"Rızık, hayat kadar kudret nazarında ehemmiyetlidir. Kudret çıkarıyor, kader giydiriyor, inâyet besliyor. Hayat, muhassal-ı mazbuttur, görünür. Rızık, gayr-ı muhassal, tedricî münteşirdir, düşündürür. Açlıktan ölmek yoktur!" izah?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

"Rızık, hayat kadar, kudret nazarında ehemmiyetlidir."

Kainatta olan biten bütün fiillerin ilmi kalıplarını ve programlarını kader takdir ve tayin eder, kudret de bu takdir ve tayin edilen hususları en ince ayrıntına kadar tatbik sahasına döker. İnayetin beslemesi ise hayat sahiplerine, kaderde tayin edilen ihsan ve ikramların envanteridir. Yani Allah takdir ve tayin ederken, mahlukatına nihayetsiz ikram ve ihsanlarda bulunuyor.

Allah’ın kudreti dehşetli bir faaliyet ile şu maddi alemi nurani ve latif şeylere dönüştürüyor. Kainattaki sayısız zerreleri hayattan nasiplendirmek ve onlara mazhar kılmak için sürekli her şeyi hareket ile sevk ediyor. Öyle ki en önemsiz, hatta kokuşmuş leşlerde bile sayısız hayatçıklar yaratıyor. Her tarafı hayat ile şenlendiriyor. Elbette hayatın kaynağı ve devamı için, rızkı da hayat gibi kainatın her tarafına yayıp açıyor. Ya da her hayat için rızkı ihzar ediyor, yani hayat için hazırlıyor. Rızık ile hayat arasında çok sıkı bir ilişki ve bağ vardır.

"Kudret çıkarıyor, kader giydiriyor, inayet besliyor."

Bir bina düşünelim, bu binanın ilk merhalesi plan ve proje kısmıdır, binanın bütün ayrıntıları ve keyfiyeti öncelikle bu plan ve programda tayin edilir. Bu kısımda işleyen ilim ve kaderdir. İşte binanın bu kısım ve merhalesine “İmam-ı Mübin” diyoruz.

Kainat aynı bu bina gibi, önce Allah'ın ilm-i ezeliyesinde tasarlandı ve planlandı, sonra vücuda çıkacak olan bu kainat, bu plan ve program üzere hareket eder, onun çizdiği hattın dışına çıkamaz, daha çok kainatın mazi ve müstakbelini temsil eder. Alemi şehadetten çok, alemi gayba bakar. Bir ağacın çekirdeği ve kökleri İmam-ı Mübini andırır ve adeta somut bir kader gibidir.

Kaderin giydirmesi tabiri; Allah’ın ilmi ile eşyanın plan ve projesini tasarlaması anlamındadır.

Kitab-ı Mübin ise; o bina ve kainatın plan ve program kısmının yani “İmam-ı Mübin”in hayata geçirilmesi, harici bir vücut verilmesinin adıdır. Burada Allah'ın kudret sıfatı hükmeder ve iş görür. Mazi ve müstakbelden ziyade, şimdiki hale bakar, alemi gaybdan çok, alemi şehadeti temsil eder. Binanın “İmam-ı Mübin” kısmını mühendis tayin eder, binanın hayata geçirilmesi işini ise işçi ve ustalar yapar, burada mühendis ilim sıfatı, usta ve amele ise kudret sıfatıdır.

İnayeti ile beslemesi;
Allah’ın mahlukatına olan ikram ve lütuflarıdır. Kader, eşyanın yol haritasını ve kalıbını çizerken inayet ve ikramlarda bu çizginin içindedir. Mesela; kader insana gözü taktığı zaman, gözün göreceği nimetleri de beraberinde tasarlayıp yaratıyor. Mide verdiği zaman mide için enva-i nimetleri de beraberinde ihsan ediyor.

"Hayat, muhassal-ı mazbuttur; görünür."

Hayat, kainatın umumundan süzülüp gelen bir macun, bir öz gibidir. Yani hayat öyle bir sanattır ki, bütün kainat çarklarının işlemesinden hasıl olup geliyor.

Mesela, bir karıncanın hayata mazhar olabilmesi için, bütün kainatın ve sebeplerin ona itaat ve hizmet etmesi gerekiyor. Mesela güneş olmasa hayat olmaz, su olmasa hayat olmaz, toprak olmasa hayat olmaz, sema olmasa hayat olmaz, hava olmasa hayat yine olmaz vs. Hayatın oluşumunda ve devamında bütün kainat çarklarının eksiksiz işlemesi gerekiyor.

Öyle ise hayat denilen şey kainattan muhassal, yani süzülüp gelen bir sanattır. Kainat, hayat sayesinde adete mazbut bir şekle bürünüyor, görünür ve bilinir bir kitap şekline geliyor. Hayatı büyütsek kainat olur; kainatı küçültsek hayat olur. Öyle ise hayat kainatın mazbut ve muhassal bir prototipidir.

