Üstad'ın Eski Said döneminde, Miran aşireti reisi Mustafa Paşa'ya "Seni öldüreceğim" demesini nasıl anlayabiliriz? Dahilde kılıç çekilir mi?
Değerli Kardeşimiz;
İslam şeriatında dahilde cihad yapılması ve ortamın fitnelerle sıkıntıya sokulması meselesine sıcak bakılmamıştır. Cihad harice karşı olmalıdır. Bu konuya adım adım açıklık getirmeye çalışalım.
1. "Dahilde Kılınç Çekilmez" Düsturunun Mahiyeti
Üstad Hazretlerinin Yeni Said döneminde, sıklıkla vurguladığı "Dahilde kılınç çekilmez; dahildeki cihad manevidir, irşaddır, ikna ve ispatla olur" düsturu, Müslüman bir toplumun kendi içindeki asayişi, düzeni ve kardeşliği korumak adınadır. Müslümanların birbirine silah çekmesi bir fitnedir ve İslam dairesindeki insanlara karşı cihad ancak tebliğ, eğitim ve kalpleri kazanma yoluyla yapılabilir.
Üstad'ımız aşağıda vereceğimiz paragraf gibi çok yerlerde buna ciddi vurgu yapmaktadır:
"Haricî tecavüze karşı kuvvetle mukabele edilir. Çünkü düşmanın malı, çoluk çocuğu ganimet hükmüne geçer. Dahilde ise öyle değildir. Dâhildeki hareket, müsbet bir şekilde mânevî tahribata karşı mânevî, ihlâs sırrıyla hareket etmektir. Hariçteki cihad başka, dahildeki cihad başkadır." (Emirdağ Lahikası-II, 151. Mektup)
Burada ifade edilen hakikat İslam alemini asırlarca keşmekeşlerden ve fitnelerden muhafaza etmiştir.
2. Eski Said Dönemindeki Miran Aşireti Reisi Mustafa Paşa Hadisesi
Üstad'ımızın burada Kel Mustafa Paşa'ya bu ifadeyi kullanması cihad anlamında değildir. Bu bir münkeri defetmek için bir tehdittir. Fakat bir alim namaz kılmayan ve zulüm eden bir devlet paşasına böyle bir tehdit savurabilir mi? Elbette ki hayır.
Üstad'ımızın hayatının kaleme alındığı Tarihçe-i Hayat eserinden olayı olduğu gibi alıntılayıp yorumuna geçelim:
Tillo’da iken, bir gece Şeyh Abdülkadir-i Geylânî (k.s.) Hazretlerini rüyasında görür. Geylânî Hazretleri (k.s.) kendisine hitaben, "Molla Said! Mîran aşireti reisi Mustafa Paşaya gidiniz ve kendisini tarik-i hidayete dâvet ediniz. Yaptığı zulümden vazgeçerek namaza ve emr-i mârufa müdavim olmasını tavsiye ediniz. Aksi takdirde öldürünüz."
Molla Said, bu rüyayı görür görmez, hemen tedarikini yaparak Mîran aşiretine doğru Tillo’dan hareket eder, doğruca Mustafa Paşanın çadırına girer. Paşa orada bulunmadığından, biraz istirahat eder. Sonra Mustafa Paşa içeri girer. Orada hazır olanların hepsi kıyam ettikleri halde Molla Said yerinden bile kımıldanmaz. Paşanın nazar-ı dikkatini celb edince, aşiret binbaşılarından Fettah Beyden kim olduğunu sorar. Fettah Bey, meşhur Molla Said olduğunu bildirir. Halbuki Paşa, ulemadan hiç hoşlanmazdı. Şüphesiz bunun üzerine daha fazla kızmış ise de izhar etmemişti. Molla Said’e niçin buraya geldiğini sorunca, Molla Said cevaben, "Seni hidayete getirmeye geldim. Ya zulmü terk edip namazını kılacaksın veyahut seni öldüreceğim." demesinden, Paşa hiddetlenerek dışarı çıkar. Biraz dolaştıktan sonra yine çadıra girer ve Molla Said’e niçin geldiğini tekrar sorar. Molla Said, "Sana söyledim ya, onun için geldim." der. (Tarihçe-i Hayat, İlk Hayatı)
Yukarıdaki ifadelere dikkatle bakıldığında Üstad'ımıza bu emri Abdülkadir Geylani Hazretleri verdiği için, Üstad'ımız bu emri yerine getirmiştir. Dolayısıyla Gavs-ı Azam Hazretlerinin emri gereği yapılmıştır. Demek oluyor ki buna dahilde bir cihad nazarıyla değil de zulüm işleyen ve namaz kılmayan birisinin cezalandırılması nazarıyla bakılması gerekir.
