On Dördüncü Sözün Beşinci Meselesinin giriş kısmını daha iyi anlayabilmemiz için, zikredilen âyetlerin meallerini de vererek, bir izah getirebilir misiniz?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

“Beşincisi: وَمَا قَدَرُوا اللّهَ حَقَّ قَدْرِهِ وَاْلاَرْضُ جَمِيعًا قَبْضَتُهُ يَوْمَ الْقِيَامَةِ وَالسَّموَاتُ مَطْوِيَّاتٌ بِيَمِينِهِ den tut, tâ وَاعْلَمُوا اَنَّ اللّهَ يَحُولُ بَيْنَ الْمَرْءِ وَقَلْبِهِ ye kadar.. hem اَللّهُ خَالِقُ كُلِّ شَيْءٍ وَهُوَ عَلَى كُلِّ شَيْءٍ وَكِيلٌ den tut, tâ يَعْلَمُ مَا يُسِرُّونَ وَمَا يُعْلِنُونَ e kadar.. hem خَلَقَ السَّموَاتِ وَاْلاَرْضَ dan tut, tâ خَلَقَكُمْ وَمَا تَعْمَلُونَ e kadar.. hem مَا شَاءَ اللّهُ لاَ قُوَّةَ اِلاَّ بِاللّهِ den tut, tâ وَمَا تَشَاؤُنَ اِلاَّ اَنْ يَشَاءَ اللّهُ ya kadar hudud-u azamet-i Rububiyeti ve kibriyâ-i Ulûhiyeti tutmuş olan Ezel, Ebed Sultanı, şu âciz ve nihayetsiz zayıf ve nihayetsiz fakir ve nihayetsiz muhtaç ve yalnız cüz’î bir ihtiyarla, icada kabiliyeti olmayan zayıf bir kisble mücehhez benî Âdeme karşı şedid şikâyât-ı Kur’âniyesi ve azîm tehdidatı ve müthiş vaidleri ne hikmete binaendir ve ne vech ile tevfik edilir, ne suretle münasip düşer, demek olan derin ve yüksek hakikate kanaat getirmek için, şu gelecek iki temsile bak.

Önce, âyetlerin meallerini sırayla verelim:

1. “Onlar Allah'ın kudret ve azametini hakkıyla bilemediler. Halbuki Kıyâmet gününde yeryüzü bütünüyle O’nun tasarrufundadır; gökler de O’nun kudretiyle dürülmüştür.” (Zümer Suresi, 39/67)

2. “Bilin ki Allah, kişi ile kalbi arasına girer.” (Enfâl Suresi, 8/24)

Bu konuda iki ayrı izah yapılmıştır: Birisi, “Allah, kişinin kalbine ondan daha yakındır.” Diğeri; “Allah dilediği takdirde, kişinin kalben arzu ettiği bir şeyi gerçekleştirmesini önler.”

3. “Allah her şeyin yaratıcısıdır. O her şey üzerinde hakkıyla görüp gözeticidir.” (Zümer Suresi, 39/62)

4. “Allah onların gizlediklerini de bilir, açığa vurduklarını da bilir.” (Bakara Suresi, 2/77)

5. “Gökleri ve yeri yaratan Odur.” (En'âm Suresi, 6/73)

6. “Sizi de, sizin yaptıklarınızı da yaratan Allah'tır.” (Sâffât Suresi, 37/96)

7. «Bu Allah'dandır (Allah dilemiş de yaratmış.). Kuvvet ve kudret ancak Allah'ındır.” (Kehf Suresi, 18/39)

8. “Allah dilemedikçe siz hiçbir şey dileyemezsiniz.” (İnsan Suresi, 76/30)

Bu âyet-i kerîmelerde Allah’ın her şeyin yaratıcısı olduğu, gökleri ve yeri, insanları ve işlerini O’nun yarattığı, gizli ve açık her şeyi bildiği, O dilemedikçe insanın bir şey yapamayacağı nazara verilmektedir. Hakikat bu iken, bu küçük insanın yaptığı isyanlara büyük ehemmiyet verilmesi ve Kur’ân-ı Kerîm'de şiddetle tehdit edilmesinin hikmeti soruluyor. Ve bu suale iki temsil ile cevap veriliyor.

Ve dersin son kısmında, “küfür ve dalalet, tuğyan ve masiyet” içinde bulunan kişi hakkında, “Sair mevcudatın netaic-i amellerine halel verdiği gibi Esmâ- İlâhiyyenin cilve-i cemallerine perde çeker.” denilmektedir.

İnsanlar, Üstad'ın tâbiriyle “sağir bir cüz, hakir bir cüz’î” iseler de, iman ve hidâyet yolunu terk edip küfür ve isyan yolunu tuttuklarında çok büyük tahribat yapmaktadırlar. Bu tahribatın büyüklüğü iki misâlle nazara veriliyor:

Bir bahçeyi sulamakla vazifeli kişinin vazifesini ihmal etmesiyle bütün bağın kuruması, bir gemide dümencilik eden kişinin ihmaliyle gemideki bütün insanların zarara uğramaları veya mahvolmaları.

İhmal zahiren küçük görünüyor, ama neticeleri çok büyük olduğundan o kişiler şiddetle ikaz edilir ve ceza görürler.

