"Şeriat-ı İslâmiye, aklî bürhanlar üzerine müessestir. Bu şeriat, ulûm-u esasiyenin hayatî noktalarını tamamıyla tazammun etmiş olan ulûm ve fünundan mülahhastır..." İzah eder misiniz?
Değerli Kardeşimiz;
"Şeriat-ı İslâmiye, aklî bürhanlar üzerine müessestir. Bu şeriat, ulûm-u esasiyenin hayatî noktalarını tamamıyla tazammun etmiş olan ulûm ve fünundan mülahhastır. Evet tehzibü'r-ruh, riyazetü'l-kalp, terbiyetü'l- vicdan, tedbirü'l-ceset, tedvirü'l-menzil, siyasetü'l- medeniye, nizamatü'l-âlem, hukuk, muamelat, âdab-ı içtimaiye vesaire vesaire gibi ulûm ve fünunun ihtiva ettikleri esasatın fihristesi, şeriat-ı İslâmiyedir."(1)
"Şeriat-ı İslâmiye, aklî bürhanlar üzerine müessestir."
İslam şeriatı aklî deliller üzerine kurulduğu için, hiçbir meselesi ve hiçbir mevzuu selim bir akıl ile asla tezat teşkil etmez.
"Bu şeriat, ulûm-u esasiyenin hayatî noktalarını tamamıyla tazammun etmiş olan ulûm ve fünundan mülahhastır."
İslam şeriatı, ilimlerin ve fenlerin esaslarını içine alan bir şeriattır. Çünkü “fen ilimleri” dediğimiz şeyler zaten Allah’ın kâinat kitabında kudreti ile yarattığı şeylerdir. Mesela fizik, kimya, biyoloji, astroloji vesaire gibi müsbet ilimlerin hepsi, Allah’ın kâinat kitabını inceleyen ilim dallarıdır.
Fen ilimlerinin, kelam sıfatından gelen İslam şeriatı ile tenakuz teşkil etmesi mümkün değildir. Tabiri caiz ise, Allah kendi koymuş olduğu fıtrî kanunlara zıt bir şeriat yapmaz. Zahiren tenakuz gibi görünen hususlarda selim bir aklın izahı gerekiyor.
"Tehzibü'r-ruh"
Tehzib; kelime olarak ıslah etme, temizleme, fazlalığı ve kiri giderme gibi manalara geliyor. Bu terkibteki manası, ruhun nuraniyet kazanıp inkişaf ile velayet makamına çıkması demektir. Yani ruhun süfli şeylerden arındırılıp, yüksek ve ulvî şeylere sevk edilmesidir ki, tasavvuf ve riyazet bu hususta en müşahhas bir misaldir. İslam şeriatı aynı zamanda ruhları ıslah etme, temizleme ve safileştirme hususiyetine haizdir.
"Riyazetü'l-kalb"
Riyazet; fani şeylerden nefsini çekerek kanaat içinde yaşamak, çok az yemek ve az uyumakla nefsi terbiye etmek, faydalı fikirlerle, ibadet ve ilimle meşgul olmaktır. Bu terkibteki manası ise, kalbin masivadan, yani Allah’tan gayrı şeylerden arındırılması ve sadece O’na tahsis edilmesidir. Bu da yine manevî bir disiplin ve terbiye ile mümkündür. Risale-i Nurlar ve tarikattaki manevî seyrüsüluk buna misal olarak gösterilebilir. İslam şeriatı aynı zamanda kalpleri inşa ve ihya eden riyazî bir ameliyedir. Oruç, zekât, namaz gibi ibadetler nefsin terbiyesinde ve kalbin inşa edilmesinde kullanılan en tesirli vasıtalardır.
"Terbiyetü'l- vicdan"
Terbiyetü’l-Vicdan; vicdanın terbiye edilmesi ve aslına irca edilmesidir. Vicdan, zaten doğuştan hakkın bir mizanı ve miyarıdır. Ama başka terbiye sistemleri, vicdanın bu aslî ve fıtrî ahvalini bozup zedeleyebilir. İslam dininin ibadet ve ahlak disiplini, vicdanı terbiye eder ve aslına döndürür. İslam şeriatı hem de İlahi bir ayar olan vicdanın hassasiyetinin korunması ve terbiye edilmesinde en mühim bir vesiledir. Hassas cihazların bakımı düzenli olarak yapılmazsa bozulur. Vicdan da çok hassas bir İlahi cihazdır, ancak İslam şeriatı ile terbiye edilir.
"Tedbirü'l-cesed"
İnsanın kendi bedenini İslam istikameti üzerinde tedbir ve tasarruf etmesidir. Bedenin tedbir ve idare edilmesinde İslam şeriatı en güzel rehber ve en mükemmel bir modeldir. Bedenimizin tedbir ve idaresi, temizliği, beslenmesi, bakımı ve nasıl kullanılacağı gibi hususlarda İslam şeriatı en güzel bir rehberdir, Habib-i Kibriya Efendimiz de en mükemmel modeldir.
"Tedvirü'l-menzil"
Menzil burada aile, mahalle, şehir, ülke, dünya şeklinde anlaşılabilir. Ve insanın bu sahalalarda belli vazifeleri vardır. İslam şeriatı insanın bu menzillerde nasıl hareket edeceğini tayin eder ve bize bu yolda rehber olur. Ailede iyi bir baba, mahallede iyi bir komşu, ülkede iyi bir teba’ vesaire. İslam şeriatının bütün bu menzillerde bir sözü ve tarzı vardır.
"Siyasetü'l- medeniye, Nizamatü'l-âlem"
İnsanların ve cemiyetlerin medeni seyri ve idare edilmesidir ki, siyaset ilmi buna bakar. İslam bu sahada da en mükemmel ve en kâmil bir seviyededir. İnsan medenî bir varlıktır; içtimaî hayatta nasıl hareket edeceğini kendi itikadından alır. İslam şeriatı, adalet, şefkat, emin olmak gibi bütün esasları ve kaideleri tanzim etmiştir. Haksız, yalancı, hırsız, menfaatperest insanların idareden uzak tutulması gerekir. Yoksa âlemde ne nizam kalır ne de huzur.
"Hukuk"
İslam şeriatının en mühim esaslarından biri de hukuktur. Bu mesele çok geniş ve tafsilatlı olduğu için kısa geçiyoruz.
"Muamelat"
İslam şeriatı, insanın bütün amellerini, fillerini tanzim eden bir şeriattır. Muamelat geniş manasıyla fıkhın ibadetler dışında kalan kısmını, dar manasıyla da daha çok mal varlığına ve mirasa ait hükümleri ifade eden ıstılahtır. Muamelat, farz ibadetlerimizi nasıl ifa edeceğimizi anlatan ilmihal bilgilerinin dışındaki bütün mevzuları içine alan çok geniş bir mefhumdur.
"Adab-ı içtimaiye"
Adab-ı içtimaiye ise, medeni hayatın teamül, örf ve âdetlerini tesis ve tespit eden bir ilim dalıdır. İslam şeriatı içtimaî hayatımızda insanlara karşı nasıl davranacağımızı, nasıl hareket edeceğimizi de tanzim ediyor.
"Vesaire vesaire gibi ulûm ve fünunun ihtiva ettikleri esasatın fihristesi, şeriat-ı İslâmiyedir."
Yani kısaca İslam şeriatı yeme, içme ve konuşma adabından tut, ta en geniş daire olan nizam-ı âleme, insanın bedeninden ruhuna uzanan çok geniş ve çok ihatalı bir sahadır. İnsan için âdeta her şeyin bir fihristi hükmündedir.
(1) bk. İşaratü'l-İ'caz, Bakara Suresi 23. ve 24. Ayetlerin Tefsiri.
Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü
Yorumlar