"Risale-i Nur’a çalıştıkça, yaşamakta kolaylık ve kalbde ferahlık ve maişette suhulet görüyoruz." Ne demektir?
Değerli Kardeşimiz;
"Beşincisi: Risale-i Nur’un bir talebesi, Risale-i Nur’a çalışamadığının bir sebebi, derd-i maişetin ziyadeleşmesi olduğunu söyledi.
Biz de ona dedik: Risale-i Nur’a çalışmadığın için derd-i maişet sana şiddetlendi. Çünkü bu havalide her talebe itiraf ediyor ve ben de ediyorum ki, Risale-i Nur’a çalıştıkça, yaşamakta kolaylık ve kalbde ferahlık ve maişette suhulet görüyoruz." (Kastamonu Lâhikası, 91. Mektup)
Üstad Bediüzzaman Said Nursi ve Nur talebelerinin ortak müşahedelerine dayanarak kaydettiği bu cümle, Risale-i Nur hizmetinin ve iman davasına adanmanın dünyadaki peşin, somut ve manevi meyvelerini anlatan çok meşhur bir bereket ve inayet düsturudur. Nur talebelerinin hayatlarında defalarca tecrübe ettiği bu üçlü neticeyi ve arkasındaki manevi sırları şöyle açabiliriz:
1. Yaşamakta Kolaylık
İnsan kalbini ve zihnini Kur'an hizmetine, ulvi bir amaca bağladığı zaman, hayatın normalde insanı yoran, hırpalayan ve strese sokan detayları hafifler. Allah, kendi rızası için koşturan kullarının işlerini görünmez bir el ile tanzim eder, kolaylaştırır. Manevi bir koruma kalkanı altında yaşar gibi, hayatın engelleri ve zorlukları o insanın önünde Âdeta erir. Zamanı bereketlenir, normalde günlerce sürecek işleri saatler içinde suhuletle hallolur.
2. Kalbde Ferahlık
Maneviyat boşluğu, güvensizlik, gelecek kaygısı ve fâni şeylerin ayrılığı insan kalbini daraltır, sıkar. Risale-i Nur’a çalışmak, yani iman hakikatleriyle meşgul olmak ise ruha doğrudan doğruya marifetullah ve tevekkül aşılar. Kalp, ebedi bir dosta ve sığınağa bağlandığı için o daraltıcı prangalardan kurtulur; yerine geniş, huzurlu ve içsel bir ferahlık yerleşir. Dünyanın hadiseleri karşısında yıkılmayan, sarsılmayan bir iç huzuru elde edilir.
3. Geçim Kolaylığı
Maişet, geçim demektir; suhulet ise kolaylık, yumuşaklık anlamına gelir. Buradaki en kritik nükte, insanın iman hizmetine vakit ayırdığında "Rızkımdan, işimden geri kalıyorum" endişesinin ne kadar yersiz olduğunu göstermesidir. Tam tersine, rızkın hakiki sahibi olan Rezzâk-ı Zülcelâl, kendi kelamı ve davası için fedakârlık yapan kulunun maişetine bereket ihsan eder. Az kazanç çok berekete dönüşür, beklenmedik kapılar açılır ve geçim darlığı hissettirilmez.
Manevi Bir Kanun: İslamiyet'te esas olan amel karşılığında dünyevi bir menfaat beklememektir. Ancak Allah, ihlasla çalışan kullarına, hizmetlerini teşvik etmek ve bu ağır dünya şartlarında onları rahatlatmak için bu tarz ikramları, bereketleri peşin bir ücret ve birer İlahi iltifat olarak ihsan eder.
Özetle: bu vecize; ahiret için, iman için atılan her adımın, aslında dünyamızı da güzelleştirdiğini, hayatımızı kolaylaştırdığını ve bizi rızık endişesinden kurtararak hafiflettiğini müjdeleyen çok güçlü bir hakikattir.
Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü