"Sonra, o şecerenin semeresi olan insandan bir tanesini şecere-i İslâmiyete çekirdek ittihaz etmiştir. Demek o çekirdek, âlem-i İslâmiyetin hem bânisidir..." İzah eder misiniz?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

“Sonra, o şecerenin semeresi olan insandan bir tanesini şecere-i İslâmiyete çekirdek ittihaz etmiştir. Demek o çekirdek, âlem-i İslâmiyetin hem bânisidir, hem esasıdır hem güneşidir. Fakat o çekirdeğin çekirdeği kalbdir. Kalbin ihtiyacat saikasıyla âlemin envâıyla, eczâsıyla pek çok alâkaları vardır. Esmâ-i Hüsnânın bütün nurlarına ihtiyaçları vardır. Dünyayı dolduracak kadar o kalbin hem emelleri, hem de düşmanları vardır. Ancak, Ganiyy-i Mutlak ve Hâfız-ı Hakikı ile itminan edebilir."(1)

"Sonra, o şecerenin semeresi olan insandan bir tanesini şecere-i İslâmiyete çekirdek ittihaz etmiştir.”

Peygamber Efendimizin (asm.) manevî şahsiyeti, nuranî bir çekirdek olarak İslâmiyet ağacını netice vermiştir. Yani, bütün insanlara ve cinlere iman ve İslâm’ın esaslarını Allah Resulü (asm.) tebliğ etmiş ve ders vermiştir. Hakikat mesleği onun koyduğu temeller üzerine bina edilmiş, yanlış itikatlar ve batıl yollar da yine onun nuru ile fark edilerek onlardan uzak kalınmıştır.

"Fakat o çekirdeğin çekirdeği kalbdir."

Kalp; iman mahallidir, marifet ve muhabbetin, şefkat ve merhamet mahallidir. Bu ve benzeri bütün kalbî hasletlerde Allah Resulü’nün (asm.) kalbi en ileri derecededir ve bütün insanlara en güzel ve en mükemmel numunedir.

Bu cümle mutlak olarak düşünüldüğünde, cümlede geçen kalb kelimesi bütün insanlara da şamildir. Yâni, bütün insanların da fikir ve itikad dünyasından, fiil ve amel âlemine kadar tümü bir ağaç olarak kabul edilirse, bu ağacın çekirdeği o kişinin kalbidir. Nitekim bir sonraki cümledeki izahlar bütün insanlar için geçerlidir.

“Kalbin ihtiyâcat saikasıyla âlemin envâıyla, eczasıyla pek çok alâkaları vardır. Esmâ-i hüsnanın bütün nurlarına ihtiyaçları vardır.”

İnsan kalbi, bedenin organlarını da sever, semanın yıldızlarını da.

İnsan kâinat ağacının meyvesi olduğundan, onun kalbindeki bu muhabbet, bir meyvenin kendi ağacının tamamını sevmesi gibidir.

İnsanın muhtaç olduğu her şey, ancak Allah’ın isim ve sıfatlarının tecellileriyle var edilmişlerdir. Böylece insan, bütün âlemlere muhtaç olmakla, bütün esmaya da muhtaç bir yaratılışa sahip olmuş oluyor. İnsan hayata muhtaç olduğu için Muhyi isminin tecellisine muhtaçtır; rızka muhtaç olduğu için Rezzak isminin tecellisine muhtaçtır. Bu tecelliler “esmâ-i hüsnanın nurları"dırlar. Yâni, ilâhî isimler bu tecellilerle kendilerini bildirirler, tanıtırlar.

Bu tecellilere muhtaç olması insan için en büyük bir ihsandır. Taşlar ne Rezzak ismine muhtaçtırlar, ne Muhyî ismine, ne Basîr ismine, ne Semi’ ismine, ne Şâfi de ismine. İhtiyaç olmayınca tecelli de olmadığından, Allah’ın bu gibi isimlerine mazhar olmamışlardır. İnsan bütün esmâya muhtaç olduğundan, Rabbini bütün esmâsıyla tanıma imkânına sahip kılınmıştır.

Dünyayı dolduracak kadar o kalbin hem emelleri, hem de düşmanları vardır. Ancak, Ganiyy-i Mutlak ve Hâfız-ı Hakikî ile itmi'nan edebilir.”

İşte insanın bu sonsuz ihtiyaçlarını ve emellerini ancak Ganiyy-i Mutlak olan Allah yerine getirebilir ve bu ihtiyaçlarını görmede karşılaşacağı bütün engelleri de ancak Hâfız-ı Hakikî olan Allah’ın yardımıyla aşabilir.

“İtminan” kelimesi, “... Kalbler ancak Allah’ı anmakla mutmain olurlar.” (Ra'd Suresi, 13/28) mealindeki âyet-i kerîmeye işaret ediyor.

(1) bk. Mesnevi-i Nuriye, Habbe.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Kategorileri:
Okunma sayısı : 3.438
Sayfayı Word veya Pdf indir
Bu içeriği faydalı buldunuz mu?

BENZER SORULAR

Yükleniyor...