“Kalbin ihtiyacat saikasıyla âlemin enva’ıyla, eczasıyla pek çok alâkaları vardır. Esmâ-i hüsnanın bütün nurlarına ihtiyaçları vardır.” cümlesini açar mısınız?
Değerli Kardeşimiz;
İnsanın midesi taamlarla, gözü ışıkla, kulağı seslerle mutmain olurlar. Kalbin ihtiyacı ise mahlûkat âlemini çok gerilerde bırakır. O, mahlûklarla değil, onların Hâlık’ını anmakla, ona iman ve ibadet etmekle mutmain olur.
Kalbin ihtiyacı, denilince, sadece, güneş, hava, su ve gıda gibi maddî varlıkları anlamamız eksik olur. Onlar, maddî kalbin ve bedenin ihtiyaçlarıdır. Beden ruhun hanesi olduğu için, bunlar kalbin de ihtiyacı sayılabilirlerse de kalbin asıl ihtiyaçları, iman, marifet, muhabbet ve ibadettir ve bu âlemde tecelli eden mânalar ve hakikatlerdir.
Üstad Hazretleri Yirmi Dördüncü Söz’deki muhabbet bahsinde şöyle buyurulur:
“Böyle nihâyetsiz bir muhabbete layık olacak, ancak nihâyetsiz cemâl ve kemâl sahibi olabilir.”
İnsan her yönüyle sınırlıdır. Boyu ve kilosu sınırlı olduğu gibi, yemesi, içmesi, işitmesi, anlaması da sınırlıdır. Ancak, sevgi hissi bundan müstesnadır. İnsandaki sevgi hissinin sınırı yoktur, ne kadar çok şeyi severse sevsin, yine de “doydum ve yoruldum” demez. İnsan kalbindeki muhabbet sonsuz olduğu için, fâni ve sınırlı eşyaya karşı beslediği sevgiler kalbi asla tatmin edemezler.
İnsan kalbindeki bu sonsuz muhabbet ancak cemâl ve kemâli sonsuz olan Allah için verilmiştir ve kalpler ancak Allah sevgisiyle tatmin olurlar.
İnsan, hastalıklara duçar olduğunda Şâfi ismini anmakla tatmin olduğu gibi, ölümü düşündüğünde de Allah’ın Baki ismini hatırlamakla tatmin olur.
Görme sıfatının ihtiyacı ışıktır, eşyadır. Işık olmasa, bu sıfat, tabiri caizse aç kalacaktır. Aynı şekilde kalpteki birçok hakikat çekirdekleri, ancak bu âlemdeki karşılıklarını bulduklarında yeşerir, meyve verirler. Aksi hâlde toprağını bulamaz, neticesiz kalırlar.
Kalp, Basîr (gören, görücü) ismine ayna olabilmek için, Hâlık (yaratan), Musavvir (suret veren), Müzeyyin (tezyin eden, süsleyen) gibi çok ismin nurlarına ihtiyaç duymaktadır. Onlar eşyada tecelli edecektir ki, ruh da eşyayı görebilsin.
Kalpte kerem sıfatı, ikram etme duygusu vardır. Bu âlemde ilâhî bir ihsan olarak insanlara ve diğer canlılara takdim edilen nimetleri seyreden bir insanın kalbinde, “ikram” mânâsı hayat bulur ve onun için bir marifet penceresi olur. Demek oluyor ki, kalp “Kerim” isminin nuruna da muhtaçtır.
Bir başka misâl:
Kalpte öfkelenme, gazap etme duygusu da vardır. Bu âlemdeki afetler, musibetler ve belâlar kalpteki bu duyguya bir pencere olur; ilâhî kahrı ve azabı bu sahnelerde seyreder.
Kalpte bütün ilâhî isimlerin tecellileri mevcuttur. Bu, insanın ahsen-i takvim üzere yaratıldığının en büyük bir delilidir. Her varlık kendinde tecelli eden isimlere göre bir şeref kazanır. Taş bitkiden, bitki hayvandan daha aşağı bir mertebededir; zira bu ikinciler daha çok isme, daha ileri seviyede mazhardırlar.
İnsan kalbinde bütün isimler tecelli ediyor. Mesela, kâinatta tecelli eden isimlerden birisi Hâlık ismidir. Ruh da mahlûk olması cihetiyle bu isme mazhardır. Bir başka isim Rab ismi. Ruh da ruh olarak terbiye görmesi yönüyle bu isme mazhar olmuştur. Bir başkası Kâdir ismi. Ruhta, kudret sıfatı bulunmasıyla bu isim de tecelli etmiş oluyor. Her varlık ilâhî ilimde plânlanması, programlanması yönüyle Mukaddir ismine ayna oluyor. Ruh da plândan anlaması ve işlerini programlamasıyla bu isimden de bir tecelli nasibi almıştır.
Misalleri çoğaltabilir ve sonunda görürüz ki, insanın kalbi bütün isimlere ya doğrudan ya dolayısıyla mazhardır.
Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü