"Şecere-i kâinatın hassas meyvesi olan nev-i insandaki ciddi aşk-ı lâhutî gösterir ki, bütün kâinatta -fakat başka şekillerde- hakiki aşk ve muhabbet bulunuyor." Ne demektir?
Değerli Kardeşimiz;
"Hem kâinat kalbindeki ciddi aşk, bir Maşuk-u Lâyezalî’yi gösterir. Evet, ağacın mahiyetinde olmayan bir şey, esaslı bir surette meyvesinde bulunmadığı delaletiyle; şecere-i kâinatın hassas meyvesi olan nev-i insandaki ciddi aşk-ı lahutî gösterir ki bütün kâinatta –fakat başka şekillerde– hakiki aşk ve muhabbet bulunuyor. Öyle ise kalb-i kâinattaki şu hakiki muhabbet ve aşk, bir Mahbub-u Ezelî’yi gösterir." (Sözler, Otuz Üçüncü Söz, Yirmi Altıncı Pencere)
Bu ifadeleri birkaç şekilde anlayabiliriz.
Birisi, kâinatın kalbinden maksat insandır, insanın kalbi ise, ister fıtrî ister iradî bir şekilde olsun, Allah’a aşk derecesinde bağlıdır. Bu yüzden ayette şöyle buyrulmuştur:
“...Kalpler ancak Allah'ın zikriyle tatmin olur.” (Rad, 13/28)
İnsanın kâinatın kalbi olması, bütün kâinatın merkezinde olmasından dolayıdır. Bütün kâinat bir fabrika gibi insan için çalışıyor, insan için işliyor.
İkincisi, aşkın cansız varlıklara izafe edilmesi, aşkın emarelerinin onlar üzerinde görülmesinden dolayıdır. Mesela, Güneş'in etrafındaki gezegenlerin Güneş'e şiddetle bağlanması, sanki aşkın bir alameti ve tezahürü gibidir. Bu tezahüre binaen eşya Allah’a aşk derecesinde bir incizab içindedir, demek gayet makuldür.
Üçüncüsü, eşyaya nezaret ve vekâlet eden meleklerin olduğu hadislerle sabittir. Dolayısı ile eşya adına ilan-ı aşk eden ya da tesbih ve tazimde bulunan meleklerdir, denilebilir.
Dördüncüsü, cansız varlıklarda da bizim idrakinden âciz olduğumuz bir şekilde, aşk ve tesbih olabilir. Nitekim Kur’an’ın çok ayetlerinde, şuurun alametleri hükmünde olan tesbih cansız varlıklara izafe edilmiştir. Bu ayetlerden bazıları şunlardır:
"Göklerde ve yerde bulunan her şey Allah'ı tesbih eder. O, Aziz'dir, Hakîm'dir." (Hadîd, 57/1)
"Yedi gök, arz ve bunların içinde bulunanlar, onu tesbih ederler. Onu övgü ile tesbih etmeyen hiçbir şey yoktur, ama siz onların tesbihlerini anlamazsınız. O, Halîm'dir, çok bağışlayandır." (İsrâ, 17/44)
Hülasa, nasıl şeffaf şeyler üstünde yansıyan ışıklar, Güneş'in varlığına işaret ve delalet ediyor ise, aynı şekilde bütün mahlukatın fıtrî ve halî tesbihleri de Allah’ın varlığına ve birliğine şehadet ve işaret etmektedir. Ayette, tesbih nasıl şuurun alameti olduğu hâlde cansız varlıklara izafe ediliyor ise, aşkın da aynı şekilde düşünülmesi gerekir.
Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü
Yorumlar
Teşekkür ederim. İzah her yönü ile mükemmel olmuş.