"Şu âlemi ziyalandıran şemsin, bir sineğin gözüne tecelli ile girip ışıklandırması mümkündür. Ve ateşten bir kıvılcımın gözüne girip tenvir etmesi imkân hâricidir. Çünkü gözü patlatır. Kezâlik bir zerre, Şems-i Ezelî'nin tecellisine mazhar olur..." İzah?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Şu âlemi ışıklandıran güneş, bir sineği de aydınlatır, ona da yol gösterir. Sineğe yolunu gösteren, güneşin o azametli cirmi değil, ışığının sinek gözündeki cüzi bir tecellisidir. Güneş tecelli olarak o küçük göze girdiği halde, onun ateşinden küçük bir kıvılcım o küçük göze girse onu patlatır, kör eder.

Aynen öyle de bütün eşya ve her bir zerre Allah’ın isimlerine ayna olarak ve O’nun kudreti, ilmi ve iradesiyle çok işler görmektedirler. Ancak, bunları o eşyanın kendilerinin yaptığını vehmetmek, bu İlâhî sıfatların o varlıklarda olmalarıyla mümkün olabilir ki bu, ateşten bir kıvılcımın göze girmesine benzetilmiştir. Yâni, eşya Allah’ın sıfatlarına hiçbir cihetle sahip olamazlar. Ama, o sıfatların tecellileriyle kendi güç ve kuvvetlerinin, kendi ilim ve iradelerinin çok ötesinde işler görebilirler.

Eşya; esmâ ve sıfat tecellilerine bir perdedirler, ama hakiki müessir olamazlar. Yâni, gerçek yapıcı, hakiki tesir sahibi olma vasfını yüklenemezler; gözün hakiki bir kıvılcımı içine alamaması gibi. Bir ayna güneşten aldığı ışığı başkalarına aksettirmekle o ışığa sahip olamaz, onda gerçek tesir sahibi olduğunu iddia edemez. İlâhî isimlerden örnek olarak Rezzak ismini düşünelim. Her bir meyve ağacı Rezzak ismine ayna olur, Allah’ın onda yarattığı nimetleri başkalarına takdim eder. O, bu haliyle bir aynadan farksızdır. O isme ayna olur, ama hakiki rızık verici olamaz.

"İ'lem eyyühe'l-aziz! Şu âlemi ziyalandıran şemsin, bir sineğin gözüne tecelliyle girip ışıklandırması mümkündür. Ve ateşten bir kıvılcımın gözüne girip tenvir etmesi imkân haricidir. Çünkü gözü patlatır."

"Kezâlik, bir zerre, Şems-i Ezelînin tecellîsine mazhar olur. Fakat Müessir-i Hakikîye zarf olamaz."(1)

Tabiat ve sebepler denilince, ana hatları ile toprak, su, hava ve ateş olarak ifade edilir. Bunlar ise tabiatı icabı kaba, istila etmeye ve tahribe müsait, incelikten uzak, şuur ve iradeden yoksun, mübaşeretle, yani temas ile iş gören unsurlardır.

Bu unsurlara ve sebeplere yaratıcı olarak bakanlara sormak lazımdır: Bir sineğin ince ve küçük vücudunda, küçücük gözünün içinde çalışan bir hücre, şayet sebeplerin icadı ve tasarrufu ile çalışıyor denirse, o koca tahripkar ve kaba sebeplerin -toprak, hava, su ve ateşin- o gözün içinde maddi olarak bulunmaları gerekmiyor mu?

Halbuki, o incecik göze ve hücresine, en ince ve nazik, maddi şeyler bile giremiyor. Ateş orada olsa, gözü patlatır. Toprak orada olsa, zaten kör eder. Öyle ise sebepler yapıyor iddiası batıldır; hiçbir delile dayanmamaktadır.

Bir usta, iş yapmak için, çekici eline almadıkça, bir çivi dahi çakamaz. Temas etmeden, taşı kaldıramaz. Zira maddi alemde ve madde içinde işler ancak temas ederek yapılabilir. Bu bir fizik kanunudur.

Öyle ise, bir hücreye rububiyet dava eden sebep, maddi olarak o hücrenin yanında hazır ve nazır olması gerekiyor. Çünkü temas olmadan iş yapamaz.

Böyle olunca, nazik, zarif ve ince bir hücrenin içinde toprak, su, hava ve ateş gibi kaba unsurların iş yaptığını ve onun içine yerleştiğini kabul etmek ne denli bir hurafe olduğu anlaşılır.

Zerre, sebep olmuş olsa bile, o hücre içinde bir nokta olur. Diğerlerine nasıl girecek, nasıl yerleşecek, nasıl o karmaşık ve mükemmel hücrenin bütünün yanında hazır ve nazır olup temas ile iş görecektir?

Aynı mana, zerre için de geçerlidir. Hücrenin bütün bedenle bir irtibat ve nispeti vardır. O zerre, bütün bu irtibat ve nispeti bilecek bir ilmi ve şuuru olmak lazım gelir. Hatta bütün kainatı da ihata edecek bir ilim ve kudret gerektir. Zira insan mekanizması kainat ile irtibat ve nispet içinde bir ahenk ve uyum ile tasarlanmıştır. İnsan vücudundaki zerrenin, güneşin yörüngesinde gitmesinde emeği olması lazımdır. Zira insanla alakası vardır. Bütün bu işleri ve kurguları çekip çeviren bir atom çekirdeğidir demek, ne denli bir cehalet oluğunu herkes anlar.

Özet olarak, sebepler ve tabiat yapıyor, yaratıyor diyebilmek için, hücre içinde bütün o sebeplerin ve tabiatın yerleşmesi ve temas ile iş görmesi gerekir. Yani güneş, toprak ve ateş gibi külli unsurların o küçücük hücrenin içinde olduğunu ve hücreyi icat ettiğini hayal etmek ahmaklığın en kalın derecesi olur.

Küçük bir ayna, güneşin yansımasını üzerinde gösterebilir, ama ben de güneş gibiyim ya da onun gibi sıfatlara sahibim diyemez. Allah’ın sonsuz ilim, irade ve kudret sıfatı bir zerrede tezahür edip tecelli edebilir, ama o zerre bu sonsuz sıfatları içine alıp kabul edemez. Yani o sıfatlarla mücehhez olup, o sıfatlara kaynak ve fail olamaz. Bir zerre -haşa- "Ben de Allah gibi bilirim ve öyle işlerim." diyemez.

(1) bk. Mesnevî-i Nuriye, Hubâb.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

BENZER SORULAR

Yükleniyor...