"Şiddet-i zuhurundan gizlenmiş ... Azamet-i kibriyasından ihtifa etmiş" İzah eder misiniz, bunlar aynı manaya mı geliyor?
Değerli Kardeşimiz;
Allah’ın bir ismi Zâhir’dir; yâni varlığı her şeyden daha aşikârdır. Bedenimizdeki hangi organa, çevremizdeki hangi canlıya, semadaki hangi yıldıza baksak bunların hepsi Allah’ın mahlûkudur. Her şeyi O’nun yaratmış olması, ya kalplerde daimî bir hayret, şükür ve marifet uyandırır. Yahut bu kemal-ı zuhur ülfete dönüşür ve birçok akıllar bu âlemin yaratılışını, sevk ve idaresini hiç düşünmezler; Halık’ı göremez ve bilemezler.
Kemal-i zuhurdan görünmemenin bazı misallerine günlük hayatımızda da şahid oluruz. Meselâ, günde iki-üç kere yemek yiyen insan her defasında Allah’a şükreder. Zira yemesi ve içmesi devamlı değildir, yememe ve içmeme hallerine de maruz kaldığı için, bu nimetleri tattığı zaman Rabbine şükreder. İnsan yemeden içmeden günlerce yaşayabildiği halde havasız birkaç dakikadan fazla yaşayamaz. Ancak bu büyük nimete şükretmek pek hatırına gelmez. Bunun sebebi bu nimetin “şiddet-i zuhurundan gizlenmiş” olmasındandır. Her an nefes almak ve hiç havasız kalmamak bu büyük nimetten gaflet edilmesine yol açabilmiştir.
Keza, yolculuğumuzu selametle tamamlayarak bindiğimiz vasıtadan indiğimizde Allah’a şükrederiz. Ama dünya üzerindeki yolculuğumuzun devamlı oluşu ve zıddının olmayışı sebebiyle, bu harika seyahati de çoğu zaman hatırlamayız. Yolcu olduğumuzu adeta unuturuz.
Şiddet-i zuhurdan gizlenmeye, yüksek frekanslı seslerin işitilmemesi de bir misal olabilir. İnsan kulağı belli bir frekansın üstündeki şiddetli sesleri duyamaz. Yani şiddetli tecelli duymama, görmemeye sebep olabilir.
“Mutlak ve muhit bir şeyin hududu ve nihâyeti olmadığı için, ona bir şekil verilmez; ve üstüne bir sûret ve bir taayyün vermek için hükmedilmez, mahiyeti ne olduğu anlaşılmaz. Meselâ, zulmetsiz, daimî bir ziya bilinmez ve hissedilmez.” (Sözler)
Allah’ın bütün sıfatları mutlaktır ve muhittir. Her şeyi O yarattığı ve her şeyin bütün ihtiyaçları yine O’nun kudreti ve rahmetiyle görüldüğü için İlâhî sıfatların bu daimî icraatları, bazı akılları ülfete ve gaflete düşürebilmektedir.
Üstadın “Zulmetsiz, daimî bir ziya bilinmez ve hissedilmez” cümlesi bu hakikati en mükemmel şekilde göstermektedir. Biz güneşi görebiliyorsak ışığının bize sürekli ulaşmayışındandır. Işığın zıddı olan karanlık hiç olmasaydı ışık nedir bilemez ve hissedemezdik.
Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü