"Tezkiyesiz nefs-i emmaresi bulunmak şartıyla, kendi nefsini beğenen ve seven adam başkasını sevmez. Eğer zahirî sevse de samimi sevemez." İzah eder misiniz?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

"Tezkiyesiz nefs-i emmâresi bulunmak şartıyla, kendi nefsini beğenen ve seven adam başkasını sevmez. Eğer zâhirî sevse de samimî sevemez; belki ondaki menfaatini ve lezzetini sever. Daima kendini beğendirmeye ve sevdirmeye çalışır. Ve kusurunu nefsine almaz, belki avukat gibi kendini müdafaa ve tebrie eyler. Mübalâğalarla, belki yalanlarla nefsini medih ve tenzih ederek, adeta takdis eder ve derecesine göre, مَنِ اتَّخَذَ اِلٰـهَهُ هَوٰيهُ âyetinin bir tokadını yer." (Lem'alar, 28. Lem'a, Yirmi Yedinci Nükte)

"Tezkiyesiz nefs-i emmaresi bulunmak şartıyla kendi nefsini beğenen ve seven adam, başkasını sevmez."

Terbiye edilmemiş ham bir nefis emmaredir. Nefs-i emmâre, şiddetle ve daima kötülüğü emreden ve şehvanî arzulara severek giren nefsin süfli bir mertebesidir. İnsana kötülüğü ve bayağı şeyleri emreden en büyük düşmandır. Aynı zamanda insanın terakki ve kemaline hem en büyük engel hem de en mühim vesiledir. Zira rakipsiz ve düşmansız terakki ve tekemmül edilemez.

Allah, insanın fıtratına koymuş olduğu istidat çekirdeklerini geliştirip büyütmek için nefsi ona musallat etmiştir. Nefis bu yönü ile çekirdek olan kabiliyetlerimizi ağaç yapmak için bir yardımcıdır. Aynı zamanda en büyük düşmandır. Zira insan nefsine mağlup olursa, bu kez de tedenniye gider.

Nefsini ıslah ve terbiye edememiş birisi sadece kendini sever, kendini düşünür, kendi için mücadele eder ve gerçek anlamda başkasını sevemez.

"Eğer zahirî sevse de samimi sevemez, belki ondaki menfaatini ve lezzetini sever."

Eğer görünüşte sevse de samimi sevemez, belki ondaki menfaatini ve lezzetini sever. Yani sevgisi çıkar ve menfaat odaklıdır. Menfaat için sever, menfaat hatırına sayar, menfaat kesildiğinde de sevgisi ve saygısı da anında biter.

"Daima kendini beğendirmeye ve sevdirmeye çalışır ve kusuru nefsine almaz; belki avukat gibi kendini müdafaa ve tebrie eyler."

Nefsini ıslah edememiş insanlar daima kendini beğenir ve başkalarının da beğenmesi için çabalar. Kendi nefsinde bir noksanlık ve leke görmez veya görmek istemez. Öyle ki avukat gibi nefsini savunur ve onu sürekli temize çıkarmaya çalışır.

Nefsini temize çıkarmak, ona toz kondurmamak, kusurlarını örtmek, hatta bunları faziletmiş gibi göstermek. “...Nefislerinizi temize çıkarmayın..” (Necm, 53/32) ayet-i kerimesi de bize bu manayı ders veriyor.

İlave bilgi için tıklayınız:

- Nefsin tezkiyesi, temizlenmesi nasıl olur?

- Nefsimizi nasıl terbiye ve tezkiye edebiliriz?

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Kategorileri:
Okunma sayısı : 1.171
Sayfayı Word veya Pdf indir
Bu içeriği faydalı buldunuz mu?

Yorumlar

Kullanıcı

Tezkiyesiz nefs-i emmaresi bulunmak şartıyla, kendi nefsini beğenen ve seven adam başkasını sevmez. Eğer zahirî sevse de samimi sevemez.Ve kusurunu nefsine almaz, belki avukat gibi kendini müdafaa ve tebrie eyler. Mübalâğalarla, belki yalanlarla nefsini medih ve tenzih ederek, adeta takdis eder ve derecesine göre, 3 مَنِ اتَّخَذَ اِلٰـهَهُ هَوٰيهُ âyetinin bir tokadını yer.

 

Temeddühü ve sevdirmesi ise, aksülâmelle istiskali celb eder, soğuk düşürtür. Hem amel-i uhrevîde ihlâsı kaybeder, riyâyı karıştırır

Bu kişiler toplumda, çevremizde sıklıkla gördüğümüz bencil, egoist veya narsist insan tipleridir, iman sahibi olsalar da tehlike içindedirler.

Evet, bu tip bir nefs-i emmâre (kötülüğü emreden, arzularının esiri olmuş nefis) mütevazı ve nefsini hesaba çeken bir mümine göre çok daha büyük bir uçurumun kenarındadır. Metinde geçen "3 مَنِ اتَّخَذَ اِلٰـهَهُ هَوٰيهُ" (Hevâsını ilah edinen kimse) ayeti, doğrudan şirk tehlikesine işaret eder. Çünkü kişi, Allah'ın rızasını bırakıp kendi heva ve hevesini merkeze koyarak, adeta kendi nefsini ilahlaştırmaktadır. Bu, basit bir günah değil, tevhid inancının temeline yönelik bir yaralanmadır.

Bu kişiler, hatayı kabul etmedikleri için yanlış davranışları ve doğrular arasında tezat, çelişki vardır. Zihinleri yaptıkları yanlış davranışları örtmekte ve kendilerini haklı bulmakta fakat gerçekler ile aralarında uyumsuzluk bulunmaktadır. 

 "Takva kaybı ve ihlas" konusu:

Metin net bir şekilde "amel-i uhrevîde ihlâsı kaybeder, riyâyı karıştırır" diyor. Yani bu adamın ibadetleri, Allah için değil, kendi şahsiyetini parlatan birer vitrin eşyasına dönüşür. Takva (Allah'tan sakınmak) ise, kişinin kendi kusurlarını görmesiyle başlar; bu adam kusurunu nefsine almadığı için takva damarı tamamen kopmuştur. Bu sebeple, mütevazı bir müminin yaptığı küçük bir amelin manevi değeri, bu adamın gösterişli amellerinden katbekat fazladır.

. Peki, "Cennete girse de düşük dereceli mümin" olma ihtimali? 

· Metin, bu adamın Cennete gireceğini kesin olarak söylemiyor. Tam aksine, bu halin bir nevi manevi iflas (müflislik) olduğunu vurguluyor. İhlasını kaybeden bir adamın amelleri, Kur'an'ın ifadesiyle "serap" veya "küle dönmüş toz" gibi olur.

· Eğer bu kişide hâlâ iman (tasdik) varsa, fakat amelleri heva-i nefsine kurban gittiyse, bu kişi cennete sadece Allah'ın lütfuyla girebilir; ancak amelleri tartıya vurulduğunda (mizan) ya hiç ağırlığı olmayacak ya da çok hafif gelecektir. O yüzden  "düşük dereceli mümin olma" ihtimali kesinlikle vardır.

Bencil, egoist, narsist, havalı kişilerin nefislerini beğenmesinin böyle imanî tehlike içinde olduğunu iflasa gidebileceğini risaleler ve yapay zeka yardımıyla böyle anladım. 

Biz şayet mütevazi kalkabilirsek, en azından bu tehlike içinde olmayız.

Siz bu konuda ne düşünüyorsunuz? Çıkarımlarım için fikriniz nedir? 

Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
Sorularla Risale
Güzel ve faydalı bir bakış açısı olmuş. 
1
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
Yükleniyor...