"Ve bütün mahlukatı neş’elendiren, şevke getiren ... gibi binler fermanları, Mâlik-ül Mülk’ten, Sahib-i Dünya ve Âhiret’ten dinlemeliyiz. 'Âmennâ ve Saddaknâ' demeliyiz." Burada geçen ayeti ve münasebeti ile açar mısınız?

Soru Detayı

"... ve bütün mahlukatı neş’elendiren, şevke getiren وَبَشِّرِ الَّذِينَ آمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ اَنَّ لَهُمْ جَنَّاتٍ تَجْرِى مِنْ تَحْتِهَا اْلاَنْهَارُ كُلَّمَا رُزِقُوا مِنْهَا مِنْ ثَمَرَةٍ رِزْقًا قَالُوا هذَا الَّذِى رُزِقْنَا مِنْ قَبْلُ وَاُتُوا بِهِ مُتَشَابِهًا وَلَهُمْ فِيهَا اَزْوَاجٌ مُطَهَّرَةٌ وَهُمْ فِيهَا خَالِدُونَ   gibi binler fermanları, Mâlik-ül Mülk’ten, Sahib-i Dünya ve Âhiret’ten dinlemeliyiz. “Âmennâ ve Saddaknâ” demeliyiz.”

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Metinde geçen âyet-i kerîme Bakara Suresinin 25. âyetidir. Bu âyet-i kerîme, mealen, “İman edenleri ve salih amel işleyenleri müjdele” diye başlamaktadır. Üstad Hazretleri bu müjde için "bütün mahlûkatı neş’elendiren, şevke getiren” ifadesini kullanmıştır. Bu, çok manidardır. Demek ki, cennetin varlığı ve mü’minlerin o saadet yurduna gitmeleri bütün mahlûkatı sevindirmekte, şevke getirmektedir. Nur Küliyatı’nın müteaddit derslerinde insanın kâinat ağacının meyvesi olduğu önemle ifade edilir. Bu cümlenin ışığında şöyle diyebiliriz:

Sanki, meyvelerinin cennetle müjdelenmesi kâinat ağacını da sevindirmektedir. Ve bütün mahlûkat, mü’minlere yaptıkları hizmetlerin, cennet hayatını meyve vermesinden son derece memnun olurlar, neş’elenir ve şevke gelirler.

Bu risalede haşrin izah ve ispatı yapıldığından, dersin sonuna mü’minleri cennetle müjdeleyen bir âyet-i kerime konulmuş ve derse bununla hatime verilmiştir.

Âyet-i kerimenin tamamının meali şöyledir:

“İman edip salih amel işleyenlere, kendileri için; içinden ırmaklar akan cennetler olduğunu müjdele. Cennetlerin meyvelerinden kendilerine her rızık verilişinde, 'Bu (tıpkı) daha önce (dünyada iken) bize verilen rızık!' diyecekler. Hâlbuki bu rızık onlara (dünyadakine) benzer olarak verilmiştir. Onlar için orada tertemiz eşler de vardır. Onlar orada ebedî kalacaklardır.”

Tefsir kitaplarında bu konuda geniş bilgiler verildiğinden sadece bir noktayı hatırlatmakla iktifa edeceğiz.

Bu âyet-i kerime, cennet nimetlerini haber veren sair ayetler gibi, haşrin cismanî olacağını ehemmiyetle ders vermektedir. Bazı kimseler, akıllarına uzak göründüğünden yahut muhataplarının âhireti kabul etmelerini kolaylaştıracağı zannıyla, öldükten sonra dirilmenin sadece ruhanî olacağını söylüyorlar.

Bu konuda sadece iki noktayı ifade etmek isteriz.

Birincisi, dirilmenin ruhanî olacağını söylemek mantıken uygun değildir. Zira ölenler dirilirler; ruh ise, Allah’ın lütfuyla bakidir, ölmüyor ki dirilsin. Üstadımızın ifadesiyle insan ruhu hayatta “tedricen ceset libasını değiştirir, mevtte ise birden soyunur.” İnsanın cesedi ömrü boyunca defalarca yenilendiği halde ruhta hiçbir değişme olmaz. Ölüm hâdisesi, ruhun ölmesi değil cesetten ayrılmasıdır. “Her nefis ölümü tadacaktır.” âyet-i kerîmesinin de işaret ettiği gibi, ruh ana rahmindeki hayatı tattığı, dünyaya gelmekle bu hayatı tattığı gibi, dünyadan ayrılmakla da ölümü ve kabir hayatını tadacaktır. Bütün bu hallerde ruh her seferinde farklı şeyler tatmakta ve varlığını devam ettirmektedir.

İkinci nokta ise, haşrin cismanî olmasını akıldan uzak görenler, şu açık hakikati bilmezden geliyorlar. Bu dünyada insanı beden-ruh beraberliğiyle yaratan Cenab-ı Hak, ahirette niçin yaratamasın? Bu konuda, O’nun sonsuz kudreti noktasında hiçbir zorluk olmadığı daha önce izah edilmişti. Hikmeti noktasında da hakikat gayet açıktır. Zira “âhiret hayatı asıl, dünya hayatı ona göre gölge gibi zayıf olduğu” halde, insanın sadece ruhen haşre çıkması halinde, dünya hayatı âhiretten daha üstün olmuş olur. Ve cennette vaad edilen nimetlere de bir mâna verilmez. Bu âyet-i kerîmede, içinden ırmaklar akan cennetlerden, hoş rızıklardan ve temiz zevcelerden bahsediliyor. Ruh için bunların hiçbiri bir mâna ifade etmez. Bütün bu nimetler bedenle alâkalı zevkleri haber vermektedir.

Yirmi Sekizinci Söz’de şöyle buyrulur:

“Cennet, bütün lezâiz-i mâneviyeye medar olduğu gibi, bütün lezâiz-i cismaniyeye de medardır.”

İnsan bu dünyada hem cismiyle hem de ruhuyla farklı lezzetler almaktadır. Yemekten alınan lezzet cismanî, ibadetten ve tefekkürden alınan lezzet ise manevîdir. Dünya âhiretin tarlası olduğundan bu iki çeşit lezzet de en mükemmel şekliyle cennette bulunacaktır. Cennette cismanî lezzetler yanında, ruhun, “kurbiyetle, rü’yetle, cenneti tefekkür etmekle, peygamber sohbetleriyle” alacağı manevî lezzetler de vardır. Ancak, "cennet" denilince insanların ekseriyetinin aklına maddî nimetler geldiğinden, âyet-i kerîmelerde de ekseriyetle buna ağırlık verilmiş, manevî lezzetlere de işaretler edilmiştir.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?

BENZER SORULAR

Yükleniyor...