"Güyâ, serbest her bir âyetin ekser âyetlere bakar birer gözü, müteveccih birer yüzü var. Kur'ân içinde, binler Kur'ân bulunur ki, her bir meşrep sahibine birisini verir." ifadesini izah eder misiniz?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

“Serbest her bir âyet” ifadesi, “vezin kaydı altına girmemek” manasınadır.

Fatiha Sûresinde geçen “Rabbü’l-âlemîn” isminin Kur’ân'ın tümüyle münasebeti vardır. Çünkü Kur’ân-ı Kerim insanların terbiyesi için nazil olmuştur. Kur’ân'ın imana dair âyet-i kerîmeleri insan kalbini terbiye ettiği gibi, ibadete ve muamelata dair âyet-i kerîmeleri de yine insanın manen terbiyesi ve terakkisiyle alâkalıdır.

Hamd ve senanın ancak Allah’a mahsus olduğunu ifade eden bu birinci âyet, tevhidi ifade etmektedir. Kur’ân'da geçen tevhidle alâkalı bütün âyet-i kerîmelerle bu âyet-i kerîmenin yakın münasebeti vardır.

Meselâ, semada ve arzdaki bütün varlıkların Allah’ı tesbih ettiklerini ifade eden âyet-i kerîmelerde tesbih noktasında tevhid söz konusudur.

(Habibim) şüphesiz sen, sevdiğine hidâyet veremezsin. Lâkin Allah, dilediğine hidâyet verir. O, hidayete lâyık olanları daha iyi bilir.” (Kasas, 28/56)

âyet-i kerîmesiyle, hidayet verme fiilinde ve “Hadi” isminde Allah’ın birliğine dikkat çekilir.

"Âlemlerin Rabbi olan Allah dilemedikçe siz bir şey dileyemezsiniz." (Tekvir, 81/29)

âyet-i kerîmesinde de irade noktasında tevhide dikkat çekilmiştir.

Fatiha’nın sonunda gelen, “mağdub” ve “dâllin” güruhlarına dâhil olmamakla alâkalı dua âyetinin, Allah’ın gazabına uğrayan ve O’nun çizdiği istikamet yolundan sapan bütün güruhlara bakar vecihleri vardır.

Ahlâksızlıklarla ve ölçüde hile yapanlarla alâkalı bütün ayetlerin birbirleriyle konu yakınlıkları vardır. Yapılan isyanlar farklı olsa bile, hepsinin aynı neticeyi doğurması sebebiyle bütün bu âyet-i kerîmeler birbiriyle münasebettardır.

Üstad Hazretleri Kur’ân'ın dört temel unsur üzere müesses olduğunu ifade eder: Tevhid, Nübüvvet, Haşir, ‘Adalet ve İbadet’ ”

İnsan ancak bu dört esasa inanmak ve muktezasınca amel etmekle manen terakki eder ve Üstad'ın ifadesiyle “cennete layık bir kıymet alır.” Buna göre, bu dört esas, insanın kurtuluşunu ve manen terakkisini netice vermeleri noktasında birbirine baktıkları gibi, bu esasları tayin ve tespit eden bütün âyet-i kerîmeler de yine insana hitap etmekte ve onun terbiyesini temin etmekte ittifak ederler.

Yirmi Beşinci Söz'de Kur’ân tarifinin sonunda şu ifadeler geçer:

“Hem bütün evliyâ ve sıddîkîn ve urefâ ve muhakkikînin muhtelif meşreblerine ve ayrı ayrı mesleklerine, her bir meşrebin mezâkına lâyık ve o meşrebi tenvir edecek ve her bir mesleğin mesâkına muvafık ve onu tasvir edecek birer risale ibraz eden mukaddes bir kütüphane hükmünde bir Kitab-ı Semâvîdir.”(1)

Veliler, hangi ismin tecellisine âzamî derecede mazhar olmuşlarsa, o ismin nuruyla Kur’ân'a bakar ve kendi meşreblerine en münasib yolu ve tesbihleri ondan istihrac ederler.

Bu konuda, evliyanın farklı meşreblerine girmeden, sadece farklı dallardaki âlimlerin aynı sûreden muhtelif manalar çıkarmalarına bir misal vermekle iktifa edeceğiz:

“Allah hiçbir nefse (hiç kimseye) vüs’atini aşan (güç yetiremeyeceği) yük yüklemez.” (Bakara, 2/286)

âyet-i kerîmesini akaid alimleri şöyle tahlil ederler:

İnsan aklı da bir nefistir, bir mahlûktur. Allah ona da gücünü aşan şeyi yüklemez. Dünyanın ücra bir köşesinde yaşayıp İslâm dininden hiç haberdar olmayan bir kişi, sadece kendisini yaratan bir Zât olduğunu bilmekle mükelleftir. Bundan ötesini, meselâ namazı, orucu, haccı bilmek onun aklının gücünü aştığı için bunlardan mesul tutulmaz.

Aynı âyete bir fıkıh âlimi nazar ettiğinde der ki, “hiç su bulunmayan bir yerde toprakla teyemmüm edilebilir; bir organı kesilmiş olan kişi abdestte o organını yıkamaktan mes’ul değildir.” Çünkü Allah kişiye tâkatinin yetmediği şeyi teklif etmez.

(1) bk. Sözler, Yirmi Beşinci Söz, Mukaddime.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?

BENZER SORULAR

Yükleniyor...