"On beş altından... Yarısını ihtiyaten muhafaza et..." Olması gereken yarısını vermek midir? Halis tilmiz neden gidiyor?
Değerli Kardeşimiz;
"Bundan sonra sana verilecek bâki kalan on beş altından, her eline geçtikçe, yarısını ihtiyaten muhafaza et. Yani gideceğin yerde sana lazım olacak bazı şeyleri al.”
Baktım, nefsim razı olmuyor. “Üçte birisini” dedi. Ona da nefsim itaat etmedi. Sonra “Dörtte birisini” dedi. Baktım, nefsim müptelâ olduğu âdetini terk edemiyor. O adam hiddetle yüzünü çevirdi, gitti." (Sözler, 23. Söz, İkinci Mebhas, Üçüncü Nükte)
Halis tilmiz, aslında insanın içindeki Kur'anî hakikatleri dinleyen vicdanı ve aklı temsil eder. İnsanın ömründen zaruri ihtiyaçlar çıktıktan sonra geriye kalan hâlis vakit, ebedi hayatı kazanmak için en kıymetli sermayedir.
Kur'anî irşadın buradaki stratejisi tedriciliktir. İdeal olan, boş vaktin büyük bir kısmını ahirete ayırmaktır; ancak nefis buna direnç gösterince irşad edici ses taviz vermez, sadece teklifi nefsin kapasitesine göre günceller:
Yarısı: En ideal olan, denge noktasıdır.
Üçte biri: Nefis zorlanınca gösterilen bir alt mertebe.
Dörtte biri: Artık asgari sınır, yani kurtuluş reçetesi.
Halis Tilmiz Neden Gidiyor?
Dörtte bir teklifinden sonra nefis hâlâ "Dünya dünyadır, ahiret ahirettir." diyerek dünyevi hırslarında diretince, o nurlu irşad edici susar ve gider. Buradaki gidişin iki önemli hikmeti vardır:
Liyakat ve Ciddiyet: Manevi hakikatler, kıymetini bilmeyen ve sürekli pazarlık yapan bir nefse karşı ısrarcı olmaz. İrşad, talip olan içindir. Nefis, dörtte bir olan en alt sınırı bile kabul etmeyerek dünyayı her şeye tercih ettiğini gösterince, hakikat perdesini çeker.
Hüccetin Tamamlanması: Tilmiz görevini yapmıştır; en kolay yolu göstermiş, şartları nefsin lehine esnetmiştir. Nefis buna rağmen reddedince artık söylenecek söz kalmaz, mesele imtihan sırrına bırakılır.
Olması Gereken Yarısını Vermek midir?
İdeal olan, her anı huzur-u ilahide geçirmektir. Ancak İslam, fıtrat dinidir. İnsanın dünyevi ihtiyaçlarını, ailesini ve geçimini yok saymaz.
Buradaki; yarısını veya dörtte birini ayırmak ifadesi, sadece seccade başında tesbihat yapmak değildir. Asıl kastedilen, o vakti niyet ve ibadetle nurlandırmaktır. Mesela; günün 24 saatinin 1 saatini farz namazlara ayırmak, kalan 23 saati ibadet hükmüne geçirebilir.
Buradaki pazarlık, kalbin hangi tarafa dönük olduğuyla ilgilidir. Nefis, kalbin tamamen dünyaya odaklanmasını istediği için dörtte bir gibi küçük bir paya bile tahammül edemez.
Özetle; mesele bir zaman dilimi hesabından ziyade, hayatın merkezine neyin koyulduğudur. Tilmizin gitmesi, nefsin inadı yüzünden mahrumiyet yaşamasıdır. Eğer insan o dörtte birlik vakti ahiret hesabına kullanırsa, geri kalan dünyevi işleri de niyet halis olduğu için ibadet rengini alabilir.
Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü