"Vücud rüsuh peyda ettikçe, kuvvet ziyadeleşir, az bir şey, çok hükmüne geçer." cümlesini izah eder misiniz? Vücudun rüsuh peyda etmesi nasıl oluyor?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Rüsuh; sağlamlık, devamlılık, kararlılık, değişmezlik demektir; rüsuh peyda etmek de kökleşmek, devamlılık kazanmak manasına gelir.

Su havaya göre, toprak suya göre, taş ise toprağa göre daha rasih, daha kuvvetlidir.

Varlıkların kuvvet ve zaaf yönünden muhtelif tabakaları vardır. Nuraniyete yakın olan varlık tabakaları madde ve kesif olan varlık tabakalara nisbetle daha kuvvetli ve kayıtlardan azadedir. Yani varlık tabakaları içinde en zayıf ve kararsız olanı, kesif olan maddi ve cismani tabakadır.

Burada nazara verilen asıl mesele; kuvvetli olan varlık tabakasının kendinden kuvvetsiz olan varlık tabakasında kolay ve zahmetsiz tasarruf etmesidir. Allah’ın varlığı vacib, zati, ezelî, ebedî olduğu, mertebeden, maddeden, zamandan ve mekândan münezzeh ve mukaddes olduğu için, mümkin ve hâdis olan yani sonradan yaratılan bütün varlıklarda çok kolay tedbir ve tasarruf eder.

Allah’ın mahiyeti hiçbir mahiyete benzemez. Allah kâinat cinsinden değildir. Maddeden mücerred ve müberradır. Hiçbir şey Allah’a tesir edip, onu kayıt altına alamaz.

Rütbesi eşit olan askerler, birbirlerine vaziyet verip birbirlerine tesir edemezler. Ama onlardan daha üst bir rütbede olan subay, rahatlıkla onlara vaziyet verir ve istediği yöne hareket ettirir. Buradaki subayın o askerleri istediği gibi hareket ettirmesi ve hiçbir zorlukla karşılaşmaması, mahiyet farklılığına bir misaldir.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Okunma sayısı : 8.095
Sayfayı Word veya Pdf indir
Bu içeriği faydalı buldunuz mu?

Yorumlar

muratkul

Varlıkların kuvvet ve zaaf yönünden muhtelif tabakaları vardır. Nuraniyete yakın olan varlık tabakaları madde ve kesif olan varlık tabakalara nisbetle daha kuvvetli ve kayıtlardan azadedir. Yani varlık tabakaları içinde en zayıf ve kararsız olanı, kesif olan maddi ve cismani tabakadır.
Ozaman alemi şehadet aleminden bir taş parçası alemi misalde bir dağ nasıl olur.                                          
ve kuvveyi hafıza bir et parçası ama kütüphanelerce bilgiyi içinde saklıyor 

et parçası ve taş ve ayna harici vücudu olan şehadet alemindendir daha latif olan misal aleminden bir dağı bir kütüphaneyi bünyesinde nasıl barındırır misal alemi latif ve nuraniyse bu maddi şehadet aleminin küçük parçacıklarında yönetiliyor yöneten maddi küçük şehadet aleminden burayı nasıl anlayacağız 

Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
Sorularla Risale

Gözle görülen, dokunulan, ölçülebilen ve fizik kanunlarına tabi olan dünya. Bu alemdeki her şey, bir nevi kabalık ve yoğunluk taşır. Örneğin, bir tırnak kadar küçük bir hafıza yongası veya bir ayna parçası bu aleme aittir.

Maddeden arınmış, nurani, esirî ve manevi bir boyut. Bilgi, düşünce, hayal ve duygular bu aleme aittir. Bir kütüphane dolusu bilgi veya alemi misaldeki binlerce suret, bu latif alemin varlıklarıdır.

Bir tırnak kadar küçük bir hafıza yongası, kütüphaneler dolusu bilgiyi içinde barındırabiliyor. Veya bir ayna, karşısındaki devasa bir manzarayı küçücük bir yüzeyde yansıtabiliyor. Bu durum, mantıken "kaba" olanın "latif"i nasıl yönettiği gibi bir çelişkiyi akla getirir. Ancak bu, bir yönetimden ziyade, bir yansıma ve tecelli ilişkisidir.

Madde, tıpkı bir ayna gibi, kendisine yansıyan manayı gösteren bir araçtır. Bir ayna, kendisi kaba ve yoğun bir cam parçası olmasına rağmen, sonsuz bir gökyüzünü, devasa bir ormanı yansıtabilir. Aynanın bu yansıtma görevi, onun fiziki yapısıyla değil, ilahi bir kanun olan "suretleri yansıtma" özelliğiyle ilgilidir. Aynı şekilde, tırnak büyüklüğündeki bir yonga, kendisi kaba bir madde olmasına rağmen, ilahi bir kanunla, yani "bilgiyi kaydetme" özelliğiyle, kütüphaneler dolusu bilgiyi içinde barındırır.

Maddi olan şehadet alemi, bir cesede benzer. Alemi misal ise o cesedin ruhu gibidir. Ruh, cesetten daha nurani, daha latif ve daha geniştir. Ancak ceset (madde), ruhun kendini göstermesi için bir araç, bir zarftır. Ruh, o zarf olmadan kendini tam olarak gösteremez. Bu durumda madde, latif olan mananın kendini göstermesi için bir kapı, bir araç, bir menfez vazifesi görür.

Bu durum sadece küçük örneklerde değil, tüm kainatta geçerlidir. İnsan bedeni, ruhun latifliğini ve akıl, kalp gibi manevi güçleri taşımak için bir zarftır. Yeryüzü, sayısız bitki ve hayvan türünün hayat bulduğu bir aynadır. Hava, seslerin ve kokuların taşınmasına aracılık eder.

Dolayısıyla, maddi olanın, manevi olanı yönetmesinden ziyade, maddi olanın manevi olanın tecellisine bir ayna, bir zarf, bir vasıta olması söz konusudur. Maddi unsurlar (tırnak kadar hafıza, ayna), manevi unsurların (bilgi, suret) görülmesine, hissedilmesine ve anlaşılmasına vesile olur. Bu, Allah'ın kainattaki sırlarını ve ilahi kanunlarını gösteren bir mucizedir.


 
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
Yükleniyor...