"Kemal-i hilm ile kemal-i şecaat. Hem kemal-i tevazu ile kemal-i şehamet. Hem kemal-i adalet ile kemal-i merhamet ve mürüvvet..." Buradaki vasıflara hadislerden misaller verir misiniz?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

"Mesela, kemal-i hilm ile kemal-i şecaat. Hem kemal-i tevâzu ile kemal-i şehâmet. Hem kemal-i adalet ile kemal-i merhamet ve mürüvvet. Hem tam iktisat ve itidâl ile tamam-ı kerem ve sehâvet. Hem gayet vakar ile nihayet hayâ. Hem gayet şefkat ile nihayet اَلْبُغْضُ فِى اللّٰهِ Hem gayet afv ile nihayet izzet-i nefis, hem gayet tevekkül ile nihayet içtihad gibi mecâmi-i ahlak-ı mütezahime birden derece-i âliyede bir zatta içtimâı, müzayakasız inkişafları mu’cizelerin mu’cizesidir." (Şuâât)

"Kemal-i hilm ile kemal-i şecaat."

Hilm:

Peygamberimiz (asm) aklı, zekâsı, nezaketi ve hilmi ile öncelikle kalpleri fethetmiştir. Bu fethedilen kalplerden birisi de Ebu Mahzure’ye (r.a.) aittir.

Hz. Peygamber, Huneyn Seferinden döndüğünde namaz vaktiydi. Müezzin ezan okuyordu. Ebu Mahzure de arkadaşları ile birlikte yüksek sesle ezan sözlerini taklit ederek müezzinle alay ediyordu. Peygamberimiz gençleri gördü ve “Onların arasında ezan okuyan güzel bir ses işittim, bu ses kimin?” diyerek onları yanına çağırdı. Seslerini dinlemek için bir yarışma düzenledi. Ebu Mahzure birinci gelmişti. Allah Resulü (asm) onun başını okşadı ve vakti gelince ezanı onun okumasını söyledi. Hatta birincilik ödülü olarak ona biraz da para verip dualar etti. Peygamberimizin (asm) bu güzel davranışı Ebu Mahzure’nin İslam’a ısınmasına ve Müslüman olmasına vesile oldu.

"Çirkin söz ve davranışların İslam'da hiç yeri yoktur. Müslümanlığı en iyi olan insanlar, ahlakı en güzel olanlardır." (Ahmed b. Hanbel, Müsned, 5/100.)

Şecaat:

Medîne’ye hicretten bir müddet sonra müşriklerle savaşmaya izin verildiğinde, onun şecâatini dost düşman herkes daha yakından görmüş ve takdir etmiştir. Bu meyanda Hz. Ali (r.a.) der ki;

“Biz Bedir’de Allah Resûlü’ne sığınıyorduk. O gün kendileri, düşmana en yakın duranımız, insanların en cesur ve metanetli olanı idi.” (İbn-i Hanbel, I, 86)

"Hem kemal-i tevazu'la kemal-i şehamet."

Tevazu:

Peygamber Efendimiz (a.s.m) kral peygamber olmakla kul peygamber olmak arasında serbest bırakılmış, o, kul peygamber olmayı tercih etmişti. Bunun üzerine İsrafil (a.s.) ona:

“Şüphesiz ki Allah tevazu gösterdiğin şeyi de sana verdi. Kıyamet günü âdemoğlunun efendisi sensin. Yerin kendisi için yarılıp kabrinden ilk çıkacak ve ilk şefaat edecek olan da sensin.” demiştir.

Kendisi İçin Ayağa Kalkılmasını İstemezdi

Resûlullah (asm) hayatında son derece mütevazi idi. Bunu onun her hareketinde görmek mümkündür. Bir meclise girildiğinde baş köşeye geçmez, orada boş olan yer neresi ise oraya otururdu. Kendisi için ayağa kalkıp tazim edilmesini istemezdi. Bu konuda Ebû Umâme el- Bâhili (r.a.)’dan şöyle rivayet edilmiştir.

