"Umur-u hasise ile kudretin mübaşereti görünmesin." ne demektir?
Değerli Kardeşimiz;
"Sultan-ı Ezelînin memurları, saltanat-ı Rububiyetin icraatçıları değillerdir. Belki o saltanatın dellâllarıdırlar ve o Rububiyetin temâşâger nazırlarıdırlar. Ve o memurlar, o vasıtalar kudretin izzetini, Rububiyetin haşmetini izhar içindir, tâ umur-u hasise ile kudretin mübaşereti görünmesin. Acz-âlûd, fakr-pîşe olan insanî bir sultan gibi, acz ve ihtiyaç için memurları şerik-i saltanat ittihaz etmiş değildir." (Sözler, Yirmi İkinci Söz, İkinci Makam, Birinci Lem'a)
Bu ifade, İslam inancındaki zahiri sebepler ve sebepleri yaratan Allah ilişkisini açıklayan çok temel ve derin bir hakikattir. Cümleyi daha iyi kavrayabilmek için önce kelime anlamlarına, ardından da bu hakikatin arkasındaki mantığa bakalım:
Umur-u hasise: Kelime anlamı olarak basit, ehemmiyetsiz, düşük veya çirkin görünen işler demektir. (Buradaki "çirkinlik" hakiki bir kötülük değil, insanın perdedarlık yapan aklına ve hissiyatına bakan görünürdeki durumdur; ölüm, hastalık veya bir meyvenin çürümesi gibi).
Mübaşeret: Doğrudan doğruya temas etmek, bizzat işin içinde görünmek.
İnsanoğlu, yapısı gereği her şeyin arkasındaki derin hikmeti ve güzelliği hemen göremez. Bize göre kötü, kirli veya hazin görünen olaylar vardır.
Eğer Cenab-ı Hak, dünyadaki her işi hiçbir sebep perdesi olmaksızın, doğrudan doğruya gözümüzün önünde bizzat yapsaydı; cahil ve yüzeysel bakan insan aklı, o beğenmediği veya çirkin gördüğü şeylerden dolayı doğrudan yaratıcıyı suçlayabilir, ona karşı hürmetsizlik edebilirdi.
İşte bu cümlede geçen kudretin izzeti ve Rububiyetin haşmetini izhar kavramları tam bu noktada devreye girer:
İzzet ve Haşmetin Korunması:
Allah’ın sonsuz izzeti, azameti ve büyüklüğü, onun her türlü eksiklikten ve kusurdan uzak olmasını gerektirir. Dünyada bize göre hasis yani basit / çirkin görünen işlerin doğrudan Allah’ın eliyle yapıldığı algısı oluşmasın diye, Allah araya sebepleri ve melekleri (memurları) perde yapmıştır.
Şikâyetlerin Sebeplere Gitmesi:
Arada sebepler olduğu zaman, insan bir haksızlığa veya musibete uğradığında şikâyetini o sebebe yöneltir. Örneğin; bir insan vefat ettiğinde kaderi tenkit etmek yerine, ölümün zahiri sebebi olan hastalığı veya Azrail Aleyhisselam'ı (vazifeli memuru) görür. Böylece ilahi kudretin izzetine karşı gelebilecek saygısızlıkların önüne geçilmiş olur.
Meşhur Bir Temsil:
Bu konuyu anlamak için harika bir benzetme kullanılır. Bir padişahın ülkesinde kanunları uygulayan memurları, polisleri ve mahkemeleri vardır. Padişahın bizzat kendisi gelip suçluyu cezalandırmaz veya sokaktaki çöpü temizlemez; bu işleri memurlar yapar.
Bunun sebebi padişahın acizliği değil, makamının izzeti ve haşmetidir. Sıradan veya sevimsiz işlerle padişahın bizzat muhatap olması onun azametine yakışmaz.
Özetle; kâinattaki sebepler, vasıtalar ve melekler, Allah’ın yaratmada ortakları veya yardımcıları değillerdir. Onlar sadece Allah'ın kudretinin büyüklüğünü göstermek ve insanların yüzeysel bakışlarından dolayı ilahi izzete karşı yapabilecekleri haksız itirazları, şikayetleri göğüslemek için konulmuş birer izzet perdesidir. Perdenin arkasında işi bizzat yapan ise yine yalnızca Allah'ın sonsuz kudretidir.
Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü