"Peygamberleri onlara dedi ki: Gökleri ve yeri yoktan var eden Allah hakkında şüphe olur mu?" ayetinin, Yirmi Üçüncü Lem'a'ya serlevha yapılmasının hikmeti ne olabilir?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ

قَالَتْ رُسُلُهُمْ اَفِى اللّٰهِ شَكٌّ فَاطِرِ السَّمٰوَاتِ وَاْلاَرْضِ

"Şu âyet-i kerime, istifham-ı inkârî ile 'Cenâb-ı Hak hakkında şek olmaz ve olmamalı.' demekle, vücud ve vahdâniyet-i İlâhiye bedâhet derecesinde olduğunu gösteriyor." (Lem'alar, Yirmi Üçüncü Lem'a.)

"Peygamberleri onlara dedi ki: Gökleri ve yeri yoktan var eden Allah hakkında şüphe olur mu? ..." (İbrahim, 14/10)

Bu ayette Allah’ı inkâr etmenin şaşılacak bir akılsızlık olduğu vurgulanıyor. Yani göklerde ve yerde Allah’ın varlığına ve birliğine işaret eden sayısız deliller varken, onun (c.c) varlığı ve birliği hakkında şüphe içine düşmek hayret edilecek bir durumdur.

Bu ayet, “tesadüf, tabiat ve sebepler icat ediyor” şeklindeki üç temel fikrinde aynı derece şaşılacak bir akılsızlık olduğunu ifade etmiş oluyor. Üstad'ımızın Tabiat Risalesinin başına bu ayeti alması çok manidardır.

Evet, bir işi tek bir zata vermekte nihayetsiz kolaylık varken, aynı işi çok ellere vermekte de nihayetsiz zorluklar vardır. Bu sebeple o işin vuku bulması, ancak tek ele tevdi etmekle mümkündür. Mesela, bir elmanın yaratılması için, kâinatın bütün çarklarının ve unsurlarının bir fabrika gibi işlemesi gerekiyor. Güneş, su, hava, toprak, elementler, hassas bir nizamla, mütenasib ve ölçülü bir şekilde beraber hareket etmeden o elma var olamaz ve varlığını devam ettiremez. Öyle ise bir elmanın vücut bulması için bütün kâinata ve sebeplere hükmetmek iktiza ediyor.

Mesela, dört ana unsur olan güneş, hava, su ve topraktan biri olmasa hayat olmaz. Yıldız ve galaksiler sistemli ve muvazeneli hareket etmeseler yine hayat olmaz. Zira bir yıldız zerre kadar mihverinden çıksa, bütün kâinat fabrikasını yerle bir eder.

Bu da gösteriyor ki, hayat bütün kâinattan süzülüp gelen bir damla, bir meyve, bir neticedir. Küçük bir arı, hayat sayesinde bütün kâinatla alakadar olup bütün sebeplerin bir neticesi oluyor. Yani arı basit bir cüz iken, hayat ile bütün kâinatla alakadar oluyor ve küllî hükmüne geçiyor; o azametli şeyler arıya yani hayata hizmet ediyor.

Burada iki şık var, birisi tevhit, diğeri şirk. Tevhide göre, bütün bu kâinatın tedbir ve dizgini Allah’ın sonsuz ilim, irade ve kudretinin elindedir. Allah bu sonsuz sıfatları ile elmayı yaratırken bütün kâinatı, o elmanın meydana gelmesi için istihdam ediyor. Bu mana akla gayet makul ve kolaydır.

Evet, toprak, hava, su ve güneş eşyanın vücuda gelmesinde birer sebeptirler. Birinin olmaması halinde istenen maksat hasıl olmaz. Ancak o neticeler o adi sebeplerin işi değildir. Küçük bir ceviz için koca bir ağacı vesile kılan Allah, ince bir telden kavun, karpuz ve kabak gibi nice sebze ve meyveleri yaratmaktadır.

Tohum ekmeden buğday elde edilmez, ama buğdayın meydana gelmesi şuursuz toprağın işi değildir. Bir mısır danesinden yüzlerce mısır yaratmak Allah’a hastır.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Kategorileri:
Okunma sayısı : 5.644
Sayfayı Word veya Pdf indir
Bu içeriği faydalı buldunuz mu?

Yorumlar

sancaktarân
ayetin basindaki gale olmasi gerekirken müennes olan galet kullanilmis. neden?
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
Sorularla Risale

Ayetteki “Rusül” kelimesi, “Resul” kelimesinin çoğuludur. Cem-i müzekker salim dışında kalan “cem-i mükesserler” dil kaidesine göre müennestir. Gerçekte müzekker olmakla beraber, Arapça gramer bakımından lafız olarak müennestir.

Ayette yer alan “kalet” fiilinin müennes olması, faili olan “Rusül” kelimesinin tenisine/müennesliğine bakar ve sahih olan da budur.

Aynı kaide olmasa da Üstadımız 20. Lem'ada buna benzer bir değerlendirmeyi şöyle yapmaktadır:

"Demek zayıfların cemiyeti ve şahs-ı mânevîsi kavî olduğu gibi, kavîlerin cemiyeti ve şahs-ı mânevîsi ise zayıftır. Bu sırra bir işaret-i lâtife ve zarif bir nükte-i Kur’âniyedir ki, ferman etmiş:

وَقَالَ نِسْوَةٌ فِى الْمَدِينَةِ ( “Şehirdeki kadınlar dedi ki:” Yusuf Sûresi, 12:30.) Müenneslerin cemaatine, iki katlı müennes olduğu halde, müzekker fiili olan قَالَ buyurması; hem قَالَتِ اْلاَعْرَابُ (“Bedevîler dedi ki:” Hucurât Sûresi, 49:14.) buyurmakla, müzekkerlerin cemaatine, müennes fiili olan قَالَتِ tabiriyle, lâtifâne işaret ediyor ki, zayıf ve halîm ve yumuşak kadınların cemiyeti kuvvetleşir, sertlik ve şiddet kesb edip bir nevi recüliyet kazanır.

Müzekker fiilini iktiza ettiğinden, وَقَالَ نِسْوَةٌ tabiriyle, gayet güzel düşmüş. Erkekler ise, hususan bedevî a’rab olsa, kuvvetlerine güvendikleri için, cemiyetleri zayıf olup hem ihtiyatkârlık, hem yumuşaklık vaziyetini aldığından, bir nevi kadınlık hâsiyeti takındıkları için, müennes fiilini iktiza ettiğinden, قَالَتِ اْلاَعْرَابُ müennes fiiliyle tabiri tam yerindedir."

Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
Yükleniyor...