“Bir gün Resûlullah (asm) asasına dayanarak yanımıza geldi. Biz kendisi için ayağa kalktık. Bunun üzerine şöyle buyurdu:

"Acemlerin bir kısmının diğerlerine tazim edip ayağa kalktığı gibi ayağa kalkmayınız." (Buhârî, Cihad, 89; İbn Sa’d, Tabakât, II, 169; IV, 132-133)

Şehamet Yani Yiğitlik ve Cesurluk

Huneyn savaşında düşman savleti karşısında, İslam ordusu geri çekilmek zorunda kalmıştı. Fakat Allah’ın Rasulü yerinde sebat ettikden başka, hayvanını mütemadiyen ileri sürmüş, düşman her taraftan, onu hedef almıştı. Vak’aya iştirak eden Berâ (ra)’a soruldukta:

– Sen de o gün ric’at edenler içinde miydin? O da:

– Evet, Ben de ric’at edenler arasında idim. Fakat şehâdet ederim ki, Hz. Rasûlullah (asm) yerinden bir adım gerilemedi. Savaş, vahşi bir yangın gibi yayıldığı zaman hepimiz Rasûl-i Ekrem (asm)’in etrafına sığındık. Onun yanında durmak en büyük cesâret kaynağımızdı, buyurmuştur. (Müslim)

"Hem kemal-i adalet ile kemal-i merhamet ve mürüvvet."

Adaleti:

Mesela, Medine’nin önde gelen ailelerinden birine mensup olan bir kadın hırsızlık yapmıştı. Bu olay Hz. Peygamber’e (asm) haber verilince aile üyeleri, onun bu kadını affetmesi için aracı olacak birini aradılar. Fakat bu konuyu Hz. Peygamber’e (asm) söylemeye kimse cesaret edemedi. Sonunda Peygamberimizin (asm) sevdiği bir sahabe olan Üsame bin Zeyd’i buldular. Üsame, Hz. Peygamber’den (asm) kadını affetmesini istedi. Onun böyle bir istek ile gelmesine çok üzülen Peygamberimiz (asm) şunları söyledi:

“İsrailoğulları, aralarından mevki ve makam sahibi kişiler hırsızlık yaparsa onlara dokunmazlardı. Ama zayıf ve kimsesiz kişiler hırsızlık yaptığında onları cezalandırırlardı. Eğer hırsızlık yapan bu kadın Mahzumoğulları’ndan biri değil de kendi kızım Fatıma bile olsaydı, onu da cezalandırırdım.”

Hz. Aişe (r.a.) anlatıyor:

“Peygamberimiz iki işte serbest bırakıldığı zaman, günah olmadıkça onların kolayını tercih ederdi. O şey günah olursa ondan insanların en uzak kalanı olurdu. Peygamberimiz nefsi için asla intikam almazdı. Ancak Allah’ın yasaklarına uyulmadığında adaleti yerine getirirdi.”

Peygamberimiz nazarında zengin, yoksul, büyük, küçük herkes eşit idi.

Merhameti:

Peygamberimizin merhameti, bütün mahlukata şâmildi. Bir çocuk gördüğünde, yüzünü neşe ve muhabbet kaplar, ashabın çocuklarını kolları arasına alır, okşardı. Çocuklara rastladıkça selâm verirdi. Onları çok sever, zaman zaman şakalaşırdı. Hatta bir defasında yarış yapan bir çocuk grubu görmüş, onlarla beraber o da koşmuştu.

O Rahmeten li’l-Âlemîn, devesinde iken çocuklarla karşılaştığında onları hoşnud etmek için devesine bindirir, alaka gösterirdi.

