Block title
Block content

"Uhuvvetteki makam geniştir; gıptakârâne müzâhameye medar olamaz." cümlesini izah eder misiniz?

 
Cevap

Değerli Kardeşimiz;

"Evet, eğer mesleğimiz şeyhlik olsaydı, makam bir olurdu veyahut mahdut makamlar bulunurdu. O makama müteaddit istidatlar namzet olurdu. Gıptakârâne bir hodgâmlık olabilirdi. Fakat mesleğimiz uhuvvettir. Kardeş kardeşe peder olamaz, mürşid vaziyetini takınamaz. Uhuvvetteki makam geniştir; gıptakârâne müzâhameye medar olamaz. Olsa olsa, kardeş kardeşe muavin ve zahîr olur, hizmetini tekmil eder."

"Pederâne, mürşidâne mesleklerdeki gıptakârâne hırs-ı sevap ve ulüvv-ü himmet cihetiyle çok zararlı ve hatarlı neticeler vücuda geldiğine delil, ehl-i tarikatin o kadar mühim ve azîm kemâlâtları ve menfaatleri içindeki ihtilâfâtın ve rekabetin verdiği vahîm neticelerdir ki, onların o azîm, kudsî kuvvetleri bid'a rüzgârlarına karşı dayanamıyor. (1)

Tarikatta şeyhlik makamı bir olduğu için, orada bir yarış ve sıkışmanın olması gayet normaldir. Ama Nur mesleğinde böyle bir makam bulunmadığı için, her bir Nur talebesi birbiri ile eşit kardeşler hükmünde oluyor. Haliyle kardeşlik makamı şeyhlik makamına göre daha geniş daha eşitlikçi bir makam oluyor.

Yani burada uhuvvet makamının geniş olması eşitlikçi olması anlamındadır. Öyle ki yer yüzünde herkes Nur talebesi olsa, bu makam hepsini içine alır. Çünkü eşit kardeşlik mutlak bir dairedir, sıkışma ve yarışmaya müsait değildir. Ama şeyhlik bir olduğu için orada yarış ve rekabet çok olur.

Tabi "eşit kardeşlik" kavramı fazilet eşitliği anlamında değil, riyaset ve siyaset anlamındadır. Yani hiçbir Nur talebesi başka bir Nur talebesine riyaset edip siyasi üstünlük kuramaz, özellikle şeyhlik ve mürşitlik tavrı takınamaz. Ama bu onun fazilet üstünlüğüne de zarar vermez.

Mesela, uhuvvet prensiplerine göre Mustafa Sungur Ağabey sıradan bir Nur talebesine şeyhlik anlamında riyaset edemez, onunla bu hususta müsavidir; ama fazilet noktasında belki bir milyon Nur talebesi kuvvetindedir. Bu açıdan bakarsak uhuvvetin makamı şeyhlik makamına nispeten eşit kardeşlik olduğu için daha geniş daha mutlaktır.

(1) bk. Lem'alar, Yirmi Birinci Lem'a.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editör

Kategorisi: İkinci Mani | Yazar: Sorularla Risale | Okunma Sayısı: 2469 | Word indir | Pdf indir
Paylaş

Yorumlar

fakirullah

İnsanın fıtratında kemale doğru gitme, tekamül etme hissi ve istidadı var. Tarikatlarda kemal nokta “şeyhinde fani olmak” aynı şeyhi gibi olmak olarak gösterilmiş. Nur talebeliğinde kemal nokta ise “şahsı maneviye azami kuvvet vermek” manasında gösterilmiş. Buna giden yol da kardeşlerinin güzel meziyetlerini kendine yerleştirmek, nefsi menfaatlerde kardeşini tercih etmek, enaniyetini(benlik hissini) kardeşinde erimek, onu aynı kendin bilmek olarak gösterilmiş. İhlas risalesinde: "belki birbirinin noksanını ikmal eder, kusurunu örter, ihtiyacına yardım eder, vazifesine muavenet eder.." Lem'alar ( 160 )
Kemal nokta kardeşte erimek ve şahsı maneviyi oluşturup kuvvetlendirmek olunca, kendimizi diğer kardeşlere kemalat noktasında altlık/üstlük manasında bir kıyaslama yapmıyoruz çünkü benim makamımın kardeşimle/ağabeyimle/müdebbirimin makamıyla hiçbir ilgisi yok. Makamım tamamen bana, benim hakikatte erimeme bağlı. Faraza kardeşim manevi makam olarak benden üstte olsa bir zararı yok; tersine menfaati var, güzel hasletler sergilediği için bana örnek oluyor. Kardeşim manen benden altta olsa da bir zararı yok; ben ona kuvvet ve destek olabildiğim kadar maneviyatta ilerleyeceğim için belki bana faydası bile olur bu durumun. Elhasıl, kardeşimizin manevi makamı ne olursa olsun uhuvvet yolu “kişilerin dereceleri” üzerine değil, “hakikati yaşama mertebeleri” üzerine kurulmuş olduğu için kimse kimsenin hakiki makamını bilmiyor, bilmeye de ihtiyaç duymuyor. Bu da bizim nefis ve enaniyetimizi kıyaslamaya sokmadan kendi nefsimizle uğraşmaya itiyor. Tamamen hakikati kendine yerleştirmek ve hakikate kilitlenmek üzere kurulu bir yol “uhuvvet” yolu. Makamlar kutub, pir, şeyh, halife, hoca, talebe gibi mahdud 5-10 basamak değil; kardeşler adedince feyizli makamlar var; her biri ihlasımız nisbetinde doğrudan Üstad(RA), Hz. Geylani(KS), Hz. Ali(RA) ve Efendimiz(ASM)’a bağlı olabilecek hadsiz geniş ve hakiki manevi makamları, birbiriyle çarpışma, sürüşme, çekişme olmadan; kimse kimseyi itmeden, birbiriyle küllileşerek, genişleyerek, ruhunu ruhuna dahil ederek gidebileceği bir yol. Herkesin kendisinden üst makamdakinden beslenebildiği bir yol değil de, herkesin -kamil veya gayr-ı kamil- herkesten beslenip tekamül edebildiği bir yol. Mesela yıllardır dersini dinlediğimiz vakıf abimiz, imtihan gereği bir meselede külliyata ters bir düşünce söylese, kitaptan yerini bulup “abi bu mesele nasıldı bir okur musun bize” şeklinde birbirini hakikate çekme manasında muhatab olunabilen bir yol. Ne o abi kırılır, ne bize tuhaf bir üstünlük hissi gelir, çünkü biliriz ki hepimiz kardeşiz, hayatın farklı safhalarında hata yapabiliriz; lütufla birbirimizi hakka davet etmek hem kardeşlik vazifemiz, hem de en büyük makamdır. Bu tarz hakikatin tebliğinde makamlar, ağabeylik, araya girmez, perde olmaz. Yani benim derdim: ”Ben hakkı tutayım da ihtiyacı olan kardeşlerim beslensin, şahsı manevi kuvvetlensin” gibi bir düşünce olunca etrafımdakilerin makamı beni pek ilgilendirmez. Cenabı Hak lütfuyla bu nurlu yolda şahsı maneviye kuvvet verenlerden etsin..

Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
karolin
Mustafa sungur abi başımızin tacidir ama fazilet noktasinda 1 milyon talebeye denk olması bana çok abartı gibi geldi.
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
BENZER SORULAR
Yükleniyor...