"Lâ şerîke lehu’daki manayı, basit avamın fehmine gelecek bir muhavere-i temsiliye ve bir münazara-i faraziye tarzında ve lisan-ı hâli lisan-ı kal suretinde söylemiştim." İzah eder misiniz?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

İslâm âlimlerinin ekseriyeti, meseleleri doğrudan anlatma yoluna gitmişlerdir. Bir kısmı ise, avam tabakasını da dikkate alarak, hakikatleri herkesin anlayabileceği misallerle anlatmayı tercih etmişlerdir. Bu tarzı en çok kullanan şahsiyetler, Hazret-i Mevlana, Şeyh Sadî-i Şirazi, Feridündin Attar ve Molla Cami’dir. Bu zâtlar bazen insanlar arasından misaller getirerek, bazen hayvanları konuşturarak çok ince ve derin hakikatleri herkesin anlayacağı bir seviyede ders vermişlerdir.

Üstad Hazretlerinin eserlerinde her iki tarzın da çok güzel misallerini görüyoruz. Mesela, Haşir Risalesi’nde iki kişinin haşir hakkındaki münazaraları nazara verildikten sonra, emin arkadaşın inatçı arkadaşına haşrin varlığıyla alâkalı olarak getirdiği deliller sıralanır. Yine Ayetü’l-Kübra Risalesinde Allah’ın varlığına ve birliğine dair harika izahlar yapılırken “Kâinattan Halıkını Soran Bir Seyyah” esas alınır ve onun şahsında bu ilmî deliller harika bir şekilde ders verilir.

Bu Otuz İkinci Söz de dolaylı anlatımın harika bir misalidir. Allah’ın birliğine, şeriki ve naziri olmadığına bütün varlıkların lisan-ı hal ile verdikleri dersleri en güzel bir şekilde okuyan Üstad Hazretleri, bu tefekkürlerini, bir temsil ile ve eşyayı konuşturarak bizlere de nakletmiş, kendi ifadesiyle “lisan-ı hâli lisan-ı kàl sûretinde söylemiş”tir.

Bu konuda dikkatimizi çeken bir noktayı da sizlerle paylaşmak isteriz:

Eski Said döneminde yazılan İşaratü’l-İ’caz, Mesnevî-i Nuriye, Muhakemat, Münazarat gibi eserlerde hikâye-i temsiliye yoluyla ders verildiğini pek görmüyoruz. Temsil tarzı, Üstad'ın manen tavzif edildiği yeni Said Döneminde daha fazla görülüyor. Zira bu yeni dönemde imana doğrudan hücum edilmiş, iman hakikatlerini aklen de izah ve ispat etme lüzumu ortaya çıkmıştır. Üstad Hazretleri ulvî hakikatleri asrın insanına izah etmekte temsil yolunu en semeredar bir şekilde kullanmıştır. Bunun şahsî bir tercihten ziyade manevî bir yönlendirme ile olduğunu şu ifadelerde açıkça görüyoruz:

"Felillâhilhamd, sırr-ı temsil dürbünüyle, en uzak hakikatler gayet yakın gösterildi. …"

" Hem sırr-ı temsil merdiveniyle, en yüksek hakaike kolaylıkla yetiştirildi. ..."(1)

Her varlık Allah’ın varlığını ve birliğini hal diliyle ders vermektedir. Üstat hazretleri bu risalede eşyayı kal diliyle konuşturarak hakikatleri onların diliyle ders vermektedir.

(1) bk. Mektubat, Yirmi Sekizinci Mektup, Mahrem Bir Suale Cevaptır.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?

BENZER SORULAR

Yükleniyor...