"O dairelerde birer arş-ı rububiyet ve birer merkez-i tasarrufa medar olan bir semâ tabakasında gösterdiği âsâr-ı rububiyeti, birer birer o abd-i mahsusa..." Birer arş-ı rububiyet ve birer merkez-i tasarrufa medar olan bir semâ tabakası ne demektir?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

"Cenâb-ı Hakkın tertib-i mahlûkatta tecellî ettirdiği ayrı ayrı isim ve ünvanlarla ve saltanat-ı rububiyetinde teşkil ettiği devâir-i tedbir ve icadda ve o dairelerde birer arş-ı rububiyet ve birer merkez-i tasarrufa medar olan bir semâ tabakasında gösterdiği âsâr-ı rububiyeti birer birer o abd-i mahsusa göstermekle..."(1)

Âlemler hakkında yapılan ikili sınıflandırmalardan birisi de “âlem-i emir" ve "âlem-i halk” şeklindedir. Halk âlemi, emir âleminden idare edilir. Yerküresi halk âleminden, yerçekimi emir âlemindendir; ağaç halk âleminden ondaki büyüme kanunu emir âlemindendir; beden halk âleminden ruh ise emir âlemindendir.

Arş, emir âleminin merkezidir ve ilâhî emirlerin meleklere ilk tebliğ edildiği makam şeklinde tarif edilmiştir. Üstad Hazretleri "kalb de bir arştır" demekle, halk âleminden olan bedenin kalbden idare edildiğini ifade etmiş oluyor. Burada kalb kelimesi ruh manasında kullanılmıştır.

Madde âlemi kürside son bulur, yani “kürsi” bütün maddî âlemleri ihata etmiştir. Arş-ı azam ise kürsiyi de ihata eder. Ancak onun bu ihatası havanın bizi ihata etmesi gibi maddeten kaplama şeklinde değil, Üstadımızın işaret ettiği gibi kalb ve ruhun bedeni ihata etmesi gibidir.

Buna göre, arş-ı rububiyet ve benzeri ifadelerde arş kelimesi “idare ve yönetim merkezi manasında” mecazi olarak kullanılmıştır.

Semâ tabakaları denilince hemen akla gelen gökyüzündeki farklı tabakalardır. Üstad'ın ifadesini bu bakış açısıyla değerlendirmenin eksik olacağını düşünüyorum. En iyisi Üstad Hazretlerinin On İkinci Lem’ada semâ tabakaları hakkında yaptığı açıklamaları nazara almaktır. Üstadımız yedi kat semâ hakkındaki farklı telakkileri sıraladıktan sonra en isabetli görüş olarak şu iki maddeye dikkat çekiyor:

"Daha geniş fikirli bir tabaka-i beşeriye, yıldızlarla yaldızlanıp bütün görünen gökleri bir semâ sayıp, onu bu dünyanın semâsıdır diyerek, bundan başka altı tabaka-i semâvat var olduğunu fehmeder."

"Ve nev-i beşerin yedinci tabakası ve en yüksek taifesi ise, semâvât-ı seb'ayı âlem-i şehadete münhasır görmüyor; belki avalim-i uhreviye ve gaybiye ve dünyeviye ve misâliyenin birer muhit zarfı ve ihatalı birer sakfı olan yedi semâvâtın var olduğunu fehmeder."(2)

Her iki ifade de bizi semâ tabakalarını yıldızlar âleminde aramaktan kurtarıyor. Semâ ötesi, gaybi ve uhrevî âlemleri de dikkate almamızı sağlıyor. Buna göre, semâ tabakaları derken bildiğimiz “arş, kürsi, âlem-i misâl, âlem-i ervah, âlem-i berzah, âlem-i mahşer, âlem-i âhiret” gibi âlemler yanında daha bilmediğimiz nice âlemler de olduğunu düşünmemiz gerekiyor.

İşte bütün bu saydığımız ve sayamadığımız âlemler hep Allah’ın mülküdür, O’nun rububiyetinin saltanatına birer şahittirler.

Bunun bir küçük misâlini kendimizde görüyoruz. Şöyle ki;

İnsanda birbirinden farklı nice terbiye çeşitleri sergilenmektedir. Göz görecek şekilde terbiye edildiği gibi, kulak işitecek şekilde, mide hazmedecek şekilde, el tutacak, ayak yürüyecek şekilde terbiye görmüşlerdir. Ruh âlemimizde de akıl anlayacak şekilde, hafıza hıfzedecek şekilde terbiye edilmişlerdir.

İşte insan-ı ekber olan kâinatta da birbirinden farklı, ama hepsi mükemmel, hepsi mucize nice terbiyeler icra edilmekte, onların neticesi olan nice eserler yaratılmaktadır.

İşte mi’rac ile bütün bu rububiyet eserleri O Abd-i Mahsus’a (asm.) gösterilmiştir. Hangi semâ tabakasında nelerin gösterildiğini bilemeyiz. Mi’rac ile ilgili hadîs-i şerîflerde sadece hangi semâ tabakasında hangi peygamberle görüştüğü haber verilmiş.

Sadece bu Risaledeki bir bölümü aktarmakla yetineceğiz:

“Her bir semâda bir isim, bir ünvan-ı İlahî hâkimdir. Sair ünvanlar da onun zımnındadır. Meselâ: İsm-i Kadîr'e mazhar Hazret-i İsa Aleyhisselâm, hangi semâda Peygamber Aleyhissalâtü Vesselâm ile görüştü ise; işte o semâ dairesinde Cenâb-ı Hak Kadîr ünvanıyla bizzât orada mütecellidir."

"Meselâ: Hazret-i Musa Aleyhisselâm'ın makamı olan semâ dairesinde en ziyade hükümferma, Hazret-i Musa Aleyhisselâm'ın mazhar olduğu 'Mütekellim' unvanıdır ve hâkeza..."

Dipnotlar:

(1) bk. Sözler, Otuz Birinci Söz, İkinci Esas.
(2) bk. Lem'alar, On İkinci Lem’a, İkinci Mesele-i Mühimme.
(3) bk. Sözler, Otuz Birinci Söz, İkinci Esas.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?
Yükleniyor...