Tabiat Risalesi'ndeki Birinci Yolun İkinci Muhali'ni izah eder misiniz?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

"İKİNCİ MUHAL"

"Eğer her şey, Vâhid-i Ehad olan Kadîr-i Zülcelâle verilmezse, belki esbaba isnad edilse, lâzım gelir ki, âlemin pek çok anâsır ve esbabı, herbir zîhayatın vücudunda müdahalesi bulunsun. Halbuki, sinek gibi bir küçük mahlûkun vücudunda, kemâl-i intizamla, gayet hassas bir mizan ve tamam bir ittifakla, muhtelif ve birbirine zıt, mübâyin esbabın içtimaı o kadar zâhir bir muhaldir ki, sinek kanadı kadar şuuru bulunan, 'Bu muhaldir, olamaz.' diyecektir."

"Evet, bir sineğin küçücük cismi, kâinatın ekser anâsır ve esbabıyla alâkadardır, belki bir hülâsasıdır. Eğer Kadîr-i Ezelîye verilmezse, o esbab-ı maddiye, onun vücudu yanında bizzat hazır bulunmak lâzım; belki onun küçücük cismine girmek gerektir. Belki, cisminin küçük bir nümunesi olan gözündeki bir hücresine girmeleri icap ediyor. Çünkü, sebep maddî ise, müsebbebin yanında ve içinde bulunması lâzım geliyor. Şu halde, iki sineğin iğne ucu gibi parmakları yerleşmeyen o hücrecikte, erkân-ı âlem ve anâsır ve tabâyiin, maddeten içinde bulunup, usta gibi içinde çalıştıklarını kabul etmek lâzım geliyor. İşte, Sofestâînin en eblehleri dahi böyle bir meslekten utanıyor." (Yirmi Üçüncü Lem'a)

Burada, “sebepler yapıyor” fikri çürütülüyor. Üstad Hazretleri bu misali, sebeplerin, küçük bir canlıdaki ince sanatı yapmaktaki acziyetlerini ifade için vermiştir.

Malum, “Âlemde iş gören ve yaratan sebeplerdir” demekle, “zerreler yapıyor”, demek farklı şeylerdir. Buradaki cevap makamı, “sebepler yapıyor” iddiası olunca, cevap da ona göre olmuştur. Başka yerlerde de zerrenin müessir olamayacağı ispat ediliyor.

Âlemdeki sebepler denilince, öncelikle dört ana unsur olan; toprak, su, hava ve ateş anlaşılır. Bu sebepler ise kaba, istila etmeye ve tahribe müsait, incelikten uzak, şuur ve iradeden mahrum, mübaşeretle, yani temas ile iş gören unsurlardır.

Bu unsurlara ve sebeplere yaratıcı olarak bakanlara şunu sormak lazım: “Bir sineğin ince ve küçük vücudunda, küçücük gözünün içinde çalışan bir hücre, şayet sebeplerin icadı ve tasarrufu ile çalışıyor ise, o koca tahripkâr ve kaba sebeplerin o gözün içinde maddî olarak bulunmaları gerekmiyor mu?”

Hâlbuki o incecik göze ve hücresine, en ince ve nazik, maddî şeyler bile giremiyor. Ateş orada olsa, gözü patlatır; toprak kör eder. Öyle ise sebepler yapıyor iddiası batıldır, hiçbir delile dayanmamaktadır.

Bir usta, çekici eline almadan bir çivi dahi çakamaz. Temas etmeden, taşı kaldıramaz. Zira şehadet âleminde ancak temas edilebilen varlıklarda iş yapılabilir. Bu bir adetullah kanunudur. Öyle ise, bir hücreye rububiyet dava eden sebep, o hücrenin yanında hazır ve nazır olması gerekiyor. Çünkü temas olmadan iş yapamaz. Böyle olunca, nazik, zarif ve ince bir hücrenin içinde toprak, su, hava ve ateş gibi kaba unsurların iş yaptığını ve onun içine yerleştiğini kabul etmek ne denli bir hurafe olduğu anlaşılır. Zerre, sebep olmuş olsa bile, o hücre içinde bir nokta olur. Diğerlerine nasıl girecek, nasıl yerleşecek, nasıl o karmaşık ve mükemmel hücrenin bütününün yanında hazır ve nazır olup temas ile iş görecektir?

Aynı mana, zerre için de geçerlidir. Hücrenin bütün beden ile bir irtibatı ve nispeti vardır. O zerrenin, o bedenin her şeyini bilecek bir ilmi ve şuuru olmak lazım gelir. Hatta bütün kâinatı da ihata edecek bir ilim ve kudret gerekir. Zira insan bütün kâinat ile alakadardır, her şeyle münasebeti vardır. Bütün bu harika, planlı ve nizamlı işleri şuursuz bir atoma vermenin, ne denli bir cehalet oluğunu herkes anlar.

Hiçbir zere kendi başına buyruk olarak çalışıyor değildir. Yaptığı mühim iş ve vazife hücreye bakmakta, hücre ise bedenin tamamına nazar etmekte, göz ise sinir sistemi ve damarlar yoluyla bütün beden ile bağlı bulunmaktadır. O atomun ihatalı bir ilmi olması, yani göz hücresinden bütün bir bedene kadar her organı bilip tanıması gerekir ki ona göre adım atsın. Beden de kâinatın tümünden süzüldüğüne göre, göz hücresindeki bir tek atomun yaratıcısı, sahibi ve mâliki ancak bütün kâinatın Hâlıkı olabilir.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?

Yorumlar

karakan
Allah razı olsun
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
nurcu56

"Sebep maddî ise, müsebbebin yanında ve içinde bulunması lâzım geliyor." deniyor. Sebepler zaten maddî değil mi? Sineğin her bir azası kâinattaki unsurlardan bir araya getirilmiyor mu?

Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
Editor (Muaz)

Maddî âlemde tesir ve tedbir, ancak temas ile olur. Yani dokunmadan ve temas etmeden bir şeye tesir etmek mümkün değildir. Mesela, insan bardağı eli tutmadan suyu içemez.

Maddî şeyler temas etmeden tesir ve tedbir edemez. Maddeci felsefe her şeyi tabiata havale ediyor. Yani "sineği icat eden tabiattır "diyor. Tabiat ise dört unsur olan hava, toprak, ateş ve sudan oluşuyor. Bunlar maddî olduklarından bir şeyi icat edebilmeleri için o şey ile temas halinde bulunmaları gerekiyor. O maddî unsurları toplayıp sineğin vücuduna yerleştiren ancak İlâhî kudrettir. Kudret ise diğer bütün sıfatlar gibi maddî olmaktan münezzehtir. İşte madde âlemindeki eşyayı onların maddeleri değil, o maddeleri yaratan İlâhî kudret ve irade idare etmektedir.

Her zihayat bir hülasadan yaratılmıştır. Onun cüz’i bir ferdini kim yaratmışsa, emsali olan bütün fertlerini de o yaratmıştır. Mesela, her ağaç, bir çekirdekten çıkmaktadır. Ağacın yaratılmasında şerik kabul edilmesi halinde, çekirdeğin yapılmasında da şerikin kabul edilmesi lazımdır. Zira ağacı kim yaptıysa çekirdeği de o yapmıştır. İnsanı kim yarattı ise, nutfeyi de o yapmıştır. Kuşları kim halk etti ise, yumurtaları da o halk etmiştir. Hâlbuki bir çekirdeğin içine iki sineğin parmağı dahi girip işleyemez. "Kaldı ki iki şerik, bir çekirdekte iş görebilsin; bu mümkün mü?" denilmektedir.

Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
nurcu56

"Hâlbuki o incecik göze ve hücresine, en ince ve nazik, maddî şeyler bile giremiyor. Ateş orada olsa, gözü patlatır; toprak kör eder. Öyle ise sebepler yapıyor iddiası batıldır, hiçbir delile dayanmamaktadır." Cümlenizi izah eder misiniz?

Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
Editor (Muaz)

Toprağın içindeki element ve mineraller, mükemmel bir süzgeç ve ilim imbiğinden geçtikten sonra göze gidip yerleşiyor. Toprak külli sebeplerden sadece bir tanesidir. Şayet bu işleri sebepler icat ediyor denilirse, toprak gibi külli unsurlara her şeyi bilen ve gören bir ilim ve mutlak bir irade atfedilmiş olur. Çünkü toprak, o mineral ve elementlerin ocağı ve kaynağı hükmündedir. Ya toprak onları uzaktan idare ediyor demek gerekir, ya da o minerallerin her aşamasında toprağın bizzat buluduğunu kabul etmek gerekir.

Toprağın o element ve mineralleri uzaktan idare ettiğini, onların yanında hazır olduğunu, onları o aşamalardan geçirdiğini düşünmek veya iddia etmek gülünç bir durumdur ve koyu bir cehalettir.

Mesela demir elementi topraktan bitkiye ondan da insanın midesine geçiyor, orada birtakım kimyevî merhalelerden geçtikten sonra azalara taksim ediliyor. Bu demir elementi ve geçirdiği aşamaların toprak ile bir ilgisi kalmamıştır. Lakin bu aşamaların hepsi muazzam birer ilmi süreçtir. Bu aşamaları kim planladı ve kim yaptı? Tabiatperestler bu harika fiilleri dört unsur olan toprak, hava, su ve ateşin yaptığını söylemekle kendilerini aldatıyor, akılarını uyutuyorlar.

Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.

BENZER SORULAR

Yükleniyor...