Block title
Block content

Sebeplerin herhangi bir tesiri var mı?

 
Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Sebepler dünyasında yaşıyoruz... Gören ruhtur ama, onun görmesine göz sebep kılınmış. Fakat ruh, zâtı itibariyle, bedene muhtaç değil... Başka âlemlerde gözsüz de görür, kulaksız da işitir, dilsiz de tadar, ayaksız da dolaşır.

İnsan, bu âlemdeki nimetlerden istifade etme hususunda sebeplere riayet etmeli, çalışmalı, ekmeli, biçmeli, ama şunu da unutmamalı ki, bütün bu sebepler sadece birer ilâhî kanundur. O sebepler olmaksızın da o neticeler yaratılabilir. Lakin bu dünyada onlar birer esas olmuşlar... Bunu anlamakta bazı insanların güçlük çektiğini görüyoruz. Bunun sebebi, insanın beş duyusuna esir olması. Ülfetin kıskacına girip görgü âleminin dışına taşamaması, kendisinin bilemediği başka hakikatler de bulanacağına bir türlü ihtimal vermemesidir. Bu ise, kısır bir değerlendirme, sönük bir nazardır.

Bu görgü mahkûmlarından birisini bir elma ağacının yanına getiriniz ve “şu elma var ya” deyiniz, “ağaçsız da olabilir.” Bu sözünüze büyük bir hiddetle karşı çıkacak ve kendince bir takım deliller de getirecektir. Siz onu bir bostana götürecek ve bir karpuz göstererek soracaksınız: “Bu nasıl olmuş da ağaçsız meydana gelmiş? Eğer buna da bir ağaç gerekseydi, elma ağacının on, belki yirmi katı büyüklüğünde bir muhteşem ağaç lâzım gelmez miydi?” Bu sorunuza hiçbir cevap bulamayacak, fakat konuşmamış da olmamak için, “Ama o karpuz!..” demekle yetinecektir.

Konuşmayı burada kesecek ve kendisini yeni bir mevzuun eşiğine getirerek: “Ben bir meyve biliyorum, kendisini besleyen kaynağa ne bir dal ile tutunmuş, ne de bir sap ile...” diyecek ve soracaksınız: “Bilmem buna ne dersiniz?” Bu iddianızı da aklına sığıştıramayacak, ama tedbiri de elden bırakmayarak, itirazını daha hafif bir tonda yapacaktır: “Böyle bir şeye şahsen ihtimal veremem.”

Onu fazla meraklandırmamak için, “Pekalâ” diyeceksiniz, “Şu dünyamız nasıl olmuş da güneşe sapsız ve dalsız bağlanmış? Bir meyve gibi her gün ondan istifade etmekte...”

Bu beklenmedik soru karşısında birkaç kez yutkunacak ve dudaklarından şu kelimeler dökülecektir: “Ama o dünya...”

Ve siz, sözlerinizi şöyle noktalayacaksınız:

“Bak arkadaşım, ‘ama bu karpuz’, ‘ama o dünya’ gibi lâfları bir tarafa bırakalım. Şunu kabul edelim ki, biz bu sebepler dünyasına geldiğimizde neleri görmüşsek, çevremizdekilerden neler öğrenmişsek onların tesirinden bir türlü kurtulamıyoruz. Bir hayvan, duygularını aşamadığı için akla ulaşamadığı gibi, insan da aklına itimat ettiğinde vahye yanaşamaz..."

"Vahye ulaşan insan, sonsuza kavuşmuştur.. Sonsuza muhatap olan ise, sınırlı olanın her türlüsünü rahatlıkla anlar. İşte senin hastalığın, bu sonsuzdan mahrumiyettir..."

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editör

Paylaş
Yükleniyor...