"Sual: Dine zarar olmasın, ne olursa olsun?" Bu sualden maksat nedir, bilgi verir misiniz?
Değerli Kardeşimiz;
1908'de II. Meşrutiyetin ilanı ile 600 yıllık padişahlık ve saltanat dönemi biterek, yerine meşrutiyet ve bir cihette demokrasi ikame edilmiştir.
600 yıl mütemadiyen Müslümanlar maddi ve manevi ihtiyaçlarını ve idarelerini sultanlardan görmüşler ve bu sistem alışkanlık haline gelip iliklerine kadar işletmiştir.
Yani hem dünyevi hem de dini bütün mesele ve muamelat devletten beklenmiş. Saltanat bir nevi milletin maddi ve manevi ihtiyaçlarını gideren bir baba vazifesi görmüştür.
Meşrutiyetle babanın idareden gideceğini, sultanların ve saltanatın yerine; seçimlerle milletin vekillerinin geleceğinden hürriyet hareketlerinin tahakkuku ile eski sistem arasında ciddi bir bocalama ve karışıklık dönemi başlamıştır. Zira yeni sistemin sefahate, rezalete ve küfre sebep olacağını düşünen; özellikle Doğu halkı Meşrutiyet'e ve hürriyete muhalefet etmiştir.
Üstadımız ise; Meşrutiyetin faydalarının ve nimet olduğunun izahını yapmak üzere Doğu'nun mühim merkezlerini ziyaret ediyor. O mahaldeki mühim ulema ve meşayih, ağalar ve paşalarla görüşerek onların kafalarındaki meşrutiyetle ilgili sorularını ve problemlerini hallediyor. Bu seyahatte ise "Münazarat" isimli eserini tahakkuk ettirmiştir.
İşte şarktaki mühim zevatın Üstadımız'a sorduğu suallerden birisi de “Dine zarar olmasın ne olursa olsun?” sualidir.
Yani; şarkın mühim insanları, Meşrutiyetle ve seçimle her milletten ve dinden insanların idareye iştirak edeceklerini düşünerek; bu vesileyle dinin, ahlakın ve ülkenin ciddi manada zarara gireceğini nazara alarak, Meşrutiyete itiraz ettiklerini ve saltanatın devamına arzu ettiklerini ifade etmişlerdir. "Madem dediğin gibi din zarar görmeyecek, o zaman ne olursa olsun. Fakat bunun güzelce izahını isteriz." diye bu suali tevcih ediyorlar.
Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü
Yorumlar
1. Dine zarar olmasın, ne olursa olsun? düşüncesi doğru mu? 2. Bediüzzaman cevabında bu sorudakı fikirle razılaşıyor mu? Yani soruyu ve cevabı anlıyamadım...Teşekkürler.
Sual: "Dine zarar olmasın, ne olursa olsun?"
Sorudaki Düşünce (Maksat) Nedir?
Bu soru, Şark aşiret reisleri, ulema ve halkın yeni siyasi düzene (özellikle Meşrutiyet ve hürriyet fikrine) karşı duyduğu derin endişeyi ifade eder.
İnsanlar, siyasi otoritedeki bir değişimin (Padişahlık/İstibdat döneminin bitip, Meşrutiyet/Hürriyet'in gelmesi gibi), İslam'ın temellerine, şeriatın hükümlerine veya dinî yaşantının kendisine zarar vereceğinden korkmaktadırlar.
"Bize ne getirilirse getirilsin (hürriyet, adalet, meclis vb. siyasi yönetim şekilleri), yeter ki dinî değerlerimiz ve İslamiyet zarar görmesin. Eğer dinimiz güvencede kalacaksa, bu dünyevi yönetim biçimi ne olursa olsun, biz razıyız." Bu ifade, dini siyasete tercih etme arzusunun en saf halidir. Dini, dünyevi düzenin üstünde ve öncelikli görme eğilimini yansıtır.
Cevap:
"İslâmiyet güneş gibidir, üflemekle sönmez..."
Üstad bu fikirle razılaşıyor mu? Evet, Bediüzzaman Hazretleri, sorunun içerdiği "dinî hassasiyet" ve "dini her şeyin üstünde tutma" ruhuna tamamen katılır ve bu hassasiyeti takdir eder. Ancak, sorunun arkasındaki korku ve vehmi (gereksiz endişeyi) ortadan kaldırmak için cevap verir.
"İslâmiyet güneş gibidir, üflemekle sönmez. Gündüz gibidir; göz yummakla gece olmaz."
İslamiyet'in kaynağı Kur'an ve Sünnet, öyle sağlam ve nuranî bir hakikattir ki, birkaç kötü yöneticinin, yanlış siyasi kararın veya bir felsefi akımın etkisiyle yok edilemez. Dinin bekası, siyasi liderlerin cebinden çıkmaz.
"Gözünü kapayan, yalnız kendine gece yapar."
Dinin elden gideceğinden korkan adam, aslında dinin zayıflığından değil, kendi cehaletinden, taklitçiliğinden ve kalbindeki imanın zayıflığından korkar. O kişi, güneşi inkâr edemez ama gözünü kapayarak kendi dünyasını karartır. Yani tehlike dinde değil, ferdin imanı ve irfanındadır.
Üstad Hazretleri, bu cevabıyla aşiret reislerine ve halka şu mesajı verir: "Dinin bekasını Hükümetten beklemeyin, kendi iradenizle ve ilminizle sahip çıkın." Siyasi değişimler sizi korkutmasın; önemli olan her bireyin kendi imanını tahkim etmesi ve dine hizmet etmesidir.
Sonuç olarak, Üstad Hazretleri "Dine zarar olmasın" ilkesini onaylar, ancak "Ne olursa olsun" kısmını eleştirir. Çünkü ona göre, dinin bekası siyasetin elinde değildir; bu yüzden yeni siyasi düzenin (Meşrutiyet'in getirdiği hürriyet ve meşveret gibi değerlerin) dine zarar vereceği korkusu yersizdir. Tam tersine, bu yeni düzen (eğer İslami prensiplere uygun kullanılırsa), imana ve dine hizmet için daha geniş bir kapı açabilir.
Manidar bir cevab. Teşekkürler.