"Ulûhiyet, mukteza-yı hikmet olarak tezahür istemesine mukabil, en âzamî bir derecede zât-ı Ahmediye (a.s.m.) dinindeki âzamî ubûdiyetiyle en parlak bir derecede göstermiştir." İzah eder misiniz?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

"Ulûhiyet, mukteza-yı hikmet olarak tezahür istemesine mukabil, en âzamî bir derecede zât-ı Ahmediye (a.s.m.) dinindeki âzamî ubûdiyetiyle en parlak bir derecede göstermiştir. Hem Hâlık-ı Âlemin nihayet kemâldeki cemâlini bir vasıtayla göstermek, mukteza-yı hikmet ve hakikat olarak istemesine mukabil, en güzel bir sûrette gösterici ve tarif edici, bilbedâhe, o zâttır.”(1)

Ulûhiyet, mabudiyet mânâsınadır. Ulûhiyete karşı kulun görevi ubudiyettir. Üstadımızın ifadesiyle “fıtrat-ı beşeriyede cemale karşı bir muhabbet ve kemâle karşı perestiş etmek ve ihsana karşı sevmek vardır.” Bunlar ise ubudiyetin lazımıdır. Zât-ı Ahmediye (asm.) bu kulluk vazifesini en parlak bir derecede ve en mükemmel bir şekilde göstermiştir.

Bütün esmâsı ve sıfatları sonsuz kemâlde olan Cenâb-ı Hakk’ın cemâlini, yani Cemil, Rahman, Rahim, Kerim, Muhsin gibi bütün cemâli isimlerini tecelli ettirmek istemesine karşı Resûlullah Efendimiz (asm) en güzel bir tarif edici ve gösterici olmuştur.

Habib-i Kibriya Efendimiz (asm.) kulluk şuurunda herkesten daha ileri idi, Allah’tan korkma ve yasaklarından kaçınma konusunda herkesten daha hassas idi. O (sav.) gecelerin çoğunda sabaha kadar ibadet ve tefekkür ile meşgul olurdu. Bazı sahabeler: “Ey Allah’ın Resulü! Senin geçmiş ve gelecek bütün günahların bağışlandığı halde niçin bu kadar zahmete katlanıyorsun.” dediklerinde “Allah’a şükreden bir kul olmayayım mı?” buyurmuşlardır.

(1) bk. Sözler, Otuz Birinci Söz, Üçüncü Esas.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?

BENZER SORULAR

Yükleniyor...