Risalelerdeki delil ve temsillerin "Objektif" değil, "Sübjektif" olduğu hususunda ne dersiniz?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Evvelâ; Risale-i Nur'da serdedilen delillerin kahir ekseriyeti objektif olup katidirler. Objektif bir delile sübjektif bir misal getirme, o delilin objektifliğine zarar vermez. Meselâ; “Bütün insanlar yemek yer” önermesine; “Bugün ben de yemek yedim” denilmesi zarar vermez. Tam aksine, o genel önermeye katkı sağlanmış olur. “Bütün evliyalar ve alimler melekleri görüp onlarla muhavere etmişler” hükmüne; “Ben de onları gördüm ve onlarla muhavere ettim” demek, bu hükmü objektiflikten ıskat etmez.

İkincisi; Risale-i Nurlar büyük bir hastalığı, büyük bir tahribatı tedavi ettiği için, delillerin bütün aksamlarını kullanmaktadır. Risale-i Nurlardaki deliller, ekseri objektif ve mantıki deliller olmakla beraber, bunların yanında daha hususi ve sübjektif deliller de istimal edilmiştir. Bu hususi ve sübjektif delillerin oranı çok cüzi olduğu için, Risale-i Nurların genel objektifliğine bir zarar vermez. Tam aksine, mütemmim ve mütekâmil bir değer katar.

Üçüncüsü; sübjektif düşüncenin felsefedeki namı şaibeli ve menfidir. Risale-i Nurlarda bu manada sübjektif bir düşünce yoktur diyebiliriz. Üstad Hazretlerinin getirmiş olduğu delillerin hepsi akli ve mantıkidir. Bu delillerin bazılarının daha latif ve daha ince olması, onları sübjektif ve indi yapmaz. Külli bir delile kendi âleminden cüzi bir misal getirmek, menfi manada sübjektiflik sayılmaz.

Dördüncüsü; haşir, kıyamet ve melekler konusunda Üstad Hazretleri ekseri "istikra" ve "kıyas-ı temsili" metotlarını kullanıyor.

Kıyas-ı temsilî; aralarında mevcut olan ortak bir vasıftan dolayı iki şeyden gizli olanı açık olana, gaip olanı görünene, bilinmeyeni bilinene, uzaktakini yakına kıyas etmektir.

Analoji; yani temsil getirme, akıl yürütmenin temel metotlarından biridir. Bu metotla insan zihni, hâdiseler arasındaki benzerliklerden hareketle, bilinenlerden bilinmeyen neticeleri çıkarır. Analoji, İslâmî literatürde “kıyas-ı temsilî” adını alır.

Kıyas, yukarıda tarif edildiği gibi, bilinen ile bilinmeyen, malum ile meçhul, somut ile soyut arasına yapılan bir anlama ve kıyaslama metodudur.

Kıyas-ı temsilî metodu; kâinatta söz konusu olan umumi bir kaideyi belli bir eşyada (cüz’î) belirleyip, o kaidenin aynı kategoriye giren tüm cüzlerinde de geçerli olduğu neticesine ulaşmayı hedefler. Güneşin nurlu bir varlık olmasından dolayı her parlak şeyde yansıması, cüz’î bir kaidedir, bu kaideden hareketle “Her nuranî varlık parlak şeylerde yansıyabilir” küllî neticesine ulaşılabilir. Bunu, mantığın umumi kaidelerine göre, kıyasın ya tümevarım (istikra), ya da temsilin alt bölümlerinden birine dâhil edebiliriz.

Kıyası temsilinin en parlak yüzü, külliyi cüzide bulmak, daha sonra külliyete intikal etmektir. Çok insan bir anda külliye intikal edemez, ama cüziden külliye intikal edebilir. Zira küllinin can damarının birisi cüzide de atıyor. İşte kıyası temsili cüzide atan bu damarı tutturmak ile bütün vücudun damarlarına intikal ettirip diğer sahaları da fark ettiriyor.

Mesela; insan cüzi, insanlık ise küllidir. İnsanlıktaki acıkma hissini göstermek için bir ferdin acıkmasını göstermek kâfidir. Bütün insanları tek tek dolaşmaya lüzum yoktur, zaten bunu yapmaya imkân da müsait değildir. Öyle ise insanlığın bir ferdini temsil getirip bütün insanlığa intikal etmek en sağlam ve kati bir yoldur denilebilir.

Netice olarak; Risale-i Nurlardaki delillere ve metotlara menfi manada sübjektif demek ve öyle idrak etmek de sübjektif bir yaklaşım olur.

- Risalelerde; seyahat-i hayaliye, hikâye, teşbih ve temsiller çokça var. Hakikatleri anlatmada bu metot ne kadar sağlıklı?

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Okunma sayısı : 4.053
Sayfayı Word veya Pdf indir
Bu içeriği faydalı buldunuz mu?
Yükleniyor...