Bu konu Yirmi Üçüncü Söz'de en güzel şekilde açıklanmıştır. O Söz’de ve sair risalelerde verilen mesajları kısaca ifade edelim:

- İnsan kâinatın en mükemmel meyvesi, arzın halifesidir.

- Kâinat insan için olduğu gibi insan da şükür ve ibadet içindir.

- Hamd ve ibadet kâinatın meyvesinin meyvesi, gayet’ül -gayattır, gayelerin gayesidir.

- Küfür ve isyan kâinatı bir tahkirdir. Güneşlerden, aylardan, bitkilere, hayvanlara kadar insana hizmet eden bütün varlıkları isyan ve küfre hizmet ettirmek, o varlıklara büyük bir haksızlık, dehşetli bir zulümdür.

- Bu âlem ve içindekiler Allah’ın isimlerinin tecellileridir. O tecellileri küfür ve isyanda kullanmak Esmâ-i İlâhiyeye bir hürmetsizliktir; büyük bir cinâyettir.

- Ahsen-i takvimde yaratılmakla Allah’ın en mükemmel eseri olan insanın, küfür ve dalâlet yolunda gitmesi, kendi üstün mahiyetine karşı da işlenmiş büyük bir zulümdür. Nitekim, Altıncı Söz'de bu mânâyı teyit makamında “En kıymettar aletleri en kıymetsiz yerlerde sarf edip nefsine zulmettin.” buyrulmuştur.

Bütün bu sayılanlar birlikte nazara alındığında çok iyi anlaşılır ki, bu küçük insana yapılan tehditler “cinâyetinin büyüklüğü” sebebiyledir.

Suale, kısaca böyle cevap verdikten sonra, bazı kişilerce yanlış tevil edilen son âyet “Allah dilemedikçe siz hiçbir şey dileyemezsiniz.” üzerinde kısaca duralım:

“Şüphesiz ki bu bir öğüttür; artık dileyen Rabbine bir yol tutar.” (İnsan, 76/29)

âyet-i kerîmesinde, Kur’ân ile tebliğ edilen bütün hükümlerin bir nasihat olduğu, Allah’a giden yolu seçmenin ise insanın hür iradesine bırakıldığı açıkça beyan edilerek, “Dileyen Rabbine bir yol tutar.” buyurulmuştur. Buna göre, söz konusu âyeti Cebriyeciler gibi tefsir edip, insanın iradesinin hiç olduğunu, Allah dilemedikçe onun dilemesinin bir mânâ ifade etmeyeceğini söylemek aklen mümkün değildir.

Bu âyet-i kerîmede, kulun iradesinden, tercih ve kararından söz edilirken, Allah’ın iradesinin mutlak olduğu da nazara verilmiş, kulların İlâhî hükümler karşısında hür ve bağımsız olamayacakları hatırlatılmıştır.

“İnsanlar hür oldular ama, yine abdullahtırlar.” (Divan-ı Harbi Örfi, Hakikat)

"Allah dilemedikçe siz hiçbir şey dileyemezsiniz."(İnsan, 76/30) âyet-i kerîmesi, “Şüphesiz Allah Âlim ve Hakîmdir.” (her şeyi bilendir, hikmet sahibidir) şeklinde son bulur.

Dilememiz de Allah’ın bir ihsanıdır.

Âyette geçen dileme fiillerinden birisi insanın cüz’î iradesine, diğeri ise Allah’ın mutlak ve küllî iradesine bakmaktadır. Böylece, hem insan iradesinin varlığı kabul edilmete birlikte, bu iradenin kâfi olmadığı da ayrıca hatırlatılmaktadır.

İhtiyarî fiillerde, yani insanın kendi iradesine bırakılmış işlerde, insan dilemedikçe Allah o işi yaratmaz. Misâl olarak, insan konuşmayı dilemedikçe Allah onu konuşturmaz. O diledikten sonra, konuşma fiilini Allah yaratır.

Bir de insan iradesi dışında meydana gelen ızdırari fiiller vardır, kalbimizin çalışması, saçlarımızın uzaması, kanımızın temizlenmesi gibi. Bunları irade eden de yaratan da Allah’tır. Kulun iradesi burada geçersizdir.

Bazı işler de vardır ki insan onu yapmayı irade eder, ama Allah küllî iradesiyle ona izin vermez. Bunlar günah ve sevaba konu olmayan işlerdir. Meselâ, insan bir şehre gitmek ister, ama yakalandığı bir hastalık yahut geçirdiği bir kaza sebebiyle maksadına ulaşamaz. İşte âyet-i kerîmeyi daha çok bu gibi işler için yorumlamak gerekir. Yani bizim bir şeyi irade etmemiz, o işin mutlaka meydana geleceği mânâsına gelmez, esas olan Allah’ın meşietidir, o dilerse biz o işe muvaffak oluruz.

Âyet-i Kerîmeyi kendi ihtiyarî işlerimiz için yanlış tefsir ederek, “Allah dilerse namaz kılarım; benim bu konuda bir iradem yoktur.” demek doğru değildir. Üstad'ın Kader Risalesinde buyurduğu gibi, böyle yanlış bir tefsir, insanları, “Mütemerrid nüfus-u emmarenin işlediği seyyiatın mesuliyetinden kendilerini kurtarmak için kadere yapışmak” gibi çok yanlış ve tehlikeli bir yola sokar.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

BENZER SORULAR

Yükleniyor...