"Rızık gayr-ı muhassal, tedricî münteşirdir; düşündürür."

Rızık, hayata nispetle daha dağınık ve daha münteşirdir. Hayat gibi mazbut ve muhassal değildir. Yani rızık, hayat gibi dürülüp mücessem ve müşahhas bir şekle sokulmamıştır. Bu yüzden rızık üzerinde tevhidin okunması biraz daha dikkat ve gayret ister. Hayat gibi kendini gösterip tam manası ile izhar ve ilan etmiyor. Nazlanıyor dikkat ile ilgi istiyor, tazarru ve dua gerektiriyor. Rızkın sebeplere bağlanması ve kesif eller ile gönderilmesi, hayata nispetle kendini biraz daha düşünmeye sevk ediyor.

Üstad Hazretlerinin ifadesi ile Hayat, adeta sebepsiz ve bir anda vücuda gelirken, rızık çok sebeplerden ve kesif vasıtalardan süzülerek ve peyderpey ilerleyip geliyor. Bu da insanların okuyup düşünmesi açısından biraz daha dikkat ve emek istiyor. Böyle olmasının sebebi ise, insanların rızık hususunda daha çok dua ve niyaz etmesi içindir.

Hayata ibda, yani bir anda vücut bulmak rızka ise inşa, yani tedrici ve tekamül sureti ile vücut bulmak nazarı ile bakabiliriz.

"Açlıktan ölmek yoktur. Zira bedende şahm ve saire suretinde iddihar olunan gıda bitmeden evvel ölüyor. Demek, terk-i âdetten neş'et eden maraz öldürür; rızıksızlık değil." (1)

İnsanın vücudu ve midesi esnek bir yapıya sahiptir. Mideyi alıştırırsan, bir iki lokma ile de doyar, küçük bir keçiyi yemek ile de doyar. İnsan, midesini, iradesini kötüye kullanarak çok yemeye alıştırsa, artık o vücut az yemek ile yaşayamaz duruma gelir; açlığa tahammül edemez.

İki adam düşünelim; biri midesini çok güzel bir terbiye ile bir iki lokmaya alıştırsa, bu adam kırk veya seksen gün aç kalsa, midesi dayanıklı olduğu ve az yemeye alışkın olduğu için ölmez.

İkinci adam ise, midesini kötüye kullanarak, çok yemeye alıştırsa, uzun müddet aç kalsa dayanamaz, ölür. Bu ikinci adam, rızksızlıktan değil, çok yeme alışkanlığından dolayı ölmüş olur.

Zira Allah, insan bedenine uzun müddet dayanacak şekilde erzakı depolamıştır. Rızık bulamadığı zaman, bu depodan idare eder. Bu erzak bitmeden, nasıl olsa rızka ulaşır ve hakiki açlıktan ölmez. Ama biz irademizi kötüye kullanıp, midemizi çok yemeye alıştırsak, o uzun müddet açlığa dayanma gücünü de kırmış oluyoruz. Allah’ın bize verdiği o fıtri dayanma gücünü suistimal edip kısaltıyoruz.

Özet olarak burada kötüye kullanılan adet, çok yeme alışkanlığıdır.

(1) bk. Mektubat, Hakikat Çekirdekleri: 85.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Yorumlar

helena

Hayatın direkt sebepsiz yaratılmasına örnek verir misiniz ? Yani canlıyı meydana getirecek hücrelerin vs. "kün" emri ile bir araya gelmesi mi? Bişeyler muallakda kaldı, yardımcı olur musunuz ?

Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
Editor (editor)

Hayatı, daha ziyade canlılık anlamında kullanmamız lazımdır. Anne karnındaki bebeğe belli bir tarihten sonra ruh girmektedir. İşte, ruhun girişi bir sebebe bağlı olarak meydana gelmiyor. Bu olay sebepsiz vuku bulmaktadır.

Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
k.toprak

Mideyi alıştırırsan iki lokmada yeter demişsiniz .bu su içinde gecerlimidir.cünkü Ramazan'dan önce cok su tüketen arkadaşlar oruç tutarken zorlanıyorlar .ben suyu az içiyorum oruç tutarken zorlanmıyorum.suyuda az yemek gibi değerlendirebilir miyiz ?

Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
Editor (Muaz)

Su içmenin riyazeti olmaz bedenin ihtiyacı kadar içilebilir. Şu var ki beden çok yemeye alışmışsa suyu da ona göre içer. Az yiyen vücut kitlesi makul seviyede olan ona göre içer. 

Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
k.toprak

Allah razı olsun anladım .

Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.

BENZER SORULAR

Yükleniyor...