Block title
Block content

Otuz Üçüncü Söz'ün Yirmi Dokuzuncu Pencere'sini izah eder misiniz?

 
Cevap

Değerli Kardeşimiz;

"Yirmi Dokuzuncu Pencere"

وَاِنْ مِنْ شَىْءٍ اِلاَّ يُسَبِّحُ بِحَمْدِهِ  [“Hiçbir şey yoktur ki, Onu hamd ile tesbih etmesin.”(İsrâ, 17/44)].

"Bir bahar mevsiminde, garibâne, mütefekkirâne seyahate gidiyordum. Bir tepeciğin eteğinden geçerken, parlak bir sarıçiçek nazarıma ilişti. Eskiden vatanımda ve sair memleketlerde gördüğüm o cins sarıçiçekleri derhatır ettirdi. Şöyle bir mânâ kalbe geldi ki: Bu çiçek kimin turrası ise, kimin sikkesi ise ve kimin mührü ise ve kimin nakşı ise, elbette bütün zemin yüzündeki o nevi çiçekler Onun mühürleridir, sikkeleridir."

"Şu mühür tahayyülünden sonra şöyle bir tasavvur geldi ki: Nasıl bir mühürle mühürlenmiş bir mektup, o mühür, o mektubun sahibini gösterir. Öyle de, şu çiçek bir mühr-ü Rahmânîdir. Şu envâ-ı nakışlarla ve mânidar nebâtat satırlarıyla yazılan şu tepecik dahi, bu çiçek Sâniinin mektubudur. Hem şu tepecik dahi bir mühürdür. Şu sahrâ ve ova, bir mektub-u Rahmânî hey’âtını aldı."

"İşbu tasavvurdan şöyle bir hakikat zihne geldi ki: Herbir şey, bir mühr-ü Rabbânî hükmünde, bütün eşyayı kendi Hâlıkına isnad eder, kendi Kâtibinin mektubu olduğunu ispat eder. İşte, herbir şey öyle bir pencere-i tevhiddir ki, bütün eşyayı bir Vâhid-i Ehade mal eder."

"Demek, herbir şeyde, hususan zîhayatlarda öyle harika bir nakış, öyle mu’cizekâr bir san’at var ki, onu öyle yapan ve öyle mânidar nakşeden, bütün eşyayı yapabilir. Ve bütün eşyayı yapan, elbette O olacaktır. Demek bütün eşyayı yapamayan, birtek şeyi icad edemez."

"İşte, ey gafil! Şu kâinatın yüzüne bak ki, birbiri içinde hadsiz mektubât-ı Samedâniye hükmünde olan sahâif-i mevcudat ve herbir mektup üstünde hadsiz sikke-i tevhid mühürleriyle temhir edilmiş bütün bu mühürlerin şehadetlerini kim tekzip edebilir? Hangi kuvvet onları susturabilir? Kalb kulağıyla hangisini dinlesen “Eşhedü en lâ ilâhe illâllah” dediğini işitirsin."(1)

Her sanatlı mahluk üzerinde sanatkarını ve Halıkını gösteren ve ona işaret eden tevhid delilleri ve mühürleri vardır.

Mesela; insan üzerinde parlayan hayat sikkesi, Allah’ın varlığı ve birliğine en kati ve muhkem bir delildir. Zira hayat öyle bir iksir ki; oluşması için bütün kainat çarklarının dönmesi ve işlemesi lazım. Demek hayata sahip olmak, bütün kainata sahip olmayı gerektiriyor. Bu yüzden insan, kainat kadar, Allah’ın varlığı ve birliğine şahitlik ediyor. Sanat ve incelik noktasından bütün kainat ile bir insan arasında fark yoktur. Yani Allah her sanatı üzerine öyle bir tevhit mührü vurmuş ki; taklit edilmesi imkansızdır. Bu mühür özellikle insan ve hayvanat üstünde daha ziyade parlıyor. Eserdeki sanatın inceliği ve taklit edilemez oluşu, Allah’ın eseri üstündeki bir imzası, bir mührü hükmündedir.

Yine Allah’ın bütün kainatta tecelli eden, Rahman ve şefkat manası, küçük bir model şeklinde insanın mahiyetinde de tecelli ediyor. Bu tecelli insanın mahiyetinde özellikle de insanın suret ve simasında merkezileşiyor. Yani diğer bir tabirle; kainat insanda, insan da simada tecemmu etmiş, yani toplanıp insanın simasında merkezileşmiş. Göz, kulak, dil, burun, beyin gibi insani vasıflar hep simada toplanmışlar. Bu sıfatların hepsi alemlere açılan pencereler hükmündedir. Her biri bir şefkat ve rahmet mührü ve sikkesidir. Yani Allah’ın insana verdiği kıymet ve şefkat, en bariz olarak insanın simasında parlıyor. Bu da hem Allah’ın birliğine, hem de şefkat sıfatına işaret eden bir mühür ve imza hükmündedir.

İman nazarı ile insanın simasına bakan birisi; bu simada önce insanı görür, sonra insanda kainatı görür, kainatta da Allah'ın bütün isim ve sıfatlarını görür, sonra hepsinin arka cephesinde Allah’ın eşsiz şefkatine ve Zat-ı Akdes'ine intikal eder.

İşte bu örnekte olduğu gibi, Üstad Hazretleri bu pencerede çiçekten tepeciğe, oradan bütün kainat ve eşyaya intikal ederek, her şeyin üstünde insanda olduğu gibi bir tevhit mührünün olduğunu gösteriyor. Çiçek kiminse tepecik de onundur, tepecik kiminse şu ova ve bayırlar da onundur önermesi; unsurlar arasındaki şiddetli yardımlaşma, dayanışma ve cevaplaşma fiillerine ve bu fiillerin de usta ve sanatkarın tek ve yekta olduğuna bir mühür ve imza olduğuna işaret ediyor. Unsurlar arasındaki bu şiddetli yardımlaşma, dayanışma ve cevaplaşma kainatı bir bütün haline getiriyor. Parça kiminse bütün de onundur önermesini, kuvvetli bir hale sokuyor, bu da tevhide bir mühür oluyor.

(1) bk. Sözler, Otuz Üçüncü Söz, Yirmi Dokuzuncu Pencere.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editör

Paylaş
BENZER SORULAR
Yükleniyor...