Onun bu hususiyetini Enes (r.a.) şöyle ifâde eder:

“Ben ev halkına Resûlullah’tan daha şefkatli olan bir kimse görmedim. Oğlu İbrâhim, Medîne’nin köylerinden birinde, sütannesinin yanında bulunuyordu. Fahr-i Kâinât Efendimiz çocuğunu görmeye giderken, biz de yanında giderdik. Allah Resûlü içeri girer, oğlunu alır, öper, sonra dönerdi.” (Müslim, Fedâil, 63)

Hz. Ayşe’nin rivâyet ettiğine göre bir defasında Hz. Peygamber (asm), torunlarını severken ziyaretine bir bedevî geldi. Bedevî, Resûlullah’ın çocukları bu derecede sevmesine şaşırarak:

“Yâ Resûlallâh! Siz çocuklarınızı öpüp sever misiniz? Biz çocuklarımızı öpüp okşamayız.” dedi. Efendimiz de:

“Allah senin gönlünden merhamet ve şefkati çekip çıkarmışsa ben ne yapabilirim!..” diye cevap verdiler. (Buhârî, Edeb, 22)

Hem tam iktisat ve itidal ile tamam-ı kerem ve sehavet.

Bir defasında Hz. Peygamber (asm) Sa’d’e uğradı. Sa’d bu esnada abdest alıyordu. Resûlullah (asm), (onun suyu aşırı kullandığını görünce); "Bu israf nedir?" diye sordu. Sa’d de "Abdestte de israf olur mu?" dediğinde Hz. Peygamber (asm) de “Evet, hatta akmakta olan bir nehirde abdest alsan bile...” şeklinde cevap verdi. (İbn Mace, Taharet, 48.)

Sehavet ve Cömertliği

Allah Rasûlü (asm) Efendimiz, sadece kendilerine mahsus bir fazîlet olmak üzere, dünyalık naâ­mına bir şey saklamaz, elin­de ne varsa onu Allah yolunda harcardı.

Sahâbeden Ebû Zer (ra) nakleder:

Hz. Peygamber’le Medîne kenarında bir taşlık arâzide yürüyorduk. Karşımıza Uhud Dağı çıktı. Hz. Peygamber bana:

– Yâ Ebâ Zer dedi. Ben de:

– Buyur yâ Rasûlâllah, dedim.

Buyurdu ki:

– Yanımda şu Uhud Dağı kadar altın olsa, bu beni sevindirmez. Bir borcu ödemek için ayırdığım hariç, yanımda bir dinar bulunduğu hâlde üç gün geçmesini istemem.” (Müslim, Zekât, 32; Buhârî, İstikrâz, 3)

Hem gayet vakar ile nihayet haya.

Vakar;

Resûlullah bulunduğu meclislerde son derece derli toplu oturur, vakâra yakışmayacak herhangi bir durumu görülmezdi. Çoğu zaman sükût hâlinde bulunur, gereksiz hiçbir söz sarfetmezdi. Ebû Mâlik el-Eşcaî babasının şöyle dediğini rivâyet eder;

“Bizler delikanlı iken sık sık Resûlullah’ın huzurunda otururduk. Allah Resûlü’nden daha uzun süre sükût hâlinde duran birini görmedim. Sahabeleri konuşup lafa daldıklarında kendisi tebessüm ederdi.” (Heysemî, X, 298)

Ümmü Mabed (rh):

“Hz. Peygamber (asm) sustuğu zaman vakarlı, konuştuğu zaman zarif ve heybetli idi. Konuşması tıpkı birleştirilmiş nazım incileri gibiydi. Sözleri oldukça tatlı, hak ile batılı birbirinden ayıracak kadar açık ve net idi.” (İbn Sa’d, Tabakat, 1, 218)

Haya:

Peygamberimiz (asm) her türlü temiz huyda olduğu gibi hayâ bakımından da insanların en üstünü ve utangacı idi.

Ebu Said el Hudri, Peygamberimiz’in fevkalade hayâ sahibi olduğunu ifade ederek şöyle demektedir. ‘’ Peygamberimiz (asm) öyle bir hayâ ve edep sahibiydi ki, kimseye hoşlanmadığı şeyle hitap etmezdi.’’

Allah Resulü, kimsenin yüzüne dikkatle bakmazdı. Yere bakışı, semaya bakışından daha çoktu. Hayası ve yüksek şahsiyeti sebebiyle kimsenin hatasını yüzüne vurmazdı.

