Süleyman Aleyhisselâm’ın "lisan-ı ismet"le istemesine karşılık, insanların da "lisan-ı istidat"la taleplerinden söz edilmektedir. Bunları mukayeseli bir şekilde açabilir misiniz?
Değerli Kardeşimiz;
Bilindiği gibi, ismet sıfatı “günah işlemekten çok uzak bir yaratılışa sahip olmak” demektir ve bütün peygamberlerin ortak sıfatıdır. Sair insanlar, nefsin isteklerine karşı çıkarak yahut şeytanın vesveseleriyle mücadele ederek günah işlememeye çalışırlar. Allah’ın seçkin kulları ve peygamber varisi büyük zatlar da bu mücadeleden her defasında muzaffer çıkarak, hiç günah işlemeden yaşamış olabilirler. Şu var ki, onlar ismet sıfatıyla değil, Hafîz isminin tecellisiyle günahlardan korunurlar.
İşte ismet sıfatına sahip kıldığı böyle seçilmiş bir kulun isteğini Allah kabul eder ve ondan mucizeler sudûr eder.
Diğer kullar ise, medeniyet harikalarını keşfetme konusunda gerekli sebeplere teşebbüs etmek ve böylece Allah’ın inayetini beklemek durumundadırlar. İnsanda, peygamber mucizeleriyle sergilenen harikaların benzerini yapma ve onlara yaklaşma istidadı vardır.
Âdem aleyhisselâma bütün esmanın talim edilmesi bunun en açık bir delilidir. Üstad Hazretlerinin de belirttiği gibi, bu talim bütün ulumun talimi manasınadır. İnsanlar gayretleriyle, telahuk-u efkâr ile yardımlaşma ile bu ileri noktalara yaklaşabilir ve yanaşabilirler.
Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü
Yorumlar
"Demek Cenâb-ı Hakka itimat edip Süleyman Aleyhisselâmın lisan-ı ismetiyle istediği gibi, o da lisan-ı istidadıyla Cenâb-ı Haktan istese ve kavânîn-i âdetine ve inâyetine tevfik-i hareket etse, ona dünya bir şehir hükmüne geçebilir. "
'o da lisan-ı istidatiyla Cenâb-ı Haktan istese'
dediği o kişi kimi temsil ediyor?