ilgili hadis-i şeriflerde sadece hangi sema tabakasında hangi peygamberle görüştüğü haber verilmiş.

Sadece bu Risaledeki bir bölümü aktarmakla yetineceğiz:

"Her bir semada bir isim, bir unvan-ı İlahî hâkimdir. Sair unvanlar da onun zımnındadır. Mesela İsm-i Kadîr'e mazhar Hazret-i İsa Aleyhisselâm, hangi semada Peygamber Aleyhissalâtü Vesselâm ile görüştü ise; işte o sema dairesinde Cenâb-ı Hak Kadîr unvanıyla bizzat orada mütecellidir."

"Mesela, Hazret-i Musa Aleyhisselâm'ın makamı olan sema dairesinde en ziyade hükümferma, Hazret-i Musa Aleyhisselâm'ın mazhar olduğu 'Mütekellim' unvanıdır ve hakeza..." (Sözler, Otuz Birinci Söz, İkinci Esas.)

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?
Yükleniyor...