Sıfatların kısm-ı ekseri için; "Hissiyat suretinde kendilerini ihsas" etmeleri ve "Hayattan kaynama suretinde kendilerini" bildirmeleri hususunu nasıl anlayabiliriz?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Hayat, bir temel gibidir. Bütün hakikatler ve müştemilat bu temel üzerine bina olur. Allah’ın bütün isim ve sıfatları hayat üstünde tecelli eder.

Mesela, Rahman ve Rahîm isimleri, şefkat hissi olarak hayatta tezahür eder. Allah’ın mukaddes şuunatından olan memnuniyet ve lezzet ve şevk gibi şuunatlar ise, insanda memnun olma, lezzet alma, şevk duyma gibi hissiyatlar suretinde tecelli eder. Bütün bunların temeli ise hayattır. Yani hayattan kaynayıp gelen hissiyatlardır.

İkinci latif bir mana ise; Allah’ın bütün isimleri Allah’ın subutî sıfatlarından olan tekvin ve kudretten kaynayıp geldiği için, subutî sıfatların ayrıcalıklı olması için duygu şeklinde, yani cihaz olarak tezahür etmiştir. Diğer isim ve şuunatlar ise, hissiyat olarak tecelli etmiştir.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Okunma sayısı : 6.145
Sayfayı Word veya Pdf indir
Bu içeriği faydalı buldunuz mu?

Yorumlar

Kullanıcı

DUYU VE DUYGU

Duyu Beş duyudan biriyle (görme, işitme, koklama...) algılama yetisi “Görme duyusu”

Duygu Kalpte veya beyinde oluşan içsel his, psikolojik hâl “Sevgi duygusu”

Bugün biz bu iki kelimeyi ayrı alanlar için kullanıyoruz:

Duyu → beden algısı,

Duygu → ruh / zihin hissi.

Ama Üstad’ın dili 1900’lerin başındaki Osmanlıca;

o dönemde bu ayrım henüz bugünkü kadar keskin değildi.Hiss → duyu, algı

Hissiyat → hisler, duygular

Duygu (Türkçeleştirilmiş hali) → hem duyu hem his anlamında kullanılır.Bu cümlede geçen “duygular” kelimesinin yanındaki “inbisat (açılma)” ve “inkişaf (gelişme)” fiilleri,

organlar veya dışa açık algı kapıları için kullanılır.

Yani burada “duygular” kelimesi,

modern anlamdaki “içsel duygular (sevgi, korku vb.)” değil,

beş duyu ve bedenî idrak vasıtaları anlamındadır.Burada hissiyat, fizikî değil ruhanî ve manevî hislerdir:

sevgi, korku, şefkat, merhamet, hüzün, ümit, hayret, iman, muhabbet gibi.1. Beş duyu hayatın özü değil, tezahür aracıdır. 

Metindeki ifade:

“O hakikatteki (Hayattaki) sıfatlardan bir kısmı, duygular vasıtasıyla inbisat ederek inkişaf edip ayrılırlar."

Buradaki “duygular” (aslında “duyular”) kelimesi,

hayatın bazı sıfatlarının (örneğin görmek, işitmek gibi)

duyu organları vasıtasıyla dışa yansıdığını anlatıyor.

Ama Üstad diyor ki “bir kısmı böyle olur” — yani hepsi değil.

Bu da demek oluyor ki:

> Hayatın hakikati, bu duyularla sınırlı değildir.Duyu organları kapanabilir ama hayatın aslı devam eder. 

Senin örneğin bu noktayı mükemmel gösteriyor:

> “Görmeyen, duymayan, konuşamayan insanlar var ama yine hayat sahibidirler.”

Evet, çünkü:

Göz → Basar sıfatının aracıdır.

Kulak → Sem‘ sıfatının aracıdır.

Ama bu sıfatların kaynağı hayatın kendisidir.

Hayat varsa, bu sıfatlar potansiyel olarak vardır,

sadece dış dünyada fiilî olarak açığa çıkmıyordur. Yani bir kişi görmese bile,

onda “görme kabiliyeti” (basar sıfatı) potansiyel olarak mevcuttur, Allah dilese ona görme imkanını da verir. Görmeyen, duymayan bir insan da hayat sahibidir.

Evet. Onda Basar sıfatının tecelli imkânı vardır,

ama fiilî tezahürü (görme eylemi) yoktur —

çünkü alet (göz) devre dışıdır.

sadece organ (âlet) eksik veya işlemez.

Bu durumda hayat zayıflamaz, sadece tecellisi daralır.

Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
Yükleniyor...