Nitekim Hz. Büreyde’nin (ra) rivâyet ettiği bir hadis-i şerifte Allah Resûlü (asm) namaz kılmamakla ilgili şöyle buyurmuştur:
“Kâfirlerle aramızı ayıran fark, kılmayı taahhüt ettiğimiz namazdır. Kim namazı terk ederse, kâfir olur.” (Nesâî, Salât, 8)
Bu hadis-i şerifte yer alan “kâfir olur” hükmü için genel kabul görmüş kanaat; insanın namazı inkâr ederek terk etmesidir. İşte Abdülkadir-i Geylani Hazretlerinin Üstad'ımıza verdiği bu emir, bu kabilden olma ihtimali vardır. Yani dahildeki cihad olarak değil, namazı kasten ve amden terk eden ve zulüm işleyen birisine uygulanacak bir had cezası olarak bakılması lazımdır.
"Dahilde kılıç çekilmez" kuralının asıl hedefi, Müslüman bir devlete veya toplumun genel huzuruna karşı isyan çıkarıp asayişi bozmamaktır. Mustafa Paşa'ya karşı yapılan bu çıkış, devlete karşı bir isyan hareketi değil; tam aksine, halkı haraca bağlayan, eziyet eden lokal bir zalime karşı adaleti ikame etme gayretidir.
3. Eski Said ve Yeni Said Dönemin Birleştiği Hakikat
Eski Said ile Yeni Said arasındaki fark, birinin doğru, diğerinin yanlış olması değil; zamanın, şartların ve düşmanın mahiyetinin değişmesidir.
Eski Said döneminde: Zulüm yapanlar fiziki olarak güç uygulayan insanlardı. Bu yüzden o günün şartlarında celadet ve fiili müdahale gerekiyordu. Üstad'ımız bunu Bitlis Valisine, Mardin Mutasarrıfına da aynı şeyi yapmıştır. Şöyle ki;
"Molla Said çok genç yaşta iken siyasî hayata atılır, vatan ve millete hizmete başlar. İlk hayat-ı siyasiyesi Mardin’de başlamıştır. Bunun üzerine bir mutasarrıfın pençe-i kahrıyla, elleri bağlı, muhafız nezaretinde Bitlis’e nefyedildi..."
"...Bitlis’te iken bir gün kendilerine Vali ile bir kısım memurların içki içtikleri ihbar olununca, hiddetlenerek, 'Bitlis gibi dindar bir memlekette hükûmeti temsil eden bir zatın irtikâp ettiği bu muameleyi kabul edemem.' diyerek içki meclisine gider. Evvelâ içki hakkında bir hadis-i şerif okuduktan sonra pek acı sözler söyler. Valinin vurdurmak için işaret etmesi ihtimaline binaen de bir elini rovelverinin bulunduğu yerde tutar." (Tarihçe-i Hayat, İlk Hayatı)
Yeni Said döneminde: Karşıdaki en büyük tehlike iman esaslarına, Kur'an'a ve İslam'ın köklerine sinsice saldıran, kalpleri ve akılları çürüten inkârcı akımlardı. Maddi kılıç, kalpteki şüpheyi ve inkârı yok edemez. Kalpteki dinsizliğe karşı ancak iman hakikatlerinin elindeki elmas kılıç olan Risale-i Nurlar ile cihad edilebilir.
Özetle; Üstad Hazretleri hayatının hiçbir döneminde Müslümanların kendi içinde boğuşmasını, kan dökülmesini istememiştir. Mustafa Paşa'ya çekilen kılıç, Müslümanı Müslümana kırdırmak için değil; namazı kasten terk eden birisini namaza devam etmesini sağlama ve mazlum Müslümana eziyet eden bir şahsın şerrinden korumak için gösterilen bir celadet numunesidir. Risale-i Nur'un ihlas ve asayiş düsturları ile tam bir uyum içindedir.
Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü