"Takva, menhiyattan ve günahlardan içtinab etmek ve amel-i sâlih, emir dairesinde hareket ve hayrat kazanmaktır." İzah eder misiniz?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Takva, evvela haramları terk etmektir. Bunu, mekruhlardan sakınma takip eder. Mekruh, çirkin bulunan, hoş karşılanmayan fiil, söz ve hâllere denir.

Allah Resulü (asm.) “Helâl belli, haram da bellidir. Fakat bu ikisinin arasında şüpheli şeyler vardır.” diye başlayan bir hadis-i şeriflerinde şöyle buyurur:

“Nasıl bir çoban, koruluğun kenarında koyun otlattığında, koyunlarının her an koruluğa girme ihtimali varsa, şüpheli şeylerden korunmayanın da harama düşme ihtimali öylece vardır.”

Şüpheli, haramın en yakın komşusudur. O araziye girenin bir süre sonra haram sahasına düşmesi kuvvetle muhtemeldir.

Hadiste geçen “otlatma” tabiri çok enteresandır ve nice hikmetleri içinde toplar. “Koyunlar” kelimesinin çoğul olmasıyla, bizim her duygumuz, her hissimiz, aklımız hafızamız, hayalimiz birer koyuna benzetilmiş oluyor. Ve her birinin otladığı şeyler, diğerinden çok farklı.

Otlamada, ağza alıp bir süre çiğnedikten sonra mideye gönderme söz konusu olduğu gibi, biz de bir şeye baktığımızda o şeyin görüntüsü gözümüzden içeri girer. Aynı şekilde, düşündüğümüz şeyler de aklımızda yoğrulur ve hazmedilirler.

Kulaktan giren sesler de koyunun ağzından içeri giren otlar gibi. Kulak zarında titreşime dönüşen bu sesler, bir takım istihaleler sonunda mâna olarak akla takdim ediliyorlar.

Misâlleri çoğaltabiliriz.

İnsan, kendisine emanet edilen kalbini, aklını ve bütün duygularını şüpheli arazilerden uzak tutmak mecburiyetinde. Takva bunu gerektirir. Aksi halde sonu harama varan büyük bir zarara uğranılması kaçınılmazdır.

Takvada ilk akla gelen, haramları terktir. Bunu, mekruhlardan, yani çirkin işlerden sakınma takip eder.

Daha sonra şüpheliler karşımıza çıkar. Hakkında kesin bir hüküm olmayan işlerde, takvaya uygun olanı, haram olma ihtimali olan şüpheli şeyleri de terk etmektir. Daha sonra şüpheliler karşımıza çıkar. Bunların da mekruhlar gibi haramla bir başka komşulukları vardır. Hakkında kesin bir hüküm olmayan işlerde, takvaya uygun olan, haram olma ihtimalini ön plana alıp o fiilleri terk etmektir. Sonra mubah ve helâl olanlar gelir. Bunlardan layıkı vechiyle istifade edip israftan sakınmak da takvadandır.

Sonra mübah ve helâl olanlar gelir. Bunlardan kâfi derecede istifade edip israftan sakınmak da takvadandır.

“... Yiyiniz içiniz, fakat israf etmeyiniz.” (A’raf, 7/31)

Âyet-i kerimesine medar-ı bahs olan yiyecek ve içecekler, elbette ki helâl olanlardır; haramlar zaten yasaklanmışlardır.

Helâlde israf edenler, ona müptela olurlar. İsrafa alışan bir insan ise, alıştığı kadarını bulamadığı zaman şüpheliye meyletmeye başlar. İsraf etmeyen için böyle bir tehlike söz konusu değildir.

Tefsir âlimleri, farklı âyet-i kerimelerden hareketle, takvayı üç mertebeye ayırmışlardır.

1. Şirkten takva: İman ederek şirkten korunmak. Kişi böylece ebedî cehennemde kalmaktan korunmuş olur.

2. Masiyetten takva: Büyük günahları işlemekten, küçüklerde de ısrardan sakınmak. Takvanın en yaygın mânâsı budur.

3. Masivadan takva: Kalbini Hak’tan alıkoyan her şeyden uzak durmak.

Amel-i salih ise; başta farzlar olmak üzere, vacipler, sünnetler, nafile ibadetler, adapları işlemektir. hülasa, Allah'ın razı olduğu fiilleri yapmaktır.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?

Yorumlar

nurcu56

İmandan sonra ahiret, ibadet değil de neden takva?

Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
Editor (m.ali)

Takva, insanın kendini bütün günahlardan koruması ve dinin yasak ettiğinden veya haram olduğunda şüphesi olan şeylerden çekinmek ve sakınmak gibi anlamlara geliyor. Üstad Hazretlerinin veciz ifadesi ile "takva Allah’ın yasaklarından kaçınmak" demektir.

Takvanın bu asırda öne çıkıp, büyük bir önem kazanmasının iki sebebi var:

Birisi, haram ve günahların serbestçe işlenip her tarafı istila etmesidir ki, bu asırda günahlar mergup bir meta haline gelmiştir. Haliyle insanların bu tehlikeden korunması salih amele tereccüh etmiştir. Çünkü günahtan çekinmeyen birisinin salih amel işlemesi, işlese bile bu amelin faydalı olması pek mümkün değildir.

İkincisi, "Zarardan korunmak faydayı elde etmekten önce gelir." kaidesince, takva salih amelden önce gelir. Çünkü takva mühim bir zarar ve tehlikeden korunmak iken, salih amel bir fayda elde etmektir. Yani müminin bu günahlı asırda öncelikli vazifesi takva ile cehennemden kurtulmasıdır; salih amelle cennette yer genişletmek ikinci sırada gelir.

Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
Yükleniyor...