"Ve âlem-i haricîden olan tırnak kadar bir âyine-i vücudun, âlem-i misal tabakasından koca bir şehri içine alır." Devamıyla izah eder misiniz?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

"Ve âlem-i haricîden olan tırnak kadar bir âyine-i vücudun âlem-i misal tabakasından koca bir şehri içine alır. Ve o âlem-i haricîden olan o âyine ve o hafızanın şuurları ve kuvve-i icadiyeleri olsaydı, bir zerrecik vücud-u haricîleri kuvvetiyle, o vücud-u mânevîde ve misalîde hadsiz tasarrufat ve tahavvülât yapabilirlerdi."

Hardal tanesine ek olarak bir de ayna misali veriliyor. Küçük bir aynayı bir şehre karşı tutsak, o şehrin tamamının görüntüsünü içine alır.

Beyindeki hardal tanesi kadar olan işitme merkezinin de, tırnak kadar küçük aynanın da hariçte vücutları vardır. Ama hafızanın taşıdığı bilgilerin de, aynayı tuttuğumuz şehrin görüntüsünün de hariçte vücutları yoktur.

O hardal tanesinin ve o küçük aynanın şuurları olsa ve icad etme kabiliyetine sahip bulunsalar “o vücud-u mânevîde ve misalîde” yani hafızada yer alan bilgiler âleminde ve aynada akseden şehrin görüntüsünde çok kolay tasarrufta bulunabilirlerdi.

İnsandaki hafıza levh-i mahfuzu temsil ettiği gibi, hayal de âlem-i misali temsil eder. Uyku halinde insanın maddî âlemle münasebeti kesildiği için, sair latife ve duygular gaybî âlemler ile irtibata geçip, oralarda geziniyor.

Kuvvetli bir şey, zayıf bir şeyi yutar. Sağlam olan bir madde, çürük olanı alt eder. Ağır olan, hafif olanı taşır. Kısa olan, uzunun içinde kaybolur. Yani Allah, mahlûkatı içinde sağlamlık ve kuvvet noktasından muhtelif âlemler yaratmıştır. Bu âlemlerin bazısı bazısına nisbeten kuvvetli ve sağlam; bazısı bazısına nisbeten kesif ve nuranîdir.

Mesela, lafız maddî ve kesiftir. Lafzın mânası ise manevî ve latiftir. Hükümleri de farklı farklıdır. Mâna kalp ve beynin derinliklerine inebilirken, lafız ancak ağızda kalır, ötesine nüfuz edemez. Yine toprak maddî ve kesiftir, göze ya da nefes borusuna gitse öldürür. Ama hava nuranî ve latif olduğu için göze de girer, ta ciğere kadar da nüfuz eder.

Mesela, birçok mâna, bir lafzın içine girip yerleşebilir. Kur'an’ın eşsiz lafzına çok ince ve latif mânaların yerleşmesi gibi. Az bir maddenin içine daha hafif olan başka çok maddelerin girmesi mümkündür. Maddî âlemden olan tırnak kadar bir bilgisayar çipine, yüz bin kitabı havi bir kütüphane sığabiliyor.

Küçük bir cam parçası dünyadan bir milyon üç yüz bin kat daha büyük olan güneşi ısısı, harareti, yedi rengi ve mesafesiyle beraber içine alıyor.

Ufacık bir yağ parçası olan gözümüz, nazar ettiği koca güneşi ve semayı, büyük bir dağı ve denizi yutuyor.

Mercimek tanesinden daha küçük olan insan hafızası, ciltlerle kitapları içine alan bir kütüphane gibi.

Küçük bir çekirdeğe ağacın bütün planı yerleştiren Allah, insanda da bütün âlemlerin numunesi var. İnsandaki her bir duygu, her bir latife; kâinatı içine alabilir.

Âlem-i misal; maddî âlemle ruh âlemi arasında bir köprü âlemdir. Ruhlar âlemine göre daha kesif, madde âlemine göre ise daha latiftir. Bu âlem hem maddî âlemden hem de ruhlar âleminden vasıflar almıştır. Misal âlemi hayale yakın bir âlemdir.

Mesela, rüyada gördüğümüz bütün hâdiseler misal âlemindendir. Bize saatlerce sürüyor gibi gelen rüyalar, aslında bir iki dakikalık uyku esnasında gerçekleşiyor. Bunun sebebi misal âleminin, haricî âleme nisbeten daha latif ve daha hafif olmasıdır. Tıpkı çok latif mânaların kesif lafızlar içinde ya da tırnak kadar bir hafıza içine yerleşmesi gibi.

Küçük bir taş, misal âleminde dağ gibi yansır. Bu yüzden rüyalardaki abartılı görülen hâdiseler hakiki hayatta basit ve küçük bir şeye mukabil gelir.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?

Yorumlar

cansizselcuk52
konu ile ilgili şu misaller verilebilir. çekirdek büyüklüğünde bir çip içersine milyarlarca bilgi, görüntü, ses v.s. kaydedilebilmesi. Allah'ın bir çekirdeğin içine koca ağacın tüm programını yerleştirilmesi. insan beyni içinde hardal çekirdeği kadar olan hafiza merkezinin içine bir insan ömründen fazla bilginin yerleştirilmesi
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
karolin
Misal alemi soyut;Allah da soyut ama Allahın varlığı hepsinden üstün ama madde alemi;cismani olmasına rağmen soyut olan bir alemden nasıl üstün olabiliyor?
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
Editor (Muaz)
Soyut cisimden pak ve temiz anlamında kullanılıyorsa Allah'a soyut denilebilir. Ama soyut kelimesi belirsiz, zayıf ve kararsız anlamda anlaşılıyor ise o zaman Allah'a soyut demek caiz olmaz. Allah'ın varlığını maddi varlık şeklinde düşünemediğimiz için maddeden soyut diyoruz. Yoksa Allah'ın varlığı varlıklar içinde en sağlam en kararlı en muazzam olanıdır. Misal alemine atfedilen soyutluluk kararsız ve zayıf olma anlamındadır.
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
Teoman Keskin
İşarat-ül İ'caz'da "Müşahhas olan bir şeyin umumi bir mefhumla mülahaza edildiğine binaen, Zât-ı Akdes de müşahhas olduğu halde... " YANİ ŞAHISLANMIŞ.ŞAHSİYETİ OLAN" anlamında.. O halde Cenab-ı Hakk'a "Soyut" anlamlı MÜCERED denilemez."Tecerrüd" tanımı, sıfat olarak MUHALEFETÜN LİL HAVÂDİS anlamında Risalelerde geçiyor..
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
Editor (Muaz)
Müşahhas kelimesi illede somut ve cismanileşme anlamına gelmiyor. Müşahhas kelimesinin diğer bir anlamı da bilinir ve görünür olma halidir. Kainatta Allah'ın varlığı ve birliği o kadar açık ve net bir şekilde görünüyor ki Allah kainattan daha müşahhastır daha bilinir ve görünürdür denilebilir. Yani Üstadımız burada müşahhas kelimesini elle tutulur bir cisim bir madde anlamında değil bilinir ve görünür anlamında kullanıyor. Mücerred kelimesi ise cisim ve maddeden münezzeh ve mukaddes olma anlamında kullanılıyor.
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.

BENZER SORULAR

Yükleniyor...