"Yaratılışa ve maddiyata dair meselelerde Kur’an müphem geçmiştir." Cevap kısmını izah eder misiniz?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

"Yaratılışa ve maddiyata dair meselelerde Kur'ân müphem geçmiştir." dedikleri ikinci şüphelerine cevap, şöyle ki:"

"Şecere-i âlemde, meylü'l-istikmâl vardır. Yani, kâinatın, bir ağaç gibi, bütün zerrâtı ve eczası kemâle meyleder ve kemâle doğru yürümektedirler. O umumî meylü'l-istikmâlden ayrı olarak, insanda da meylü't-terakki vardır. Bu meylü't-terakki çekirdek gibidir; neşvünemâsı pek çok tecrübeler vasıtasıyla olur ve çok fikirlerin mahsulü olan neticelerin içtimâıyla teşekkül ve tevessü etmekle fünunu intaç eder. Bu fünun da, mürettebedir. Yani her ikinci fen, birincisinin neticesidir. Birincisi olmasa, o olamaz. Birincisinin ona mukaddeme ve ulûm-u mütearife hükmünde olması şarttır."

"Buna binaen, bundan on asır evvel gelen insanlara fünun-u hâzırayı ders vermek veya garip meselelerden bahsetmek, onların zihinlerini şaşırtmaktan ve o insanları safsatalara atmaktan gayrı bir fayda vermezdi. Meselâ, Kur'ân-ı Kerim, 'Ey insanlar! Şemsin sükûnuna, arzın hareketine ve bir katre su içinde binlerce hayvanatın bulunduğuna dikkat ediniz ki azamet-i İlâhiyeyi anlayasınız.' demiş olsaydı, bütün o zamanların insanlarını tekzibe sevk etmiş olurdu. Çünkü hiss-i zahirîye muhaliftir. Maahaza, on asırdan beri gelip geçen insanları şaşırtmak, yalnız fünun-u cedidenin zuhurundan sonra gelen insanları memnun etmek, makam-ı irşada muhalif olduğu gibi, ruh-u belâgatle de kabil-i telif değildir."(1)

Kâinatta tekâmül kanunu icabı olarak her şey basitten mükemmele doğru ilerleyerek gelişir. Meselâ; insan önce bebeklik, sonra çocukluk, sonra gençlik ve son olarak ihtiyarlık dönemlerinden geçer, zaman içinde gelişir, büyür ve tekâmül eder.

Bu kanun müsbet ilimlerde de aynıdır. İlk insanların dönemindeki ilimler, basit ve bebeklik döneminde idi. Bu zamanla peyderpey gelişerek günümüze kadar devam etti. Şimdiki teknik ve ilim bir cihetle en kemal dönemini yaşıyor.

Kur’an zaman olarak günümüzden bin dört yüz yıl önce nazil olduğu için, o dönemin insanlarına günümüzün fen ve teknik sahasındaki terakkilerinden açıkça bahsetmiş olsa idi, insanlar bunu anlamakta ve hazmetmekte zorluk çekip inkâr ederlerdi. Bu yüzden Kur’an, bu gibi hususları mücmel bırakmış, ya üstü kapalı olarak ya da işaret nev’inden zikretmiştir.

Kur’an şayet bin dört yüz yıl önce açık bir üslub ile trenden, uçaktan, bilgisayardan bahsetse idi, günümüze kadar geçen on iki asırdaki insanlara büyük bir haksızlık olurdu. İşte bu hikmete binaen, Kur’an öyle beliğ ve mükemmel bir üslup kullanmış ki, ne bu asırdaki insanlar nasipsiz kaldı ne de o dönem insanları anlamayıp inkâr etti.

Hulasa; Kur’an’ın fen ilimlerinden açıkça bahsetmemesi bir eksiklik değil, mükemmel bir belağattır.

(1) bk. İşârâtü'l-İ'câz, Bakara Sûresi, 23 ve 24. Ayetlerin Tefsiri.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Kategorileri:
Okunma sayısı : 2.898
Sayfayı Word veya Pdf indir
Bu içeriği faydalı buldunuz mu?

BENZER SORULAR

Yükleniyor...