"Mümin ayıplamaz, lanet etmez, çirkin söz söylemez ve hayasız değildir." (Tirmizi)

"Hem gayet şefkat ile nihayet الْبُغْضُ فِى اللّٰهِ "

Şefkati:

“Size kendi aranızdan öyle bir peygamber geldi ki sıkıntıya düşmeniz ona çok ağır gelir. Kalbi sizin için titrer, müminlere karşı pek şefkatli ve merhametlidir.” (Tevbe, 9/128)

Allah için buğzetmesi;

“Bir kötülük gördüğünüz zaman elinizle, gücünüz yetmezse dilinizle, ona da gücünüz yetmezse kalben buğz ediniz.” (Müslim, İman 78; Tirmizi, Fiten 11)

"Hem gayet afv ile nihayet izzet-i nefis,"

Affediciliği:

Mekke fethi sırasında, Hz. Muhammed'in (asm) şahsi düşmanlarından ve İslam düşmanlarından bazıları esir alınmıştı. Ancak Hz. Muhammed onları affederek serbest bıraktı. Mekke'yi fethettiğinde ona düşmanlık eden, ordular toplayıp yıllar boyunca çektiren bu insanların hemen hemen hepsini affetti. Hatta Mekke lideri Ebu Süfyan birkaç kişilik öldürülecekler listesinde idi ama onu da affetti ve onun evine sığınanları da affettiğini açıklayarak gururunun çok kırılmasını önledi.

Hz. Muhammed (asm), birçok kez İslam düşmanları tarafından hakarete uğramıştı. Ancak o, onlara karşı kin ve nefret beslemek yerine onları affederek, barış ve hoşgörü ile yaklaşmayı tercih etti.

Hz. Muhammed (asm), birçok kez İslam'a karşı savaşan kabilelerin liderleri ile barış anlaşmaları imzalamıştı. Bu anlaşmaların şartları bazen İslam lehine olmamasına rağmen, Hz. Muhammed yine de karşı tarafı affederek barışın korunmasını sağladı.

İzzeti:

Peygamber Efendimiz’in (asm) hanımı Hz. Âişe (r.a) şöyle anlatır:

“Rasûlullah (asm), Bedir’e doğru yola çıkmıştı. Harratü’l-Vebere’ye[1] varınca, cesâret ve yiğitliğiyle meşhur olan bir adam ona yetişti. Rasûlullah (asm)’in ashabı onu görünce çok sevindiler. Bu adam, Rasûlullah (asm)’e yeti­şince, ona:

“Bu harpte sana tâbi olmak ve seninle birlikte ganimetten pay almak için geldim!” dedi. Rasûlullah (asm):

“Allah’a ve Rasûlü’ne iman ediyor musun?” diye sordular. Adam:

“Hayır!” dedi. Bunun üzerine Rasûlullah (asm):

“Öyleyse geri dön! Ben asla bir müşrikten yardım istemem!” buyurdular.

Sonra yollarına devam ettiler. Ağacın yanına vardığımızda o adam Rasûlullah (asm)’e yine yetişti ve daha evvel söylediği sözü söyledi. Peygamber (asm) Efendimiz de ona ilk defa söyledikleri şekilde cevap verdiler:

“Öyleyse geri dön! Ben asla bir müşrikten yardım istemem!”

Sonra adam geri döndü ve Beydâ’da Efendimiz (asm) tekrar yetişti. Efendimiz (asm) ilk defa buyurdukları gibi:

“Allah’a ve Rasûlü’ne iman ediyor musun?” diye sordular. Adam:

“Evet!” dedi. Bunun üzerine Rasûlullah (asm):

“Yürü o zaman!” buyurdular. (Müslim, Cihâd, 150)

"Hem gayet tevekkül ile nihayet içtihad gibi mecâmi-i ahlak-ı mütezahime birden derece-i âliyede bir zatta içtimaı, müzayakasız inkişafları mu'cizelerin mu'cizesidir." (Şuuat)

Tevekkülü:

Zâtü’r-rikâ Gazvesi’nden dönerken, öğle vakti ağaçlık bir vadiye geldiklerinde Resûlullah Efendimiz (asm) mola vermiş, mücâhitler de gölgelenmek üzere çevreye dağılmışlardı. Efendimiz semure denilen sık yapraklı bir ağaç altında istirâhate çekilmiş, kılıcını da ağaca asmıştı.

