"Sonra, her menzilden, her tabakadan, her âlemden, her taifeden, her fertten, herşeyden kendini gösterecek, yani vücudunu ve vahdetini bildirecek pencereler açmış. Her kalb içinde bir telefon bırakmış." izah eder misiniz?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Kâinattaki her menzil, her tabaka ve onlardaki bütün âlemler, taifeler ve fertler Allah’ın mülkü ve mahlûkudurlar. Her biri çok cihetlerle Allah’ın vücud ve vahdetini yani varlığını ve birliğini gösterirler. Ancak, kör bir insan eşyayı göremediği gibi, kalbi küfürle kararmış bir insan da bu hakikatleri bilemez, anlayamaz, takdir ve tahsin edemez.

Bilindiği gibi imanın mahalli kalbdir. Bütün İlâhî ve rabbanî hakikatler de ancak imanın nuruyla görülebilir. İmandan mahrum bir insanın aklı eşyanın sadece ne olduğunu, neye yaradığını, nelerden teşekkül ettiğini bilebilir, ama onları kimin ve niçin yarattığını bilemez. Bilemeyince de eşyanın İlâhî isimlere ve sıfatlara ayna olan yüzünü göremez.

İmanla nurlanan bir akıl; ağaçları bir sofra, meyveleri onda dizilmiş İlâhî ikramlar olarak değerlendirir. Sofraya değil, onu serene, ondan o meyveleri süzüp insana en faydalı bir şekle getirene şükreder, minnettar olur.

Yine imanlı bir akıl; gezegenlerin güneş etrafındaki harika ve muntazam seyahatlerini düşündüğünde bunu güneşin cazibe kuvvetiyle değil, ona o kuvveti veren Allah’ın kudretiyle izah eder. Bu iki misali çoğaltabiliriz.

İşte bu risalede her bir varlık Allah’ın isim ve sıfatlarına açılmış bir pencere olarak tavsif ediliyor ve o pencerelerden Allah’ın varlığına ve birliğine dair delilleri nasıl seyredeceğimiz ders veriliyor.

Kalbi iman ile nurlanan bir mü’min, bu varlık âleminin yaratıcısına tahkikî bir sûrette iman ettiğinde, onun kalbinde âlemin yaratıcısına şükretmek, ibadet etmek iştiyakı hâsıl olur. İşte imanlı kalbin bu iştiyakı onu Cenab-ı Hakk’a doğrudan hitap etme makamına yükseltir. Bu hitabını kalb telefonuyla yapar. Kâmil bir mü’minin bu hitaplarına Cenab-ı Hak da kalbine feyiz ve marifet nurları akıtmakla mukabele eder. Bazılarıyla da ilham yoluyla konuşur.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?

Yorumlar

msaydin
her kalb içinde telefon bırakmış cimlesini 32. söz ikinci mevkıf, ikinci maksad, beşinci işaretin sonunda şöyle geçer : Öyle de, Sultan-ı Ezel ve Ebed olan Hâlık-ı Kâinat, çendan vesait ve esbabı icraatına perde yapmış, haşmet-i rububiyetini göstermiş.>> Fakat, ibâdının kalbinde hususî bir telefon bırakmış ki<<, esbabı arkada bırakıp, doğrudan doğruya Ona teveccüh etmek için, ubûdiyet-i hassa ile mükellef edip 1اِيَّاكَ نَعْبُدُ وَاِيَّاكَ نَسْتَعِينُ deyiniz diye, kâinattan, yüzlerini kendine çevirir.
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.

BENZER SORULAR

Yükleniyor...