"Mânidar bir kitap, onu ders verecek bir muallim ister. Ve gayet güzel bir cemal, kendini görecek ve gösterecek bir âyine iktiza eder. Ve gayet kemalde bir sanat, teşhirci bir dellâl ister, elbette bir rehber-i ekmel, bir muallim-i ekber bulunacak." İzah?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Allah’ın isim ve sıfatlarının tecelli ettiği şu kâinat kitabının anlaşılması ve iyi okunabilmesi için bir mürşide ve bir tarif ediciye ihtiyaç vardır. Sonsuz bir güzellik kendini görmek ve göstermek ister, öyle ise kendini görüp göstereceği bir ayna bir tecelli yeri lazımdır ki, bu ayna ve tecelli yeri Hazreti Peygamber Efendimiz (asm)'dir. Evet, Allah’ın sonsuz güzelliğini en mükemmel ve en parlak bir şekilde görüp gösteren ve bunu insanlara talim ettiren Allah’ın resulleridir. Resullerin içinde ise en azam ve en ekmeli Habib-i Kibriya Efendimiz (asm)'dir.

Peygamber Efendimiz (asm), Allah’ın sonsuz kemalde olan sanatını iman ve hidayet nuru ile insanlara ilan ve izhar ediyor. Onun iman ve hidayetine yüz çevirenler inkâr ve şirk batağına düşer ve bu sergiden nasipsiz kalırlar. Allah, kâinat kitabının her bir harfine kitap değerinde manalar ve hikmetler yüklemiş. Bu manaları okuyup anlamak ve insanlara anlatmak vazifesi ise Hazreti Peygamber Efendimiz (asm)'e tevdi edilmiş.

"Hem Sahib-i Âlem'in nihayet derecede âsârındaki cemâlin işaretiyle, nihayetsiz hüsn-ü zâtîsini ve cemâlinin mehasinini ve hüsnünün letaifini âyinelerde mukteza-yı hakikat ve hikmet olarak görmek ve göstermek istemesine mukabil; en şaşaalı bir sûrette âyinedarlık eden ve gösteren ve sevip, başkasına sevdiren yine bilbedahe o zâttır.” (31. Söz)

Resul-i Ekrem Efendimiz (asm) bu hakikatlere en ileri derecede ayinedarlık etmiş, sevip başkalarına da sevdirmiştir. Allah’ın en güzel ve en mükemmel eseri Peygamber Efendimizin (asm) bizzât kendisidir. Güneşlerden, yıldızlardan çok ileri bir derecede esmâ-i ilâhîyenin güzelliklerini ve kemâlini kendi hayatında göstermiş, sergilemiş, o tecellilerin sahibi olan Rabbini en ileri derecede sevmiş, başka insanlara da sevdirmiştir.

"Hem Sâni-i Âlemin nihayet cemâlde olan kemâl-i san’atı üzerine enzâr-ı dikkati celb etmek, teşhir etmek istemesine mukabil, en yüksek bir sadâ ile dellâllık eden, yine bilmüşahede o zâttır." (31. Söz)

Her şeyi en mükemmel ve en güzel olarak yaratan Cenâb-ı Hakk’ın bu ilâhî sanat eserlerini en ileri derecede temaşa ve tefekkür eden, başkalarına da ilan eden Resûllah Efendimiz (asm)’dır.

"Hem şu saray-ı âlemin Sânii, gayet hârika mu’cizeleriyle ve gayet kıymettar cevahirlerle dolu hazine-i gaybiyelerini izhar ve teşhir istemesi ve onlarla kemâlâtını tarif etmek ve bildirmek istemesine mukabil..." (31. Söz)

Esmâ-i İlâhîyeye mecazi olarak künuz-u mahfiyye yani gizli hazineler denilmektedir. Gizliliği görünmemeleri cihetiyledir. Bu derste aynı mânâ “hazine-i gaybiyeler” şeklinde ifade edilmiş.

“İzhar ve teşhir isteme” şu hadîs-i kudsiyi hatıra getiriyor:

“Ben gizli bir hazine idim, bilinmeye muhabbet ettim ve mahlukatı yarattım.”(Acluni, Keşfü'l-Hafa, II/132)

Kâinat bu hikmet için yaratılmıştır. Her mahlûk o hazinenin bir cevheri gibidir. Peygamberlerin ve onların varisi olan âlimlerin vazifesi ise bu cevherlerdeki harika sanatları ve büyük ihsanları dikkate almaları hususunda insanları ikaz etmektir. Bu görevi en ileri derecesiyle ifa eden Resûlulluh Efendimiz (asm)’dır.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?

BENZER SORULAR

Yükleniyor...