Hz. Câbir, hâdisenin devamını şöyle anlatır:

“Birazcık uyumuştuk ki Resûlullah’ın bizi çağırdığını işittik ve hemen yanına koştuk. Orada bir bedevinin olduğunu gördük. Allah Resûlü şöyle buyurdu:

«Ben uyurken bu bedevi kılıcımı almış. Uyandığımda kılıç kınından sıyrılmış vaziyette elindeydi. Bana:

– Seni şimdi benim elimden kim kurtaracak, dedi. Ben de üç defa:

«Allah, cevabını verdim.» (Buhârî, Cihâd 84, 87; Müslim, Fedâil, 13)

Tedbir ve İçtihadı:

Gerekli teşebbüsleri yaparak tedbir almada ihmal gösterme­di. Planlı ve programlı bir şekil­de çalışmasını daha da yoğun­laştırdı. İslam dininin yayılması ve Müslümanların huzur ve sü­kûnunun sağlanması için gerek­li emniyet tedbirlerini aldı. Gü­nün icap ettirdiği her çareye başvurdu. Elinden gelen bütün gayreti gösterdi. İşi götürebile­ceği yere kadar götürdü. Sonun­da da Allah’a teslim olup tevek­kül ederek, dua ve niyazda bu­lundu.

"Tedbir gibi akıllılık yoktur, günahlardan sakınmak gibi takva yoktur, güzel ahlak gibi asalet yoktur." (bk. Beyhaki, Şuab, 4/242; Camiu’s-sağir, 1/166)

"Allah tedbir almakta aciz davranmayı kınar. Sen tedbirli ol! Buna rağmen bir işe gücün yetmezse; 'Hasbiyallahü ve ni'mel vekil' de." (Buhârî, Ebu Dâvud)

"Kaplarınızın ağzını kapatın, su tulumlarının ağzını bağlayın, kapılarınızı örtün, yatarken kandillerinizi söndürün."(Buhârî, Edebü'l-Müfred, 1221)

"Bir yerde bulaşıcı bir hastalık varsa oraya girmeyiniz. Bulunduğunuz yerde bulaşıcı bir hastalık çıkarsa oradan çıkmayınız." (Buhârî, Tıb 30; Müslim, Selâm 100)

İlave bilgi için tıklayınız:

- "Ahlâk-ı hasene çendan birbirine mübâyin değil, fakat derece-i kemâlde birbirine müzahamet eder. Biri galebe çalsa öteki zaifleşir..." Devamıyla izah eder misiniz?

- Peygamberimiz (asm), zıt sıfatları kendinde nasıl toplayabildi?

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Kategorileri:
Okunma sayısı : 917
Sayfayı Word veya Pdf indir
Bu içeriği faydalı buldunuz mu?

Yorumlar

Alim001

Burda Güzel ifade etmişsiniz

fakat müzayakasız mezahemetsiz aynı zamanda zaifleşmeyip birbirine müzahemet etmediğini gösteren hadislerden gönderseniz keşke çook daha iyi olurdu

fakat derece-i kemalde birbirine müzahamet eder

Biri galebe çalsa öteki zaifleşir

...mecâmi-i ahlâk-ı mütezahime "birden derece-i âliyede" bir zâtta içtimaı,müzayakasız inkişafları mu'cizelerin mu'cizesidir.

Yani çendan birbirine mübayin olmayan ahlak-ı hasenenin derece-i kemalde bir-birine müzahamet etmeden birden görünmesini gösterseniz yoksa Hazreti Peygamberimizin a.s.v.m. ahlak-hasenesinin ayrı ayrı güzelliğini duymuştum fakat böyle üstadın ki gibi  bir cümle bambaşka bir ufuk açıyor insana, üstad hazretleri nazarı çok yüksek

Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.

BENZER SORULAR

Yükleniyor...