Block title
Block content

“Sırr-ı ehadiyet, nur-u tevhid içinde inkişaf etti.” cümlesi ne demektir, açıklar mısınız?

 
Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Tevhid, birleştirme, birlikte düşünme demektir. Meleklerden, hayvanlara, insanlara kadar bütün canlılar hayat sahibi olmakta birleşirler. Bunlardan birisine hayat veren ancak tümüne hayat veren zat olabilir. Bütün canlılar rızıklanmakta birleşirler. Denizdeki bir balığı kim rızıklandırıyorsa, şehirlerde insanları, ormanlarda ceylanları da o rızıklandırmaktadır.

Her varlık Allah’ın mülküdür. Tevhid nuru şu âlemi tek elden idare edilen bir memleket olarak gösterir. Bu memleket-i Rabbaniyenin her tarafında tevhid bayrakları sallanmaktadır. Şu geniş âlemdeki her varlık bir tevhid bayrağıdır, Allah’ın mülkünde asla şerike yer olmadığını ilan eder.

“Sırr-ı ehadiyet, nur-u tevhid içinde inkişaf etti.” ifadesi, “insanın tevhid nazarıyla yaptığı tefekkürü müteakip kendi nefsine dönmesi ve o geniş dairelerdeki tecellilerin bir misalinin de kendisinde bulunduğunu idrak etmesi” şeklinde anlaşılabilir.

Yukarıdaki örneklerden, mesela rızık için bunu şöyle tatbik edebiliriz: Bütün canlıların rızıklanmasını tevhid nazarıyla düşünen insan, kendisinin de o sofrada bir misafir olduğunu düşünmeli, Rabbinin bütün canlılarda olduğu gibi onda da Rezzak ismini tecelli ettirdiğini nazara almalıdır.

Ülkenin sınırları genişledikçe hâkimiyet güçleşir, bazı şeyler gözden kaçabilir. Ama Cenab-ı Hak ehadiyetiyle her varlıkla -tabir yerindeyse- birebir ilgilenir. Böyle olunca her varlık her an O’na ihtiyacını arz edebilir.

İşte Hz. Yunus (as), balığın karnında bu manaları hakkalyakin hissedip dua etmiş ve Allah da onu kurtarmıştır.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editör

Kategorisi: Birinci Lem'a | Yazar: Sorularla Risale | Okunma Sayısı: 26093 | Word indir | Pdf indir
Paylaş

Yorumlar

bakiduman
Benim bu cümleden anladığım gece,hut ve sema yusuf (a.s) aleyhinde ittifak etmiş.Yusuf (a.s)a öyle bir zat yardım edebilir ki hükmü hem geceye hem denize hem de balığa geçebilsi yoksa bütün halk onun hizmetkarı da olsa bir faydası olmayacaktı.Sebeblerin kendisine bir fayda sağlayamayacağını ve müsebbib-ul esbabdan başka kimsenin kendisine imdat edemiyeceğini aynel yakin anladığından bu tevhid anlayışı içinde Cenab-ı Hakkın Ehadiyeti inkişaf etmiş yani görünmş.Hutu bir tahtel bahir,geceye mehtaplı bir vaziyet ve denize bir sukunet vererek yunus (as)ı sahili selamete çıkarmıştır.Kısaca ALLAH herşeyi bir şeyin imdadına göndererek cilve-i ehadiyetini farklı bir şekilde tecelli ettirmiş.
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
karakuskadir
ben de size katılıyorum sevgili kardeşim.
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
RaculiFacir
"Müsebbib-ül Esbabdan başka bir melce' olamadığı"na intikal etmeyi, kesretten vahdete geçmek; yani "Nur-u Tevhid"i yakalamak olarak anlıyorum. Sırr-ı Ehadiyet'i ise; geceyi, denizi ve hutu musahhar ettiren 'hususi inayet' olarak anlıyorum. "Sırr-ı Ehadiyet, Nur-u Tevhid içinde inkişaf ettiği için" cümlesinden Sırr-ı Ehadiyet'in inkişafının Nur-u Tevhid'i yakalamaya bağlı olduğunu anlıyorum. Nur-u Tevhid yakalandığı an, Sırr-ı Ehadiyet zuhur ediyor. Allah bize nice Sırr-ı Ehadiyet'lere mazhar olabilmek için Hazreti Yunus A.S. gibi Nur-u Tevhid içinde münacat edebilmeyi nasip eylesin. SA.
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
BENZER SORULAR
Yükleniyor...