Block title
Block content

"Duâlar, tevhid ve ibâdetin esrarına nümunedir. Tevhid ve ibâdette lâzım olduğu gibi, duâ eden kimse de 'Kalbinde dolaşan arzu ve isteklerini Cenab-ı Hak işitir.' deyip Kadir olduğuna itikad etmelidir. Bu îtikad, Allah'ın her şeyi bilir ve her..." İzahı?

 
Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Tevhid ve ibadette birçok sır mündemiçtir, yerleştirilmiştir. İşte dualar bir bakıma bu gizli sırların insan diline dökülüp Cenab-ı Hakk'a arzedilmesidir.

Cenab-ı Hak, görülen ve görülmeyen alemleri kuşattığından, gizliyi, hatta gizlinin gizlisini de bildiğinden, insanın kalbinde dolaşan arzu ve isteklerden tutun da ta yıldız ve gezegenlerin tedvirine kadar her şeye muttalidir, her şeyi bilir. Küçük bir mikro organizmanın ihtiyaçlarını tedarik ettiği gibi, büyük bir filin, gergedanın ihtiyaçlarını da yerine getirir bir zattır.

Ve bu tür faaliyetleri Cenab-ı Hakk'ın yapabileceğine sonsuz bir şekilde itimad etmek gerektir. Hatta hadis-i şerifte; "Cenab-ı Hakk hakkında hüsnü zan etmek sevaptır." buyrulması bu hakikate bir işarettir. Bizlerin Allah Teâlâ'ya bu şekilde itimad ve itikad etmemiz, Allah'ın her şeyi bilir ve her şeye kadir olduğunu, O'nun hakkında lüzumlu hale getirir.

"İ’lem Eyyühe’l-Azîz! Duâlar, tevhid ve ibâdetin esrarına nümunedir. Tevhid ve ibâdette lâzım olduğu gibi, duâ eden kimse de, 'Kalbinde dolaşan arzu ve isteklerini Cenab-ı Hak işitir.' deyip Kadir olduğuna itikad etmelidir. Bu îtikad, Allah'ın her şeyi bilir ve her şeye kadir olduğunu istilzam eder."(1)

Tevhid, Allah’ı bir bilmek, duâ da istek manasına geliyor.

Kur’ânın hülasası kabul edilen Fatiha Sûresinde bu iki ders birlikte verilir. Önce bütün medih ve senanın ancak Allah için ve O’na mahsus olduğu beyan edilir. Bu bir tevhid dersidir. Sonra bütün âlemleri Allah’ın terbiye ettiği ders verilir. Sonra Rahmân ismi gelir. Yer yüzündeki bütün canlıların her türlü ihtiyaçlarının ancak âlemlerin Rabbi tarafından karşılandığına dikkat çekilir. Sonra Rahîm ismi, bu lütuf ve ihsanların müminler için ahrette ebediyen devam edeceği hatırlatılarak kalpler bu fâni nimetlerden cennete tevcih ettirilir. Ve bu manaya kuvvet vermek üzere "din günün sahibinin ancak Allah olduğu" hatırlatılır. Bütün bunlar birlikte düşünüldüğünde insanın ancak Ona ibadet edip ve bütün ihtiyaçlarını ancak Ondan dileyeceği hakikati kalpte hakim olur ve bu hakimiyeti bir sonraki ayetler açıkça beyan eder:

“Ancak sana ibâdet eder ve yalnız senden yardım dileriz.”

Ve bunun ardından çok şümullü bir duâ gelir:

"Bizi sırat-ı müstakime hidayet et."

Bir başka ayet-i kerîmede sırat-ı müstakim için “peygamberlerin, sıddıkların, şüheda ve salihlerin yolu” tarifi getirilir. Bu yola girenler "mağdup ve dâllin" olmaktan kurtulacakları için böyle insanların yoluna girmeme konusunda da Allah’a duâ edilir.

Mağdub; zulüm ve ahlaksızlık yoluna girerek Allah’ın kahrına ve gazabına uğrayanlar; dâllin ise istikametten ayrılıp yanlış yollara sapan; batıl mabudlara tapan, sapık felsefî düşüncelere kapılanlardır.

Fatiha okunduktan sonra bütün bu duâlara “âmin” denilmekle yine Allah’ın rahmet ve keremine iltica edilmiş olunur.

“Kalbinde dolaşan” ifadesi çok manalıdır. “Kalbine gelen” denilmeyip de “kalbinde dolaşan” denilmesi akıllara ayrı bir düşünce kapısı açıyor: Maddî kalpte kan dolaştığı gibi manevî kalpte de arzu ve istekler, vesvese ve ilhamlar dolaşıyor.

“Kandaki küreyvat, kalbdeki hatırat ondan gizlenmez, tasarrufundan hâriç kalmaz.”(1)

Maddî kalpteki alyuvarları da  akyuvarları da O yarattığı ve bunların tümünü bildiği gibi, manevî kalpte dolaşan iyi ve kötü her şeyi de bilir. O, hayrı da şerri de yaratandır. Tebareke Sûresinde “Yaratan bilmez olur mu?” buyrulması da bu hususta çok kuvvetli bir ders ve çok tesirli bir ihtardır.

Dipnotlar:

(1) bk. Mesnevi-i Nuriye, Hubab.
(2) bk. Şualar, Yedinci Şua.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editör

Paylaş
BENZER SORULAR
Yükleniyor...