Yaşanan feci hâdiselerde, Allah'ın adaleti sorgulanabilir mi? Meseleye nasıl bakmalıyız?
- Yangında telef olan veya trafikte feci şekilde can veren anne ve çocuk görüntülerini izleyince -hâşâ- Allah'ın adaletini sorguluyor gibi hissediyorum. Bu düşünceden nasıl kurtulabilirim?
Değerli Kardeşimiz;
DÖRDÜNCÜ KELİME
لَهُ الْمُلْكُ Yani, mülk umumen Onundur. Sen, hem Onun mülküsün, hem memlûküsün, hem mülkünde çalışıyorsun. Şu kelime, şöyle şifalı bir müjde veriyor ve diyor:"
"Ey insan! Sen kendini, kendine mâlik sayma. Çünkü sen kendini idare edemezsin. O yük ağırdır; kendi başına muhafaza edemezsin, belâlardan sakınıp levazımatını yerine getiremezsin. Öyle ise, beyhude ıztıraba düşüp azap çekme. Mülk başkasınındır. O Mâlik hem Kadîrdir, hem Rahîmdir. Kudretine istinad et; rahmetini ittiham etme. Kederi bırak, keyfini çek. Zahmeti at, safâyı bul."
"Hem der ki: Mânen sevdiğin ve alâkadar olduğun ve perişaniyetinden müteessir olduğun ve ıslah edemediğin şu kâinat, bir Kadîr-i Rahîmin mülküdür. Mülkü sahibine teslim et. Ona bırak; cefâsını değil, safâsını çek. O hem Hakîmdir, hem Rahîmdir. Mülkünde istediği gibi tasarruf eder, çevirir. Dehşet aldığın zaman, İbrahim Hakkı gibi 'Mevlâ görelim neyler / Neylerse güzel eyler.' de, pencerelerden seyret, içlerine girme." (Yirminci Mektup, Birinci Makam)
Zulüm, başkasının mülkündeki haksız tasarrufa denir. Oysa her şey Allah’ın mülkü olduğu ve O’nun mülkünde dilediği gibi tasarruf etme hakkına sahip olduğu için, Allah’ın zulmetmesi aklen mümkün değildir. Yani mülk sahibi mülkünde dilediği gibi tasarruf etme hakkına sahiptir; üstelik bu mutlak mülk sahibi Allah ise, O’nun tasarrufuna zulüm demek asla mümkün olmaz.
Öyle ise meseleye adalet noktasından değil, rahmet noktasından bakmak gerekiyor. Yani "Şu feci hâdiseye rahmet nasıl müsaade etti?" diye hikmetini anlamaya çalışabiliriz. Tabi her hadisenin arkasındaki mutlak hikmeti anlayıp, rahmet ile muvafakat ettirmemiz çok zordur. Burada en güzel çare, Allah’ı isimleri ile tanımak ve kâinattaki tecellilerini tefekkür etmektir.
Dünya hayatı hem Allah’ın bütün isimlerinin tecelli ettiği bir merkez hem de imtihan formatında yaratıldığı için, bir ismin galip gelip, diğer isimlerin saf dışı etmesi mümkün değildir.
Meselâ; Şafi isminin tecelli edebilmesi için canlıların hasta olması gerekiyor; hastalık da sıkıntı ve meşakkat demektir. Sıkıntı ve meşakkat ise, rahmet ile bağdaşmaz, öyle ise rahmet tecellisi bir yere kadar tecelli eder, şayet mutlak tecelli etmiş olsa, diğer isimlerin tecelli etmesine müsaade etmezdi; bu da Allah’ın kâinattaki muradına aykırı bir durum olurdu. Bu tarz misalleri çoğaltabiliriz.
Öyle ise dünyada rahmete zıt gibi duran hadiseleri diğer isimlerin manaları ile anlamaya çalışmamız gerekiyor. Hâdiseye tek ismin penceresinden bakarsak, o zaman işin içinden hiç çıkamayız.
Anne ve çocuğunun trafik kazasında ölmesi rahmet açısından acıklı gibi durabilir, ama diğer isimler açısından gayet rahmetli ve hikmetlidir. Çünkü Allah mutlak rahmet, adalet ve hikmet sahibi olduğu için, bir tarafta sıkıntı veriyor ise, başka bir tarafta rahmet yağmurlarını yağdırıyor demektir. Belki o anne ve evladı yaşasa idi daha büyük sıkıntı ve azaplara maruz kalacaktı; Allah da o anneyi evladı ile cennet bahçelerine davet etti, bunların hepsi muhtemeldir.
Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü
Yorumlar