"Uluhiyet, mukteza-yı hikmet olarak tezahür istemesine mukabil, en azami bir derecede zat-ı Ahmediye (asm.) dinindeki azami ubudiyetiyle en parlak bir derecede göstermiştir." İzah eder misiniz?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

"Uluhiyet, mukteza-yı hikmet olarak tezahür istemesine mukabil, en azami bir derecede zat-ı Ahmediye (a.s.m.) dinindeki azami ubudiyetiyle en parlak bir derecede göstermiştir. Hem Hâlık-ı Âlemin nihayet kemaldeki cemalini bir vasıtayla göstermek, mukteza-yı hikmet ve hakikat olarak istemesine mukabil, en güzel bir surette gösterici ve tarif edici, bilbedahe, o zattır." (Sözler, Otuz Birinci Söz, Üçüncü Esas.)

Uluhiyet, mabudiyet manasınadır. Uluhiyete karşı kulun görevi ubudiyettir. Üstadımızın ifadesiyle “fıtrat-ı beşeriyede cemale karşı bir muhabbet ve kemale karşı perestiş etmek ve ihsana karşı sevmek vardır.” Bunlar ise ubudiyetin lazımıdır. Zat-ı Ahmediye (asm.) bu kulluk vazifesini en parlak bir derecede ve en mükemmel bir şekilde göstermiştir.

Bütün esması ve sıfatları sonsuz kemalde olan Cenâb-ı Hakk’ın cemâlini, yani Cemil, Rahman, Rahim, Kerim, Muhsin gibi bütün cemali isimlerini tecelli ettirmek istemesine karşı Resulullah Efendimiz (asm) en güzel bir tarif edici ve gösterici olmuştur.

Habib-i Kibriya Efendimiz (asm.) kulluk şuurunda herkesten daha ileri idi, Allah’tan korkma ve yasaklarından kaçınma konusunda herkesten daha hassas idi. O (asm.) gecelerin çoğunda sabaha kadar ibadet ve tefekkür ile meşgul olurdu. Bazı sahabeler, “Ey Allah’ın Resulü! Senin geçmiş ve gelecek bütün günahların bağışlandığı halde niçin bu kadar zahmete katlanıyorsun?” dediklerinde “Allah’a şükreden bir kul olmayayım mı?” buyurmuşlardır.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?

BENZER SORULAR

Yükleniyor...